Ana SayfaGÜNÜN YAZILARIDilan Yeşilgöz, gerçekten Türkiye’den kaçabildi mi?

Dilan Yeşilgöz, gerçekten Türkiye’den kaçabildi mi?

Hollanda’da ülkeyi seçime götüren geçici hükümet, geçmişte kamuda başörtü yasağını da savunan Dilan Yeşilgöz’ün İsrail’e karşı yaptırımlara karşı çıkması üzerine dağıldı. Geçmişte Hollanda’nın İsrail büyükelçiliğini üstlenmiş Dışişleri Bakanı Casper Veldkamp, Yeşilgöz’ün İsrail’e yaptırımları kabul etmemesi üzerine diğer bakanlarla birlikte istifa etti. Hollandalıların %78’i İsrail’e tepkili, fakat koalisyon ortağı merkez sağ VVD partisinin lideri Dilan Yeşilgöz İsrail’i eleştiren tüm sanatçıları, siyasetçileri “antisemit” ilan etmenin peşinde. 12 Eylül döneminde Türkiye’den kaçan bir ailenin kızı olan Dilan Yeşilgöz, 12 Eylül işkencecilerinin bile hayal edemeyeceği bir kötülüğün bayraktarlığını üstlenmiş durumda. Ve ne trajik ki İsrail’i eleştiren ne kadar Hollandalı varsa hepsi karşısında ilk Dilan Yeşilgöz’ü buluyor.

41 sene önce Bodrum’dan Kos adasına bir gece yarısı gizlice açılan küçük bir bot bugünün aksine Suriyeli göçmenleri değil, 12 Eylül rejiminden kaçan Tunceli doğumlu Dersimli Kürt Alevi bir aileyi taşıyordu. 12 Eylül darbesinden sonra arananlar listesine eklenen ve Irak sınırından geçerek Hollanda’ya geçen eşi Yücel Yeşilgöz’ün ardından üç sene çocuklarıyla birlikte saklanan Fatma Yeşilgöz, 7 yaşındaki kızı Dilan ve üç yaşındaki küçük kızıyla birlikte Yunanistan’a kaçıyordu. Fatma Yeşilgöz, annesinden aldığı büyük bir el çantasına sığdırabildiği kadar eşyayı doluşturmuş, iki küçük çocuğuyla durmadan sallanan küçük bir bota binerek riskli bir deniz yolculuğuna çıkmıştı. Kendisi de aranıyordu. Hollanda, solcu DİSK sendikası üyeliği nedeniyle arandığını belirten Yücel Yeşilgöz’ün siyasi iltica talebini kabul etmiş, ailesini de getirmesine izin vermişti. Bu nedenle Yunanistan’a geçen Yeşilgöz ailesinin uçak biletleri Hollanda hükümetince karşılandı, 12 Eylül darbesinin ardından dağılan Yeşilgözler darbeden dört yıl sonra Amsterdam Havalimanı’nda buluştu, bir daha da Türkiye’ye yolları düşmedi.

Fakat Yeşilgözler, Türkiye ile bağlarını, olumlu veya olumsuz ilgi ve alakalarını hiçbir zaman koparmadı. Yücel Yeşilgöz, Türkiye’deki mafyalar üzerine bir kitap kaleme aldı; Fatma Yeşilgöz Hollanda’ya Türkiye ve Ortadoğu’dan göç edenlere odaklanan STK’larda görev aldı; Dilan Yeşilgöz ise uzun yıllar Hollanda’daki Amnesty International’ın Türkiye masasıyla çalıştı, Türkiye’deki her türlü siyasi gelişmeyi aktif bir şekilde takip etti, Gezi protestolarını Hollanda’ya anlattı, “Republiek Allochtonie” adlı bir sitede Türkler ve Türkiye gündemi hakkında düzenli yazılar kaleme aldı, Esra Erol’un evlilik programına çıkan gurbetçi Türkleri anlattığı bir yazısından da anlaşılacağı üzere sabah programlarını bile kaçırmadı. 

