1910’da fotoğrafçı Lewis Hine, Vermont’taki bir pamuk fabrikasına gizlice girerek eğirme tezgâhının başında duran bir kızın fotoğrafını çekti. Fotoğrafın altına şu notu düştü: “kansız küçük eğirmeci”. Kız 12 yaşındaydı ve günde 12 saat çalışıyordu; aldığı ücret ise neredeyse sadece karnını doyurmaya yetiyordu.
O dönemde çocuk olmak zordu. Hastalık ve yetersiz beslenmeye, tarlalarda, madenlerde ve fabrikalarda kötü çalışma koşulları ekleniyordu. 1800’lerde bazı ilerici liderler bu durumu düzenlemeye çalıştı ancak sanayiciler buna karşı lobi yaptı. “Zararın kanıtı kesin değil”, “denetim eksik olur”, “ailelerin bu gelire ihtiyacı var” dediler. Hatta bazıları çocuk işçiliğinin yasaklanmasının, çocukların çalışma özgürlüğünü ellerinden alarak temel haklarını ihlal edeceğini savundu.
Tarih bu argümanlara iyi davranmadı. Bugün çocuk hakları demokrasilerimizin temel sütunlarından biri olarak kabul ediliyor. Çocukları korumak bir tercih değil; hukuki ve ahlaki bir yükümlülük.
Ancak hükümetim, 16 yaş altındaki çocuklara sosyal medya yasağı getirme ve buna uymayan teknoloji milyarderlerini yargılama niyetimizi açıkladığında, aynı hatalı argümanlar geri döndü.
Bazıları fabrikalardaki zarar ile dijital alandaki zarar arasında ilişki olmadığını iddia edebilir. Ama yanılıyorlar. Araştırmalar, ergenlerin neredeyse beşte ikisinin sosyal medyada aşırı zaman geçirdiğini ve her bir saatin depresyon riskini yüzde 13 artırdığını gösteriyor. Çalışmalar ayrıca çocukların büyük çoğunluğunun istemedikleri cinsel içeriklere maruz kaldığını ortaya koyuyor; X platformunda, Grok’un lansmanından sonraki ilk 11 günde 3 milyondan fazla sahte çıplak görüntü yayımlandı.
Sosyal medya şirketleri bu zararların farkındaydı. Çeşitli dava süreçlerinde ortaya çıkan iç raporlar, sadece bu zararın bilindiğini değil, bir ölçüde göz yumulduğunu da gösteriyor.
Şimdiye kadar hükümetler sosyal medya alanını düzenlemekte zorlandı; burası yasaların zayıf uygulandığı, suçların nadiren cezalandırıldığı bir “vahşi batı”ya dönüştü. Ama artık başarısız olma lüksümüz yok. Çünkü çocuklarımızın sağlığı, güvenliği ve onuru söz konusu.
Tüm düzenlemelerimiz aynı ilkeye dayanır: Hiçbir ürün, kapsamlı testlerden geçmeden piyasaya çıkamaz. Hiçbir ilaç klinik deneyler olmadan hastalara verilmez. Hiçbir otomobil zorunlu güvenlik özellikleri olmadan fabrikadan çıkamaz. Oyuncak sektöründe tek bir boğulma riski bile tüm ürün serisinin raflardan kaldırılması için yeterlidir.
Ama sosyal medya söz konusu olduğunda, başka hiçbir alanda kabul etmeyeceğimiz bir durumu normalleştirdik: Çocukların, zararının varsayımsal değil kanıtlanmış olduğu bir ortamda büyümesi.
Buna artık son vermeliyiz. Çocuklar için sosyal medyayı yasaklamalıyız. Bu önlem, Birleşik Krallık ve AB’nin en büyük beş ülkesinde yetişkinlerin yüzde 70’inden fazlası tarafından destekleniyor. İspanya bu konuda yalnız değil. Bu hafta Fransa ve 12 ülkeyle birlikte AB düzeyinde koordineli bir adım atıyoruz.
İspanya’da bu yasağı içeren çocuk koruma yasasını oylamaya sunma aşamasına geldik. Ayrıca Instagram ve TikTok gibi platformları, bağımlılığı, kaygıyı ve nefreti körükleyen algoritmik unsurları kaldırmaya zorlamalıyız. Uymayanların ise hukuk önünde hesap vermesini sağlamalıyız.
Hükümetim bu yasağın zorluklarının farkında. Uygulaması kolay olmayacak, aşılmaya çalışılacak. Ama bu zorlukların hiçbiri çocukları koruma sorumluluğumuzdan daha ağır değil. Ve vatandaşlarımıza şunu göstermeliyiz: Elon Musk ya da Mark Zuckerberg gibi teknoloji oligarkları hukukun ve kamu yararının üstünde değildir.
Ne kadar zengin ve güçlü olurlarsa olsunlar, kontrol onlarda değil. Kontrol demokrasilerde.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.