Bayramlık kelimeler…

Bayramları, hiçbir şeyi beğenmediğim ergenlik günlerimde bile severdim. Şimdilerde de, eski bayramlardan çok şey kaybedilmiş hâliyle, içimde “sebepsiz” bir sevinç ile karşılıyorum bayram günlerini. Belki kelimenin kökeninin çağrıştırdıklarının gerçek hayatla uzlaşma halinde olduğunu düşünmeyi sevmemden kaynaklanıyordur. Belki de, bayramda birlikte olduklarımın da benimle aynı şeyleri yaşamaya meyilli olmasından.

Bu heyecanlı koşuşturmanın ne zaman başladığını bilmiyorum. Elbette tek bir anda değildir. Ama uzunca bir süreden beri, ne hakkında düşünürsem düşüneyim elime etimoloji sözlüklerini alıp, aklımdaki kelimelerin kökenlerini anlamaya çalışıyorum. Sürekli kesinti halinde bir düşünme gibi gözükebilir en başta, fakat tam tersine kelimelerin kökeni, fikirlerimi birbirine bağlama konusunda zihnimi açıyor, zihnimde heyecan uyandırıyor, bir oyunun içinde şifreleri çözer gibi hissediyorum kendimi. (Bunu yazarken de, “şifre”nin esrarengiz kökenini okuyup hatırlamaktan kendimi alamadım.)

En büyüleyici kelimelerden biri kuşkusuz “rüzgâr”. Kubbealtı Lugatine göre, “Yer değiştiren hava, bu havanın hissedilen etkisi, yel, bâd” anlamına geliyor bu kelime, buraya kadarını gayet iyi biliyoruz. Farsça “gün” anlamına gelen “rūz” ile “kâr” eki birleşiyor ve aslında “bir günde yapılanlar” ya da benim sevdiğim hâliyle “günün getirdikleri” anlamını alıyor. “Rūz” kelimesini “günlük defter” anlamına gelen “ruznâme”den de hatırlayabilirsiniz. Esen rüzgâr ile günün getirdiklerini birlikte düşünmek, “kendini rüzgâra bırakmak” ifadesini bu sefer bu anlamda algılamak içimi açıyor. Fırsat, bu fırsat!

Kelimelerin kökenine bakarken çok ilgimi çeken başka bir konu lisanlar arasındaki geçişler. Farsçadan Arapçaya, oradan Yunancaya, Latinceye, Sanskritçeden Eski Türkçeye oradan Hintçeye gidişli gelişli yolculuklar. Mesela, bizim “tekir” kedilerin adı İngilizcedeki “tiger” ya da Fransızcadaki “tigre” gibi Latin kökenli dillerdeki “kaplan”dan geliyor. O dillere de Eski Yunancadaki kaplandan, yani “tigris” kelimesinden geçmiş. Rahmetli babamın işyerinde her daim, dişiyse adı “Tekir Hanım”, erkekse “Tekir Bey” olan kedileri olurdu, bütün kediler tekir diye geçerdi, kedi demek tekir demekti. Ama aslında o gösterişşiz güzel renk bileşimi ile sadece tekir kediler doğrudan kaplana benzer. Eski Yunancadaki kaplanın Türkçedeki tekire dönüşmesi de benim açından nereden bakarsak bakalım, tekir kediler gibi eğlenceli bir seyahat.

Arapçadaki anlamı ile Türkçedeki anlamları iç içe geçmiş ve hatta sonra kullanım benzerliği açısından gidip Latinceye göz kırpan bir kelime de “ihtiyar”. Korona günlerinden beri artık kısaca (!) “65+” diye ifade edilmeye başlanan, net bir sınır çizilmesiyle birlikte, şuursuzca adeta olumsuz ve zayıf olmak gibi bir algıya kapı aralayan bu kelime, aslında Arapçada “seçmek” fiilinden geliyor ve bildiğimiz “seçkin” veya “hayırlı” anlamlarında. Köylerdeki “İhtiyar Heyeti” de aslında “Seçilmişler Kurulu” anlamına geliyormuş. Yaşlanmanın itibarlı bir konu olarak algılandığı vakitlerde bugünkü “ihtiyar” manasına kavuşmuş olsa gerek. (Etimolojinin verdiği bir hak da bu: Kafanızdaki kavramlara hikaye uydurabilirsiniz! ) “Senato” da Latincede itibarlı bir ihtiyarlık dönemi anlamında bir isim olan ya da yaşlı anlamında bir sıfat olan “senectus” kelimesinden kaynaklanıyor. Yani, bildiğimiz “İhtiyar Heyeti” ya da “Seçkinler Meclisi”. Zaten eskiden Türkiye’de meclisteki senatörler de çoğunlukla, daha tecrübeli, ağır, biz çocukların “bey amca” diye hitap edebildiğimiz kişilerden oluşurdu. Alın size başka bir hikâye!