Dilan Yeşilgöz ailesinin ve geçmişinin de etkisiyle ilk siyasi çalışmalarına Hollanda’daki sol/sosyalist siyasi partilerde ve mülteci derneklerinde başlamıştı. Kültür politikaları üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra Amsterdam Belediyesi’nde danışman olarak çalışan Yeşilgöz, Sosyalist Parti’deki yedi senesinin ardından kendi tabiriyle “göçmen kimliği nedeniyle sol tarafından kurtarılması gereken mağdur” gibi görülmekten sıkılıp, hem de liberalizmin özgürlük, insan hakları ve bireyin potansiyeline verdiği önemden etkilenip merkez sağ liberal VVD’ye (Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi) katıldı. Yeşilgöz’e göre memleketi Türkiye’deki solcuların Hollanda’daki eş değeri merkez sağ liberallerdi.

Özellikle Geert Wilders önderliğindeki aşırı sağın adım adım yükseldiği Hollanda’da Türkiye’de Hollanda’ya gelen bir göçmen için sağ bir partide siyaset yapmak oldukça zor bir seçenekti. Fakat bu durum Yeşilgöz için pek de geçerli değildi. Zira Yeşilgöz, adeta geçmişini, kimliğini ve hikayesini unutturmak adına özel bir çaba harcadı; 2017’den itibaren önce milletvekili, sonra devlet bakanı, adalet bakanı ve nihayetinde koalisyon ortağı VVD’nin genel başkanı olan Yeşilgöz her çıktığı basamağın gerisinde başkası adına duyulan utancın acı bir tortusunu bıraktı. 

Göç politikalarının sıkılaştırılmasını savundu, İslamofobik ve ırkçı Wilders ile koalisyon ortağı olmama kuralını bozarak Wilders’i hükümete taşıdı, Hollanda’nın ilk kadın ve göçmen başbakanı olmak için çıktığı yolda başbakan olamadı fakat aşırı sağcı faşistlere bakanlık verdi ve ne acı ki liberalinden solcusuna birçok Hollandalı İsrail’i en sert şekilde eleştirirken İsrail’i Hollandalılara karşı en ateşli bir şekilde savunan siyasetçilerden birine dönüştü.  

Sadece İsrail’i savunmak değil. Ankara doğumlu Dilan Yeşilgöz, aynı zamanda İsrail uğruna Hollandalı bir şarkıcıyı hedef gösterdi, Filistin gösterilerini engellemeyen devlet kurumlarıyla, Amsterdam belediye başkanıyla çatıştı, Hollanda tarihinde bir ilke imza atarak ülkeyi erken seçime götüren geçici bir hükümetin dağılmasına da sebep oldu.

Gazze, dağılan hükümeti nasıl bir daha dağıttı?

Hollanda, geniş çaplı koalisyonların kurulduğu çok partili bir parlamenter demokrasi. Kendine özgü seçim sistemi nedeniyle birçok parti meclise girip temsil edilebiliyor, tek bir partinin tek başına çoğunluğu sağlaması çok çok nadir bir durum. 2023 hükümet krizine kadar her türlü hükümet krizine rağmen en uzun süre görevde kalan Hollanda başbakanı olarak tarihe geçen “teflon Mark” lakaplı eski VVD lideri ve mevcut NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, son 10 senedir kendi merkez sağ partisi çeperinde çeşitli koalisyonlar kurmayı başarıyor, başbakanın değil ama koalisyon ortaklarına göre politikaların değiştiği öyle yada böyle öngörülebilir bir yönetim sağlıyordu. 

Geert Wilders

Bu durum aşırı sağcı Geert Wilders’in İslamofobik ve göç karşıtı kampanyasının merkez sağdan uzaklaşan seçmenlerce benimsenmesi ve oylarını yükseltmesiyle değişti. Bir zamanlar VVD’nin çekirdek ekibinde olan aşırı sağcı faşist Geert Wilders ve özellikle çiftçilerin eylemleriyle yükselen BBB gibi popülist akımlar karşısında mevzi ve seçmen kaybetmek istemeyen VVD hükümeti, 2023 yılında iltica başvuruları kapsamında ülkeye gelebilecek aile üyelerini kısıtlamak istedi. Buna sosyal liberal D66 ve Hıristiyan demokrat CU partileri karşı çıktı, koalisyondan ayrıldı. Rutte siyaseti bıraktığını açıkladı, ülke seçime gitti, VVD’nin başına Dilan Yeşilgöz geçti. 

