12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra tutuklandığımda, annem Mamak Cezaevi’nde görüş yerinde şöyle demişti: “Oğlum keşke topçu olsaydın.” Lise öğrencisiyken Tarsus İdman Yurdu’nda futbol oynuyordum. Maç sonrası zaman zaman sakatlanırdım. Annem de benim bu halime bakıp “Bırak şu topçuluğu” derdi. Futbolu severek oynadım. Erkenden bıraktığım için pişmanım. Futbol kitleleri uyutan bir afyon mudur? Aziz (Nesin) Ağabey, birlikte çıktığımız seyahatlerde benim radyodan maç dinlememe kızardı. Ondan futbolun uyuşturucu etkisi üzerine değişik analizler dinler, haklı olduğunu söyler, ama biraz ötede yeniden maç dinlemeye koştururdum. Aziz Nesin’e “Futbol bazen gerçekten bir oyalanma biçimi olabilir. Ama aynı zamanda bir ülkenin organizasyon kabiliyetini, adalet duygusunu ve geleceğe bakışını da ele veren bir aynadır” yanıtını vermek, aklıma gelmezdi.
“Köklü” bir futbol izleyicisi olarak, Fenerbahçe’nin son yıllardaki başarısızlığına çok üzülüyorum. Milli Takım da Fenerbahçe’yle benzer sorunlarla yüz yüze. 2002 yılındaki dünya üçüncülüğünden bu yana, 2008’deki Avrupa Kupası başarısını saymazsak, 24 senedir ciddi bir hayal kırıklığı ve özlem yaşıyoruz. Dünya Kupası’na o gün bugündür katılamıyoruz. 2002 sonrasındaki gerilemenin nedenleri tartışılabilir. Futbol Federasyonu, günlük siyasi güç mücadelelerinin ya da dış baskıların uzantısına döndüğünde hakemlikten disipline, seçimden yayın ve takvim kararlarına kadar her şey sportif akıl yerine güç ilişkileriyle şekillenmeye başlıyor. Dünyada futbolun oyun temposu hızlanırken Türkiye biraz klasik futbol düzeyinde kaldı. 2002’de tüm dünyayı şaşırtan o büyük yıldızlarımızdan sonra yeni bir kuşak yetiştiremedik. O üçüncülüğün üzerine bir sistem kuramadık. 2002’de, doğru yaş dengesi, deneyim, hoca, uyum ve jenerasyon bir araya gelmişti. Sonra kadro yaşlandı, yenileme gecikti, altyapı yeterince oyuncu üretmedi, teknik-idari istikrar sağlanamadı ve kulüp futbolunun kısa vadeli refleksleri, milli takımın uzun vadeli inşasının önüne geçti. Ancak özellikle son 1-2 yıldır yeni genç yıldızlar üretmeye başladık.
Arda, dünya çapında bir şöhret ve Türkiye doğumlu. Şimdiye kadar genelde takımın en parlak oyuncuları “Avrupa tabanlı” olurdu. Gerçi hala bir “kemik Avrupa tayfası” var: Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü, Oğuz Aydın, Kenan Yıldız, Ferdi Kadıoğlu, Mert Müldür gibi isimler, Almanya-Hollanda- Avusturya doğumlu. Ama Türkiye doğumlu oyuncularımızın ağırlığı da giderek artıyor. Türkiye doğumlular arasında Marmara Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve Ankara doğumlular öne çıkıyor. İlk 11’de ise denge maça göre değişiyor: Bazen Türkiye doğumlular öne çıkıyor, bazen tablo daha başa baş hale geliyor. Arda Güler, Kenan Yıldız ve Semih Kılıçsoy gibi gençlerin sahne alması, “Avrupa tabanlı” bağımlılığı kırıp yerli bir futbol aklı inşa etmeye başladığımızın kanıtı mı? Zamanla göreceğiz. Sonuç olarak, kulüpler, genç futbolcu yetiştirmeye artık daha çok önem veriyor. Hem taraftar hem medya hem de altyapı anlamında çok daha profesyonel bir futboldan söz edebiliyoruz. Türkiye’nin istikrar anlamında bir artısı da Eylül 2023’ten beri Vincenzo Montella’nın teknik direktör olması.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.