Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Bir cinayet, bin İftira: Narin Güran dosyasında medyanın vicdanı

Bir cinayet, bin İftira: Narin Güran dosyasında medyanın vicdanı

Bir çocuk cinayetini aydınlatma arzusu, insan haysiyetini parçalama hakkı vermez. Nûr Sûresi’nin iftira ayetleri bugün de toplumun ve medyanın dili için yol göstericidir.

Suskunlukla Başlayalım
Bir çocuk öldürüldü.
Sekiz yaşında bir çocuk.
Narin Güran.

Bu cümlenin karşısında önce susmak gerekir. Çünkü bazı ölümler, hakkında konuşmaya başlamadan önce insanın kalbini durdurur. Bir çocuğun öldürülmesi sadece ceza hukukunun konusu değildir. Bir toplumun vicdanının, devletin hakikat arama sorumluluğunun, medyanın ahlâkının ve hepimizin dilinin sınandığı ağır bir hadisedir.
Narin Güran davası da böyle oldu.

Mahkeme Değil, Medya Yargıladı

Fakat bu davada sadece bir çocuğun ölümünü konuşmadık. Daha doğrusu, maalesef sadece onu konuşamadık. Dosya ilerledikçe ekranlarda, sosyal medyada, haber sitelerinde ve mahalle dilinde başka bir şey daha dolaşıma girdi: aile fertlerinin iffetine, mahremiyetine ve insan onuruna yönelen ağır söylentiler.

Anne hakkında, ağabey hakkında, aile içi ilişkiler hakkında insanın yazarken bile zorlandığı iddialar üretildi. Bazıları televizyon stüdyolarında konuşuldu. Bazıları sosyal medyada yayıldı. Bazıları “iddia” kelimesinin arkasına saklanarak dolaşıma sokuldu. Bazıları ise zamanla toplumun zihninde “olmuş olabilir” düzeyinden “herhalde doğrudur” düzeyine geçti.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Bir çocuk cinayetini aydınlatma arzusu, insan haysiyetini parçalama hakkı vermez. Adalet talebi, iftira ruhsatı değildir. Failin bulunmasını istemek, bir annenin veya ağabeyin iffetine delilsiz söz söylemeyi meşru kılmaz. Bu Dava Bize Nûr Sûresini Yeniden Okutmalı.Nûr sûresi, bize tam da bunu öğretir.

Nûr sûresindeki iftira ayetleri sadece geçmişte yaşanmış bir hadisenin tarihî kaydı değildir. Onlar, toplumun dil ahlâkını terbiye eden ebedî ölçülerdir. Bir insan hakkında ağır bir söz duyduğumuzda ne yapacağız? Hemen inanacak mıyız? Paylaşacak mıyız? “Bir şey vardır herhalde” mi diyeceğiz? Yoksa durup delil mi isteyeceğiz?

Kur’an’ın uyarısı çok sarsıcıdır: İnsanlar bazen ağızlarında dolaştırdıkları sözü hafif sanırlar; oysa o söz Allah katında büyüktür.
Bugün bu ayeti televizyon stüdyolarına, sosyal medya hesaplarına, haber sitelerine, WhatsApp gruplarına ve kendi dilimize indirmek zorundayız.

Narin Güran dosyasında medyanın ve sosyal medyanın dili bu imtihanı büyük ölçüde kaybetti. Gazeteci Faruk Bildirici’nin medya eleştirilerinde de gösterildiği gibi, dosya etrafında birçok haber ve iddia sonradan tartışmalı, yanlış veya temelsiz hâle geldi. Dosyada ispatlanmayan ve medyada dolaşıma sokulan oldukça mahrem içerikli iddialar başta olmak üzere, birçok ağır söylenti kamuoyunda dolaşıma sokuldu. Bianet’in derlediği medya değerlendirmesinde de, “yasak ilişki” iddiası dâhil bazı haberlerin sonradan yanlışlandığı veya mahkemede doğrulanmadığı ifade edildi.

Burada şu ayrımı net kurmalıyız:
Cinayet isnadı ayrı şeydir.
İffet isnadı ayrı şeydir.
Yargılama ayrı şeydir. Medya söylentisi ayrı şeydir.

Bir kişi cinayet davasında sanık olabilir. Hakkında mahkûmiyet kararı da verilebilir. Fakat bu durum, onun hakkında doğrulanmamış cinsel içerikli söylentileri yaymayı meşru kılmaz. Bir mahkeme kararı, medya tarafından daha önce dolaşıma sokulmuş her söylentiyi otomatik olarak hakikat hâline getirmez.