Dilan Yeşilgöz ve Mark Rutte

Daha önceleri özellikle “Ben farklı bir göçmenim, onlardan değilim”i göstermek amacıyla özellikle Türk ve Müslüman azınlığın oy verdiği DENK partisi mensubu siyasetçilerle kavga eden, geride bıraktığı Türkiye’deki 28 Şubat’ı andıran başörtü yasaklarını belediye işçileri, kamu çalışanları, güvenlik görevlileri için savunmasıyla, “her kültür eşit değildir” çıkışlarıyla aşırı sağın İslamofobi’sini beslemesiyle dikkat çeken Dilan Yeşilgöz’ün VVD’nin başına geçer geçmez yaptığı ilk iş önceki yönetiminin aksine Geert Wilders ile koalisyona girebileceğini açıklamak oldu. Yine kendisi de geçmişte Hollanda’ya iltica etmiş bir ailenin çocuğu olmasına rağmen iltica hakkının sınırlandırılması, göçün daraltılmasını savundu, doğal olarak solcular tarafından “tırmandığı merdiveni ayağıyla itmekle” suçlandı.

Yeşilgöz sadece Wilders’in üzerinde sörf yaptığı aşırı sağ fikirleri anaakımlaştırarak Wilders’in imajını tazelemesine yardımcı olmadı, gerçekten de sözünü tuttu ve seçimden sonra Wilders ile bir koalisyon hükümeti kurdu. 

2023 seçimlerini büyük bir oy artışıyla birinci tamamlayan aşırı sağcı Özgürlük Partisi, VVD, merkez sağ NSC ve popülist sağ BBB ile birlikte bağımsız bir başbakan liderliğinde bir kabinenin kurulması onaylandı, böylece parti liderleri hükümetin dışında kaldı, Wilders bakanlık veya başbakanlık görevine gelemedi. 

Aşırı sağcıların ekonomi, sağlık, göç, ticaret gibi önemli bakanlıkları almasını sağlayan Yeşilgöz’ün önünü açtığı bu koalisyon elbette bir sene bile ayakta kalamadı. Wilders tahmin edildiği gibi diğer merkez sağ partileri şeytanlaştırmak, seçmenlerinin aklını çelmek adına hükümete 10 maddelik bir göç paketi dayattı, bunun tartışmaya açılmadan kabul edilmesi talebi reddedilince koalisyonu “göçseverlikle” suçlayıp hükümeti dağıttı ve erken seçime gidilmesini sağladı.

Bu nedenle Haziran ayından beri Wilders’ten sonra üç partili kalan bu koalisyon artık ülkeyi seçime kadar taşıyacak olan “caretaker government” yani geçici bir hükümet niteliğini kazandı. 

Fakat ilk kez aşırı sağa bakanlık veren Dilan Yeşilgöz Hollanda için bir ilki daha başardı ve Hollanda tarihinde ilk kez dağılan bir hükümetin ardından kurulan geçici bir hükümetin de dağılmasına neden oldu. 

Mardinli Süryani Ayfer Koç’un eşi olan ve Rutte zamanındaki yolsuzlukların, usulsüzlüklerin peşinden gittiği için popüler olan, 2023 seçimlerindeki ani başarısının ardından siyaseti bırakan, vekillikten de istifa eden Pieter Omtzig’in kurduğu merkez sağ NSC partisinin hükümete Dışişleri Bakanı olarak verdiği Caspar Veldkamp, İsrail’e daha sert yaptırımların alınması gerektiğini savundu. Geçmişte Hollanda’nın İsrail büyükelçiliğini yapan tecrübeli bir diplomat olan Veldkamp, bölgeyi yakından bilen biri olarak İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim planları karşısında AB ve Hollanda’nın çok daha sert adımlar atmasını talep etti. 

