Batı toplumlarında Hıristiyan olmayan bir sayısal azınlığın bir çoğunluk konforu içinde yaşaması ve çoğunlukların da bir azınlık konforuna mahkum edilmeleri için icad edilen çokkültürcülük gibi bir dizi politik mekanizmanın aniden lağvedilip tasfiye edildiği bir zamandayız. Bir devrin sonu geldi gerçekten. Batıda yaşanan bu ani değişimin sebepleri sadece Batıda aranamaz.
Çoğu insan meselenin sebebinin Avrupalıların tipik çifte standartçılığı ve Hıristiyan asabiyetiyle hareket etmeleri olduğunu zannediyor. Evet, Avrupalılar bu konularda gerçekten düşkün sayılırlar. Ancak bu hikayede onlar da mağdur sayılabilir. Demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk düzeni gibi bir dizi normatif yapının hak ile yeksan olduğuna şahit olduk. “Bunlar var mıydı ki yok oldular diyelim” şeklinde itiraz etmek mümkün. Olmasalar da var gibi hareket ediliyordu. Artık o kadarı da yok.
Bugün Batı dünyası adı altında geçen beşeri coğrafyadaki büyük çözülüşün sebepleri elbette birden fazladır. Ancak önemli bir sebep, bunu ayakta tutan önemli bir iktidar odağının aldığı tasfiye kararıdır.
Adı geçen normlarla kendine Batı toplumlarında yer, meşruiyet ve hakimiyet sahası açmak isteyen bir demografi artık buna ihtiyaç duymadığına kanaat getirmiş görünüyor. Vatansızlığı ile maruf ve kendi çıkarı dışında bir kutsalı olmayan bu tür bir odağın kerhen parçasıymış gibi göründüğü (görüntü verdiği) Batıdan boşanma saati geldi. Çünkü içeriden köleleştirmekten artık dışarıdan köleleştirmeye geçiş için şartlar olgunlaştı.
Vatansızlığın önemli bir handikapı ihanet ettiği evsahibi toplumların uyanıp galeyena gelmeleri durumunda kaçacak kendine ait bir deliğin bulunmaması veya yaslanılacak bir güvenli limana, kendine ait bir kriminal adaya sahip olmamasıydı. Bugün dünyada insanlığın en iğrenç suçlarını işleyenlerin kaçtığı, bütün dünyada işlenen finansal soygunların hasılatının aktığı bir yer var. Bu, o meşhur ve melun ada değil bizzat terör ile kurulan Epstein devletidir.
Uluslararası suç örgütü, gemisini yeterince tahkim ettiğine kanaat getirdiği için içinde yolcu olarak seyehat edip kaptan köşklerini haraca bağladığı Batı gemisini batırmaya karar verdi. Bir mülteci teknesi sanılıp denizde yer verilen şeyin daha sonra üstü tank altı bir nükleer denizaltı olduğu farkedildi. Derken bir nükleer denizüstü gemisi olarak bütün insanlığa meydan okumaya başlayacağını (daha hala) takdir etmekte zorlananlar var. Ancak mesele tam da budur.
Şimdi hala çoğu kişiye “Titanik’tir batmaz” diye düşündükleri Batı medeniyet gemisini birilerinin batırmaya karar verdiğini anlatsanız, inandıramazsınız. “Mış” gibi yapılan uluslararası kurum ve normların birden tasfiye edilerek tekno-askeri bir küresel rejime geçişin başlatılması sözkonusu. Bunun yapılması için gemiyi batıranların gemiden ayrılıp içinde keyifle oturup batan gemiyi seyredecekleri kendilerine ait savaş gemisinin hazır hale gelmesi gerekiyordu. Yanılabilirler ama hazır olduklarına inanıyorlardı.
Bugün yaşanan şudur: Lansmanı yapılan yeni bir imparatorluk için mevcut imparatorluğun feda edilmesi. Amerikan imparatorluğu sağdan ve soldan ele geçirilmiş bir siyasetin palyaçoları eliyle başka rakiplere musallat edilerek çatışmalarda sömürülüyor. Eski imparatorluk yeni impartorluğun mıntıka temizlikçisi olarak kullanılıyor. Sonra da karar anı geldiğinde eski imparatorlukta iç savaş çıkarılıp ateşe verilmek istenecek. Bir terör örgütü kendisini yeni süpergüç olarak ilan ettiğinde size hala “o kadarlık nüfusla mı” ya da “bütün bir Batı’ya rağmen mi” diye soracak insanlar çıkacaktır.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.