Bu bayram gününde “bayram” kelimesine bakarsak da, bir kısmı kendi benzetmemiz olabilecek, çok çeşitli hikâyelerle karşılaşabiliriz.

Etimolojik olarak “bayram” hakkında rivayet muhtelif. Bazı kaynaklar, yolumuzu Eski Türkçede “sevinç”, “neşe”, “mutluluk” ve hatta “sükûn” anlamına gelen “badrām” kelimesine çıkarıyor. “Badrām”ı bir aşama öncesinde Farsçayla ve hatta Soğdca ve Sanskritçede aynı anlama gelen “rama” ile ilişkilendirenler var. Bazıları “bayrak” ile, bazıları da Eski Türkçede “zengin” anlamına gelen “bay” ile bağlantı kuruyor.

Birkaç yıl önce, geçen hafta vefat eden Asım Gültekin’in bayram kelimesinin kökeni hakkındaki bir yazısı vardı. Kendi kafasında kurduğu etimolojik hikâyeyi anlatıyordu:

“Evet ben de “bayram” kelimesini “bayrak” ile düşünenlerdenim. Lakin iki farkım var böyle düşünenlerden. Ben kelimeleri yazıdan değil sesten hareketle ele alıyorum. Yazının yanıltıcı olduğunu hem düşünüyor hem de iddia bile ediyorum! İkincisi, kelimeleri ek kök olarak ayırırken sadece sona değil başa da ek aldıklarını hesaba katan biriyim.

Yani şudur: Bayram’ı badram’dan, bayrak’ı batırmaktan getirenler hata ediyorlar. Bayrak ve bayram birbiri ile öyle ilişkili ki. Şöyle yazalım: B-ayra-m. B-ayra-k! Kökte “ayırma” sesini görebiliriz dikkat edersek. Bayram’ın da bayrak’ın da ayırma anlamı taşıdığını iddia ediyorum

Bayram ayrı bir gün, bayrak da ayırıcı bir nesnedir.

Peki baştaki “b”nin ne anlamlar taşıdığını nasıl izah etsem; be’nin ben’in be’si olduğunu, biz’in be’si olduğunu söyleyeyim şimdilik. Birleşmek, birikmek, ben, biz’deki “be” bu! Bir soru ve cevapla biraz daha açayım, göstereyim “b”yi: Orası nasıl burası olur? Biz oraya gidersek, ben oraya gidersem. Biz’in, ben’in b’si “orası”nın başına gelir yani. “B” harfinin geldiği kelimeye bir şeyler yaptığını görebildik mi?

Kimsenin söylemediği bir şeyi, hiç bir kaynakta, sözlükte geçmeyen bir bilgiyi ilk defa söylemenin, iddia etmenin zor bir tarafı var ama yılıp pes etmeye ve hakikati saklamaya hiç niyetim yok!

… Bayram öyle bir şeydir ki, başka günlerden ayırır ama birleştirir; bayrak öyle bir şeydir ki altındakileri ayırır ama o ayırdıklarını birbirine birleştirir, bağlar! İki kelimedeki “b” birleştirme anlamındadır! Biz bunu kelimedeki seslerin her birinin irtibatlı olduğu anlam yoğunluğunu okuyarak görebiliriz. İşte budur!

Bana bu biraz karmaşık açıklama ikna edici geldi. En azından bahsettiğim köken bulma eğlencesinin, bilmece çözme merakının güzel bir örneği. Asım Gültekin’i bu vesileyle hayırla anarken, bu iddiayı da aldım kabul ettim.

Bayramları, hiçbir şeyi beğenmediğim ergenlik günlerimde bile severdim. Şimdilerde de, eski bayramlardan çok şey kaybedilmiş hâliyle, içimde “sebepsiz” bir sevinç ile karşılıyorum bayram günlerini. Belki kelimenin kökeninin çağrıştırdıklarının gerçek hayatla uzlaşma halinde olduğunu düşünmeyi sevmemden kaynaklanıyordur. Belki de, bayramda birlikte olduklarımın da benimle aynı şeyleri yaşamaya meyilli olmasından.

Bayramlar diğer günlerden ayrıdır ve güzeldir. Bu ayrıcalıklı halleriyle, dönüp dolaşıp bizi diğerlerine bağlarlar, tıpkı kelimelerin bağladığı gibi.

Her ritüeli, her kutlamayı küçümseyip, akılla açıklamaya çalışanlara bakmayın. Bir arada olmanın, “seçkin” ve “hayırlı” insanlarla, yani ihtiyarlarla vakit geçirmenin, kendini günün getirdiklerine ve neşesine bırakmanın güzel vesileleri bayram günleri.

Bayramınız mübarek, yani bereketli ve kutlu olsun.

Önceki İçerikKurban bayramının içtimaî hususiyeti
Sonraki İçerikCumhurbaşkanlığı’nın videosu Rum cemaatini kızdırdı