Dilan Yeşilgöz karşısında Filistin’i savunan Hollanda Dışişleri Bakanı Caspar Veldkamp

Hollanda 2023 itibariyle 50 milyar Euro’luk yatırımıyla İsrail’e en çok yatırım yapan AB ülkesi. İsrail’e AB yatırımlarının 2/3’ü tek başına Hollanda’dan geliyor. Bu nedenle İsrail’e yönelik yaptırımların Hollanda’da konuşulması, dillendirilmesi İsrail için de oldukça kritik. İşte tam da böylesine bir atmosferde Dilan Yeşilgöz, 29 Ekim 2025’deki seçimlere kadar görevde kalacak olan geçici hükümetin İsrail’e en ufak bir yaptırım kararı almasına karşı çıktı, İsrail Büyükelçiliği yapmış bir Hollandalı diplomata karşı İsrail’i savundu ve Dışişleri Bakanı talebinin reddedilmesi üzerine diğer NSC’li bakanlarla birlikte istifa etti, NSC geçici hükümetten çekildi. 

İsrail nedeniyle geçici hükümet dağıldı. Geçici hükümetin bütçe geçirmesi, kabineye yeni bakanları ataması gibi temel süreçler bile sıkıntıda. Geçici hükümette sadece iki parti kaldı, meclisin ekseriyeti hükümetin karşısında. 

Bu hükümet krizi, faşist Geert Wilders’in sadece göç karşıtlığından değil, İsrail sevdasından da etkilenen Dilan Yeşilgöz’ün İsrail uğruna Hollandalılarla karşı karşıya geldiği ilk mesele değildi. 

Zira Dilan Yeşilgöz birçok defa Hollandalıları İsrail’i yeterince desteklemedikleri için azarlamış, “antisemit” olmakla suçlamış, hatta Filistin destekçisi bir şarkıcının can güvenliği nedeniyle ülkeyi terk etmesine bile sebep olmuştu. 

İsrail’in en iyi dostu

Yeşilgöz, İsrail Dışişleri Bakanı Sa’ar ile.

Dilan Yeşilgöz, başörtülü bir kamu görevlisinin devletin tarafsızlığını zedelediğine inanmakla birlikte Hollandalı bir siyasetçinin Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yakalama emri çıkartılan Netanyahu liderliğindeki ve yine Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı tarafından soykırım suçuyla yargılanan bir ülkenin bayrakları önünde konuşma yapmasında pek bir sorun görmüyor. Bu nedenle sık sık İsrail’i destekleyenlerin toplantılarına katılıyor, her türlü Filistin eylemini antisemit olmakla itham ediyor, Avrupa’nın İsrail etrafında yeterince birleşememesinden ötürü şikayet ediyor. Amsterdam kentinin Yeşiller Partili solcu belediye başkanı Femke Halsema da Filistin gösterilerini engellemediği için Yeşilgöz’ün hedef tahtasında yerini almış bir diğer Hollandalı.

Dilan Yeşilgöz’ün büyük ihtimalle aynı zamanda Ajax takımının yönetim kurulu üyesi olan Hollandalı Yahudi eşinin etkisiyle antisemitizme karşı duyarlı olması anormal bir durum değil. Hollanda’da Almanya gibi Nazi geçmişi olan bir ülke. Bu nedenle Yahudilere karşı nefret suçlarına karşı önlem alınmasını talep etmek abes değil.

Image ref 131242860. Copyright Shutterstock No reproduction without permission. See www.shutterstock.com/license for more information.

Fakat son iki senedir İsrail’i herkes eleştirirken ve Filistin’e yönelik destek artarken Netanyahu hükümetine ve İsrail’in katliam politikalarına ses çıkarmamak, antisemitizme verilen dikkatin onda birini Gazze soykırımına ayırmamak oldukça anormal. Nitekim anketlere göre Hollandalıların ezici bir çoğunluğu İsrail’e silah verilmesine, ticaretin devam etmesine karşı, Gazze’deki katliamı soykırım olarak tanımlıyor, Filistin’i destekliyor, İsrail’e olumsuz bakanların oranı %78’lerde. Hollanda nüfusunun %6-10’unun Müslüman olduğu, Türk kökenli 500 bin kişinin yaşadığı bir göç ülkesi. Türkler, Hollandalılardan sonra ülkedeki en büyük grup. Böyle bir atmosferde, Yeşiller, solcu ve merkez partiler özellikle Gazze’yi destekleyen, İsrail’e çok daha sert yaptırımların alınması savunan bir platformla seçmen karşısına çıkarken Dilan Yeşilgöz ülkedeki göçmen karşıtı İslamofobiklerin “İsrail, medeniyet savaşı veriyor, İslamcıları öldürüyor” argümanlarını besleyen bir pozisyonda. 