Narin Güran davasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi, anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını onadı. Nevzat Bahtiyar yönünden ise verilen önceki ceza, eylemin “nitelikli kasten öldürmeye yardım” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozuldu. Fakat toplum çoğu zaman hukukî hükmü, medyada dolaşan söylentilerin tamamının teyidi gibi okur. Mahkeme bir hüküm verir. Toplum şöyle der: “Demek ki o konuşulanların hepsi doğruymuş.”

Oysa hukukta böyle bir otomatik sonuç yoktur. Hüküm hangi fiile, hangi delile ve hangi gerekçeye dayanıyorsa onunla sınırlıdır. Bir mahkûmiyet kararı, televizyon stüdyolarında veya sosyal medyada dolaşan her mahrem iddianın ispatı anlamına gelmez.

Muhalefet Şerhi: Görmezden Gelinen Detay

Dahası, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde verilen karara Mahkeme Başkanı tarafından muhalefet şerhi düşüldü. Bu şerh, dosyada delil değerlendirmesi, daraltılmış baz raporunun niteliği, kamera görüntülerinin iyileştirilmesi, DNA ve PSA bulgularının yeniden değerlendirilmesi, Yüksel ve Enes Güran’ın iştirak biçiminin somut ve aktif fiille ortaya konulup konulmadığı gibi çok ciddi hukukî itirazlar içeriyor.

Karşı oy metninde, mahkûmiyetin yüksek ihtimale değil kesin ve açık ispata dayanması gerektiği; şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca Narin’in yaklaşık 15 dakikalık bir zaman diliminde anne, ağabey ve amcanın birlikte, müşterek fail sıfatıyla, aynı anda ve somut fonksiyonel katkılarla öldürme eylemine katıldığının kabulünün akla, mantığa ve hayatın olağan akışına uygun düşmediği belirtiliyor.

Yine karşı oy metninde, Narin’in bazı mahrem iddiaları gördüğü için öldürüldüğü yönündeki senaryolara ilişkin somut delil bulunmadığı açıkça ifade ediliyor. Enes Güran’ın bedenindeki izlere ilişkin cinsel içerikli ağır söylentilerin de somut delille desteklenmediği; ısırık izinin Narin tarafından meydana getirilip getirilmediğinin tıbben tespit edilemediği, biyolojik örnekte Narin’e ait DNA bulunmadığı ve bu izlerin atılı suç bakımından sübut delili değeri taşımadığı değerlendirmesi yer alıyor.
Bu noktada Nûr sûresi ile ceza muhakemesi ilkeleri aynı ahlâkî zeminde buluşuyor.

Nûr sûresi der ki: Bilmediğin şeyi konuşma.
Ceza muhakemesi der ki: Şüphe sanık lehine değerlendirilir.
Nûr sûresi der ki: Ağır söz Allah katında büyüktür.
Hukuk der ki: Ağır mahkûmiyet kesin ve açık ispata dayanmalıdır.
Nûr sûresi der ki: İffet isnadı dilin en ağır imtihanlarından biridir.
Hukuk der ki: Delil olmadan hüküm kurulamaz.

Bu iki alan birbirine düşman değildir. Tam tersine, insan haysiyetini birlikte korur. Narin Güran davası bize şunu gösterdi: Bir çocuğun ölümü karşısında toplum olarak çok haklı biçimde sarsıldık; fakat sarsıntımızı her zaman adalet dilinde tutamadık. Öfkemiz, merakımız ve aceleciliğimiz bazen iffet suikastına dönüştü. Çocuğun katilini ararken, yaşayan insanların haysiyetini mahrem söylentilerle yaraladık.

Bunu söylemek, cinayetin vahametini azaltmaz. Narin’in ölümüyle ilgili yargı kararı hukuken kesinleşmiş bir durumdur. Bununla birlikte, kesinleşmiş bu karar, yeni ve kesin bir delil ortaya çıkması halinde yeniden yargılamaya konu olabilir. Ancak tüm bu hukuki ihtimaller bir yana, asıl unutulmaması gereken şudur: Adalet arayışı iftiraya dönüşmemelidir.

Bir Anne Düşünün
Bir anne düşünün.
Evladı öldürülmüş.

Kendi adı, iffete yönelen ağır söylentilerle bütün ülkenin önüne atılmış. Oğlu da benzer biçimde insan onurunu parçalayan iddiaların hedefi olmuş. Kendisi, oğlu ve yakınları ağır cezalarla karşı karşıya kalmış. Böyle bir insan hangi acıya ağlayacağını nasıl bilebilir? Evladına mı, adına mı, oğluna mı, hürriyetine mi, toplumun kendisini nasıl hatırlayacağına mı?

