Bu seçimi kazanamayacağız arkadaşlar!

Bir parti lideri seçimlere az bir zaman kala ekranlara çıkıp; “Kazanamayacağız! dese ne düşünürsünüz? Bu açıklama Batı Avustralya’yı seçim heyecanı sarmışken, seçimlere yaklaşık iki hafta kalmışken yapıldı. Muhalefetteki Liberal Parti’nin lideri Zak Kirkup tarafından... Liberallerin hezimete doğru ilerledikleri düşüncesine ilk itiraz –rakibinden- Başbakan Mark McGowan’dan geldi; “Hayır, yenilmedin!”

Siyaset, son derece ciddi bir iş. ‘Az biraz’ hırs ve beceri ister. İmkansızla karşılaşınca, uzmanların, yorumcuların inanmayan bakışlarına, ortada dönen anket sonuçlarına ve nice engellere rağmen başarıya ulaşabilme kararlılığı gerektirir. 10 defa seçim kaybetmesine rağmen, 11’inci seçime tüm benliğiyle kendini verebilmeyi gerektirir siyaset. Yenilse bile “Oyumuzu koruduk, oyumuzu düşürmedik” gibi cümlelerini güne, gündeme uygun şekilde kullanmayı gerektirir. Laf ebeliğidir, ip cambazlığıdır.

Bu da bizi farklı bir türe getiriyor: Homo politicus.

Bu kişiler yüzüne güldükleri kişiyi sırtından bıçaklayabilir. Bazen kendi partisinden biri, karşı partinin üyelerinden çok daha tehlikeli bir düşmandır. Sonuçta parti lideri olabilmek için o parti içindeki iç savaşı da kazanması gerekir. Başarısızlık hem rakibin, hem de en yakınlarının avantajınadır siyasette. Hırs, ego ve yetenek gerekir.

Bu yüzden siyaset, her baba yiğidin harcı değildir.

Ancak her meslekte olduğu gibi siyasette de yolunu şaşıranlar oluyor.

Bugün size Avustralya’dan bazı Homo Apoliticus örnekleri vermek istiyorum. Yıllar içinde Avustralya’yı güldürmüş ve –bence- Türkiye’nin bilmesi gereken örnekler.

2010’lar boyunca Avustralya’da başbakan olmak kariyer bitiren bir başarıydı. Parti kanunlarında genel başkanı yerinden etmek o kadar kolaydı ki, yapmamak saflıktı.

Şimdi size biraz Game of Thrones-vari bir dizi olay anlatacağım.

10 yıllık bir muhalefet döneminden sonra 2007’de seçimleri kazanan İşçi Partisi ve lideri Kevin Rudd için gelecek parlaktı. Ancak bir sonraki seçimden hemen önce İşçi Partisi’nin meclis grubu Rudd’ın pek de sempatik olmadığını düşündü ve ülkenin artık yeni bir yüze, hatta ilk kadın başbakana, Julia Gillard’a, hazır olduğuna karar verdi. Gillard’la 2010 seçimlerine giren İşçi Partisi, iktidarını devam ettirme başarısını gösterdi. Ancak 2013 seçimlerinden hemen önce Rudd’ın başına gelen Gillard’ın başına geldi. Seçimlere yeni bir yüzle girmeye karar veren İşçi Partisi meclis grubu, eski bir yüzde, evet Rudd’da karar kıldı.

İşçi Partisi içindeki bir türlü bitmeyen karmaşadan rahatsız olan Avustralya seçmeni de 2013’te Liberalleri ve genel başkanı Tony Abbott’ı iktidara getirdi. Ancak Liberallerin meclis grubu da boş durmadı. Abbot’ın antipatik olduğunu düşünüp 2015’te yerine Malcolm Turnbull’u getirdiler. 2016’daki seçimleri kazanan Turnbull’un da sırası 2018’de geldi. Kendi içişleri bakanı, Peter Dutton, meclis grubunda isyan çıkarıp Turnbull’u devirmeye çalıştı. Hırs ve egoda rakip tanımayan Dutton, sadece öldürücü vuruşu yapacak siyasi yetenekten yoksundu. Turnbull’u deviren Dutton yerine –ilginç bir şekilde- şimdiki başbakanımız Scott Morrison’ın gelmesini sağladı. Çünkü doğru zamanda doğru hamleyi yapamamıştı.





Bu güç mücadelesi, vakti zamanında ülke gündeminde böyle resmedildi.

Tabi sürekli değişen başbakanlar seçmenin yorulmasına ve nihayetinde şikâyet etmesine neden oldu. Hatta bir hemşire, yeni ayılan bir hastanın kendine gelip gelmediğini başbakanın ismini sorarak anladıklarını ancak artık sürekli değişen başbakanlardan sonra soruyu değiştirdiklerini söylemişti.

O seçimlerden sonra değişiklik yok. Peter Dutton hala içişleri bakanı. Başbakan Scott Morrison’ın içişleri bakanına ne kadar güvendiğini bilemem ancak Morrison’dan sonra parti liderini değiştirme yetkisi meclis grubundan alındı. Artık parti üyelerinin de sesi var. Zaten 2019’da sürpriz bir şekilde seçimleri kazandığından beri Morrison dahil parti liderlerinin yeri güvende gibi. Yani sadece seçim kaybederlerse yerlerinden olacak gibi görünüyorlar. Tabi seçim kaybetmek için seçimin olmasını beklemeyen liderler de var.

Son Dakika: Ringe Çıkmadan Havlu Attı

Avustralya’yı oluşturan eyaletlerden Batı Avustralya seçime gidiyor. Daha seçime iki hafta var. Tüm ülkede olduğu gibi Liberaller ve İşçi partisi arasında kıran kırana bir mücadele bekleniyor… du.

Ta ki Liberallerin eyalet lideri Zak Kirkup ağzını açana kadar. Eyaletin ana muhalefet lideri Kirkup iki hafta sonraki seçimleri kaybedeceğini ve popüler –şimdiki- Başbakan Mark McGowan’ın 13 Mart’tan sonra başbakan olmaya devam edeceğini söyledi.

“Batı Avustralyalılara karşı dürüst olmam gerekiyor ve onlar da bana Mark McGowan’ın başbakan olmaya devam edeceğini beklediklerini söylüyor”.

Herhangi birinin itiraz etmesine fırsat bırakmadan, sonuçların yakın bile olmayacağını, büyük fark beklediğini açıkladı.

“Burada durup, Liberal partinin lideri olarak Batı Avustralya halkına, seçimlerin çekişmeli geçeceğini veya başbakanlık için iddialı olduğumu söyleyecek değilim.”

Burada altını çizmekte yarar var. Farkı yiyecek olan da kendisi.

Hatta, 13 Mart’ta yeni mecliste kendisinin yeri konusunda bile şüphesi var. Geçen Kasım’da eyaletteki liberallerin lideri seçilen 34 yaşındaki Zak’in işini pek sevmediğini düşünebilirsiniz.

Peki ya tam tersiyse? Belki Zak’i bir siyaset dâhisi olarak görmemiz gerekiyordur. Liberallerin lideri belki de ilginç bir taktik uygulamıştır. Rakibinin pandemi sürecini iyi yönettiği için halkın tam desteğini aldığını görüp, sıradan bir siyasi kampanyayla onu alt edemeyeceğini fark etmiş, hayal gücünü kullanması gerektiğini anlamıştır. Belki de kaybedecek bir şeyi olmayan bir insanın uygulayacağı mükemmel bir oyundur. Belki de benim Türkiye siyaseti ile hemhal bünyemin algılayamayacağı çok derinlikli bir stratejidir.

Zak’in söylediklerine en büyük itiraz, kendi partisinden gelmedi. Liberallerin tarihi bir hezimete doğru ilerledikleri düşüncesine ilk itiraz Başbakan Mark McGowan’dan geldi.

McGowan İşçi Partisinin kesinlikle kazanacağı iddiasına karşı çıktı. Hatta biraz da rakibine alttan alta moral vermeye çalıştı. “Batı Avustralyalılar hiçbir zaman pes etmez. Her zaman mücadele eder.” McGowan ayrıca bizim Zak’in yaptığının, seçmenin iradesine saygısızlık olduğunu söyledi. “Seçim henüz yapılmadı. Batı Avustralyalıların seçme hakkına saygı göstermemiz gerekiyor.”

Rakip beyaz bayrak sallıyor, diğeri “Hayır, hayır! Daha yenilmedin. Sabah ola hayrola” diyor.

Aslında siyasette dünya çapında alışık olduğumuz şey, durum ne kadar umutsuz olursa olsun, parti liderlerinin kendilerine güvendiklerini göstererek, bir şekilde seçmene ve parti adaylarına pespembe bir dünya sunması. Seçimden önce pes etmek normal değil. Anketler veya yorumcular sizin tarihi bir seçim yenilgisine doğru gideceğinizi söylüyor olabilir. Ancak siz, siyasetçi olarak, üç tane seçmeniniz olsa da onlara güven aşılamak zorundasınız.

Zaten Zak’in planı sonradan belli oldu. Liberallerin seçimlerde ezilmesiyle beraber eyaletin İşçi partisinin ve McGowan’ın tam kontrolüne geçeceğini ve İşçi partililerin eyaleti istedikleri gibi yöneteceğini söyledi. “Bu da bildiğimiz anlamda demokrasinin sonu demek.”

Yani, demokrasiyi savunmak için seçimleri kaybedeceğini söyleyen adaya vermek en mantıklısı. En azından Zak’in Batı Avustralyalıları inandırmaya çalıştığı şey bu. Ne kadar başarılı olduğunu iki hafta sonra öğreneceğiz.

Önceki İçerikEş başkanlıkta ileri adım: İki eş başkan da kadın
Sonraki İçerikMaltepe’de çöp krizinde mutlu son: CHP’li belediye ve DİSK anlaştı