İsrail’i protesto etmek isteyen Hollandalılar bu nedenle her seferinde karşılarında Dilan Yeşilgöz’ü buluyor. Yeşilgöz, İsrail’in Batı Şeria’daki işgalci yerleşimlerinden ithal edilen ürünlerin boykot edilmesini bile “antisemit saldırı” olarak ilan ediyor, Filistinliler hakkında pek açıklama yapmamayı tercih ederken 7/24 antisemitizm hakkında konuşuyor, İsrail lobisi aracılığıyla gezilere katılıyor, mahkeme kararlarının aksini ilan etmesine rağmen “Nehirden denize Özgür Filistin” sloganını antisemit buluyor ve mecliste bu sloganın şiddet çağrısı kabul edilmesi için partisine oy verdiriyor, karpuz rozeti takan solcu vekilleri hedef gösteriyor, demiryolları kurumunu Filistin yanlısı gösterilere göz yumduğu için eleştiriyor. Hatta Yeşilgöz, Almanya Şansölyesi Merz’in “İsrail pis işlerimizi bizim yerimize yapıyor” gibi korkunç bir sözünü bile paylaşarak aynı cümleyi kullandı, aynı pozisyonu destekledi. İsrail’in işlediği soykırım, sivil katliamları, bilinçli açlık, yardım için sıraya girenleri katletmesi gibi önemli savaş suçlarını sert bir şekilde eleştirmemekle birlikte Yeşilgöz, İsrail’in çok ciddi bir savunucusu konumda. 

Bütün bu canhıraş İsrail savunusunun en zirve noktası ise 2016 senesinde Eurovision’da Hollanda’yı temsil eden şarkıcı Douwe Bob’un Yahudi bir gençlik festivalinden Siyonist propaganda içeriklerinin olmasını gerekçe göstererek çekilmesi üzerine Dilan Yeşilgöz’ün genç şarkıcıyı “antisemit ve Yahudilerden nefret eden kişi” olarak hedef göstermesi oldu. Genç şarkıcı gelen tehditler üzerine önce ülkeyi terk etti, ardından Yeşilgöz’e dava açtı. Yeşilgöz’e kendi partisinden bile tepki gelince, Yeşilgöz dava aşamasında şarkıcı ile uzlaştı ortak bir metin imzalayarak özür diledi, dava kapandı. 

Dilan Yeşilgöz, Litvanya’daki NATO gücü kapsamında Rusya sınırında nöbet tutan Hollandalı askerleri kıyafetiyle ziyaret edip tank tepesine çıktığı gezisinde hatırladığı uluslararası hukuk, hakkaniyet kavramlarını söz konusu İsrail olunca askıya alıyor, Trump’ı aratmayacak bir coşkuyla İsrail’in gönüllü bayraktarlığını yapıyor. Hem de Hollanda halkının net duruşuna, kalabalık gösterilerine rağmen.

Dilan Yeşilgöz’ün sadece Filistin’e yakın bir coğrafyadan Hollanda’ya gelmesi, ortalama bir Hollandalı’dan daha çok Filistin’e kültürel, dini, kimliksel, geçmiş açısından yakın olmasından öte Avrupa’daki neredeyse bütün siyasetçiler son zamanlarda İsrail ile arasına mesafe koyarken İsrail’i destekleyen nadir siyasetçilerden biri olması tuhaf bir şekilde dikkat çekici.

Nitekim İsrail’i eleştirmenin en zor olduğu Almanya’da bile durumlar değişiyor. Örneğin, 250 bin kişilik Kiel kentinin belediye başkan adaylarından Yeşiller Partili Samet Yılmaz, Almanya’da yerel seçimler için aday olmuş bir Türk’ün normalde almayacağı bir riski göze alıp yerel seçimlerin konusu olmamasına rağmen Gazzeli çocukların tedavi için Kiel kentine getirilmesini vadediyor. Hem İsrail hem Filistin’de akademik çalışmalarını yürüten, Türkiye’nin başkanlık sistemine geçişinin dış politikaya etkisi üzerine bir doktora tezi yazan ve  Kiel belediyesinde daha öncesinde Ortadoğu danışmanlığı yapan, İslami bilimler lisansı mezunu Yeşiller Partili Samet Yılmaz, çoğu Alman siyasetçinin yok saydığı bir konuyu yerel seçimde gündeme getirmekten çekinmiyor. 

Nitekim aynı politikayı Almanya’nın ilk Türk belediye başkanı Hannover belediye başkanı Belit Onay da savunuyor. Bu nedenle Onay, öfkeli sosyal medya kullanıcıları tarafından “antisemit, göçperest” ilan edilmiş durumda. Birçok İsrail destekçisi, yaralı Gazzeli çocukların tedavi için Almanya’ya gelmesine bile tahammül edemiyor. Aynı Gazzeli çocukların ABD’ye tedavi için gelmesini engellemek için vize vermeyi durduran Trump hükümeti gibi. 

İşte bu noktada Samet Yılmaz, Belit Onay gibi siyasetçiler Trump dünyasına karşı kürek çekerken, Dilan Yeşilgöz berisinde İsrail bayrağı, önünde göçmen karşıtı konuşma metinleriyle Trump ve Wilders’in estirdiği rüzgarı arkasına alıp yelken açmaya çalışıyor.

Bu nedenle de 29 Ekim 2025’te düzenlenecek olan erken seçim için yapılan anketlere göre oylarını düşürmüş durumda. Makul seçmenlerini merkez partilere, sağcı seçmenlerini aşırı sağa kaptırıyor. Filistin ve konut sıkıntısı gibi problemleri cesurca dile getiren Yeşil-sol ittifak ise oylarını arttırıyor, aşırı sağcı Wilders ile başa baş bir seçim götürüyor. Bu sefer Yeşilgöz dahil kimse Wilders ile koalisyona girmek istemiyor, ama Yeşilgöz ile solcuların bir ittifak kurması da zor gözüküyor. Bu noktada başında Hollanda’nın ilk açık kimlikli eşcinsel başbakanı olmaya aday Rob Jetten’in bulunduğu sosyal liberal D66 ve Hıristiyan Demokrat CDA’nın alacağı oy miktarı önemli. Hollanda, 29 Ekim’deki seçimleri İsrail karşısında sert yaptırımları savunan geniş bir merkez-sol koalisyonla veya Wilders’in oylarında önceki rekorlarını kıran yeni bir rekorla birinci bitirip geri kalan partilerin hükümet kurmakta zorlandığı yeni bir uzun soluklu krizle bitirebilir.

Hollanda’nın 30 Ekim sabahına nasıl uyanacağı meçhul, fakat oylarını yükseltse veya siyasi kariyerini yenilgi sonucu bitirme kararı alsa da Batı’nın desteğiyle Gazze’de şiddetini düne, bugüne karşı daha da arttırarak yaşanacaklar Dilan Yeşilgöz’ün geceleri vicdanı rahat bir şekilde yastığa başını rahat koymayacağı kesin. 

Bugüne kadar nasıl rahat koyduğu da ayrı bir mesele. 

Çantaya atılan lanet

Dilan Yeşilgöz, Türkiye’den çok tepki gösterilen Avrupalı siyasetçilerden biri. Babası üzerinden çıkan PKK manşetleri, arkasında poz verdiği Karabağ’ın 90’lardaki işgali sırasında çekilmiş silahlı Ermeni kadının fotoğrafı, 1915’in Ermeni Soykırımı olarak tanınması için lehte oy vermesi, meclisteki Türk vekillerle girdiği sert kavgalar, Türkiye aleyhindeki açıklamaları nedeniyle hem iktidar hem muhalif medyada büyük ihtimalle “Türkiye düşmanı” sıfatının en çok kullanıldığı kişilerden. Basit bir Google taraması bile bunu anlamak için yeterli. 

Mütemadiyen kendisinin diğer göçmenlerden farklı olduğunu, Türkiye’yi geride bıraktığını vurgulayarak ve belki de en çok geldiği coğrafyadaki acıları küçük görerek basamakları çıkan Yeşilgöz için bu manşetler ve tepkiler “ben onlardan değilim, farklıyım” demek için büyük bir fırsat. Büyük ihtimalle hepsini büyük bir keyifle dostlarına gösteriyor, “karanlıkların ülkesinden, aydınlıkların ülkesine” kaçtığı “kahraman göçmen” hikayesi için koleksiyon olarak biriktiriyor. Geride bıraktığı Türkiye’de yaşanan her olumsuz şey, geride bıraktığı hikayenin etkisini beslediği için Yeşilgöz için paha biçilemez bir kişisel “birikim”. Belki de İsrail’in Ortadoğu’yu ateşe vermesi bu yüzden kendisini pek rahatsız etmiyor. 

Fakat Dilan Yeşilgöz, Türkiye’yi, Ortadoğu’yu geride bıraktığı hususunda epey yanılıyor. Zira 1984 yılında Bodrum’dan açılan küçük botta sadece büyük bir el çantası değil, Türkiye ve bölgenin “kadim laneti” de vardı. Dilan Yeşilgöz, bu topraklarda huzurun ve demokrasinin kalıcı bir şekilde yeşermemesinin en büyük sebebi olan o laneti de beraberinde Hollanda’ya taşıdı. Kendine benzemeyenlerin derdini duymamak, savunduğu değerleri ve ilkeleri sadece kendi mahallesi söz konusu olduğunda hatırlamak, insanları mezhebine, kimliğine, dinine göre ayırmak, katı bir mezhepçilik, kapsayıcı olmayan bir kimlikçilik, mutlak güce katıksız bir hayranlık. İnsanların birbirini öldürdüğü 70’li yılların, siyasi görüşlerinden kimliklerinden ötürü insanların katledildiği 12 Eylül dikta rejiminin, faili meçhul cinayetlerle, köy yakmalarla Kürtlerin sistematik olarak hedef alındığı 90’lı yılların, dindar kesimlerin dışlandığı 28 Şubat’ın, kısaca Alevisinden sekülerine, Kürt’ünden Ermenisi’ne her kesimin bir dönem mağdur olmayı tattığı Türkiye’nin o kadim laneti. Sopanın sağ elden sol ele, sol elden sağ ele alındığı ama asla kırılmadığı, iktidarı ele geçirenin yeni bir öteki yaratıp farklı kesimleri bu sopayla şevkle dövdüğü, mahalle duvarlarının bir türlü yıkılamadığı toplumlara kara talihini bir türlü geride bıraktırmayan o lanet. 

Dilan Yeşilgöz, işte bu lanetin tavizsiz bir bayraktarı. Türkiye’nin bu kadim lanetinin sahici bir mirasçısı. Doğduğu topraklara dair iyi ne varsa geride bırakmış, kötü ne kadar özellik varsa hepsinin ta kendisine dönüşmüş biri. İşin kötüsü, ister solcu ister sağcı olsun, ister muhalif ister iktidar destekçisi olsun Türkiye’yi yatay kesen, geniş kesimleri birleştiren Filistin davası gibi, dünyadaki mazlumların ve haksızlığa uğrayanların yanında hizalanmak gibi Türkiye’yi farklı kılan ve güzelleştiren iyi özelliklerden de nasibi almadan bu topraklara dair kötü ne varsa onu Hollanda’ya taşıyan biri. 

12 Eylül rejimi de insanları kimliklerine göre ayırıp, sıralayıp, hor görüyor, sözde “büyük amaçlar” için temel insan haklarını askıya almayı uygun görüyordu. Ne trajik ki Dilan Yeşilgöz, kaçtığını söylediği 12 Eylül rejiminin her bir kötü özelliğini sadist bir şekilde arttırarak daha önce görülmemiş bir şekilde uygulayan Netanyahu rejiminin gönüllü bayraktarlığını üstlenmiş, korkunç bir soykırımın Avrupa’daki nadir aklayıcılarından biri olmuş durumda. Dünyadaki 12 Eylül benzeri askeri cunta rejimlerinin hayal bile edemeyeceği kötülük, gaddarlık bugün İsrail’i yönetiyor. 12 Eylül hapishanelerinde yaşanan işkencelerin çok daha ötesi İsrail’de uygulanıyor. İsrail televizyonlarda Filistinli tutsaklara tecavüz edilip edilmemesi gerektiği açıkça tartışılıyor, videoya yansıyan işkence ve tecavüzler açığa çıkıp mecburen soruşturma açılınca iktidar mensubu İsrailli vekiller destek vermek için hapishane önlerinde eylem yapıyor, işkenceler artık açıkça utanmadan savunuluyor. Dilan Yeşilgöz’ü kaçtığı 12 Eylül rejimi işkenceleri reddeder, saklardı, Netanyahu ise açıkça benimsiyor, savunuyor, hatta iktidar ortağı faşist bakanlar bu tür işkencelerle gurur duyuyor. Güvenlik bakanı Ben-Gvir, askeri cunta rejimlerini aratmayacak bir tavırla Filistinli tutsaklara İsrail marşları dinletiyor, Gazze’deki enkaz görüntülerini hapishane duvarlarına asıyor, kameralarla Marwan Barghouti gibi ünlü siyasi tutsakların hücresini basıp azarlayıp rezil ediyor. Dilan Yeşilgöz ise bunların hiçbirini kınamıyor. 

Elbette sadece kendi mahallesinin hakkını savunmak, ötekinin sesini duymamak Türkiye’nin tek “laneti” değil. Büyük bir coşku ve şevkle verilen bir mücadele sonucu farkında olmadan, büyük davalar uğruna hayatın çeşitliliği ve sokağın akışını es geçerek temel ilkeleri, insanların itirazlarını duymazlıktan gelerek karşı mücadele verilen kişiye, görüşe dönüşmek de bu toprakların bir diğer kadim laneti. Tıpkı Dilan Yeşilgöz gibi. Ne eksik ne fazla. Dilan Yeşilgöz’ün taşıdığı bu laneti yüzüne çarpanlar ise kendilerine benzemeyen, aynı dine inanmayan Gazzelileri savunan Hollandalılar. Filistin’e destek vermek için sokağa çıkan Hollandalılar, şarkıcılar, binlerce aktivist, belediye başkanları, vekiller İsrail’i eleştirince karşılarında ne trajik ki Ortadoğulu olarak tanımladıkları, Ankara doğumlu bir kadını buluyor. Dilan Yeşilgöz, bu kadim lanete öyle bir şevkle kapılmış ki göç ettiği Hollanda’daki binlerce Filistin destekçisinin yüzüne haykırdığı gerçekleri duymuyor. 

Bu nedenle geçmişte attığı tweetler’de en büyük hayallerinden biri Türkiye’deki arkadaşlarıyla deniz kıyısında rakı-balık yapmak olmasından Esra Erol’ü bölüm bölüm izleyip siyasi analiz yazıları yazmasından anlaşılacağı üzere çaktırmasa da bir gözü doğduğu ülke Türkiye’de olan Dilan Yeşilgöz, yarın öbür gün emekli olup Türkiye’ye yerleşirse tahmin ettiğinin aksine pek yabancılık çekmeyecektir.

Zira bize dair iyi ne varsa geride bırakan, ama kötü ne varsa yanında götüren Dilan Yeşilgöz; doğduğu toprakları geride bırakmasına sebep olan ne varsa işte onun ta kendisi. 12 Eylül rejimini alkışlayanların bile hayal edemeyeceği bir kötülüğün şakşakçısı. 

Böyle bir planı var mı yok mu bilemem, ama Türkiye’den Avrupa’ya göç etmiş herkes gibi nihayetinde emekliliğini sakin bir Ege kasabasında geçirmek istediğinden emin gibiyim. Fakat Netanyahu’yu aratmayan bir İsrail destekçiliği karşısında kendisiyle Türkiye’de rakı sofrasına oturmak isteyen kafa dengi bir dost bulabilir mi? 

İşte bundan hiç emin değilim. 

- Advertisment -