Bu soruyu sormak zorundayız.

Çünkü insan haysiyeti, sadece sevdiğimiz insanların hakkı değildir. Sadece masum olduğuna önceden ikna olduğumuz kişilerin hakkı da değildir. Sanık sandalyesinde oturan kişinin de haysiyeti vardır. Mahkûm edilen kişinin de iffet hakkı vardır. Suç isnadı altındaki insanın da delilsiz söylentiye karşı korunması gerekir.Adaletin büyüklüğü burada ortaya çıkar. Adalet, mağdur çocuğun hakkını ararken sanığın insan onurunu da koruyabilmektir. Adalet, toplumun öfkesine teslim olmadan delile bakabilmektir.
Adalet, cinayeti aydınlatırken iffet isnadını medyanın diline bırakmamaktır. Adalet, “Biz çok öfkeliyiz” diyerek her sözü mubah görmemektir.

Narin Güran davası bu yüzden sadece ceza dosyası değildir. Toplumun insan haysiyetine bakışını gösteren bir aynadır. Bu aynada gördüğümüz manzara iç açıcı değildir. Medyanın büyük bir kısmı sınıfta kaldı. Sosyal medya sınıfta kaldı. Toplumun dedikodu iştahı sınıfta kaldı. Yargının söylenti ile delili ayırma konusundaki performansı, bu dosyada ciddi soru işaretleri bırakmıştır. Ve en önemlisi, Nûr sûresinin dil ahlâkını bugünün haber ve ekran düzenine taşıma konusunda büyük bir eksiklik yaşadık.

Peki ne yapmalıyız?

Önce şunu öğrenmeliyiz: “İddia” kelimesi bizi sorumluluktan kurtarmaz. Bir insanın iffeti hakkında “iddia ediliyor” diyerek konuşmak, o sözün ağırlığını hafifletmez. Bir iddiayı milyonlara ulaştırdığınızda artık sadece aktarıcı değilsiniz; o iddianın toplumsal etkisine ortak oluyorsunuz.

İkincisi, çocuk cinayetleri gibi ağır dosyalarda medya daha çok değil, daha dikkatli konuşmalıdır. Çünkü toplumun acısı büyük olduğunda delilsiz iddialar daha hızlı yayılır. Acı, merak ve öfke birleştiğinde dil kontrolden çıkar.

Üçüncüsü, yargı kararları medya söylentilerinden açık biçimde ayrıştırılmalıdır. Bir mahkeme hangi iddiayı hangi delille kabul ettiğini, hangi söylentilerin dosyada ispatlanmadığını, hangi medya iddialarının hükme esas alınmadığını mümkün olduğunca berrak ortaya koymalıdır. Aksi hâlde karar, toplumun söylenti hafızasını temizlemek yerine onu pekiştirebilir.

Dördüncüsü, biz okurlar ve izleyiciler de kendi dilimizin hesabını ciddiye almalıyız. Bir haberi paylaşmadan önce sormalıyız: Delil nedir? Bu söz kimin haysiyetine dokunuyor? Ya bu insan masumsa? Bu iddiayı yayarsam, yarın yanlış çıktığında ne yapacağım?
Nûr sûresi bize bu soruları sordurur.

Bugün Narin’in hatırasına yapılacak en büyük saygılardan biri, onun ölümünü adaletle aydınlatmak kadar, onun adı etrafında yeni haysiyet cinayetleri işlenmesine izin vermemektir. Çünkü bir çocuğun ölümü toplumun dilini de temizlemelidir.
Adalet, önce dilden başlar.

Ve Nûr sûresi bugün bize şunu söylüyor: Bilmediğini konuşma.Delilsiz ağır söz taşıma. Bir insanın iffeti üzerinde kalabalıkla birlikte hüküm kurma. Bir çocuğun acısını başka insanların haysiyetini yakmanın bahanesi yapma.

Narin Güran davasından geriye sadece “kim öldürdü?” sorusu kalmamalı. Bir soru daha kalmalı: Biz bu dosyada nasıl konuştuk?
Ve daha ağır soru: Allah katında ve vicdanımızda bu sözlerin hesabını nasıl vereceğiz?

Not: Bu yazı, Narin Güran dosyasında mahkemenin yerine geçme veya kesin suçluluk/suçsuzluk hükmü kurma amacı taşımamaktadır. Amaç, dosya etrafında oluşan medya dili, iffet isnadı ve toplum hafızasını Nûr sûresinin dil ahlâkı bakımından tartışmaktır.

  • Uşak Üniversitesi eski rektörü, emekli öğretim üyesi.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın