Feray Salman: ‘STK’lara yönelik keyfi uygulamalar daha da artacak’

İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) Genel Koordinatörü Feray Salman, “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi"nin yol açacağı sivil örgütlenme sorunlarına dair görüşlerini Serbestiyet’e anlattı.

AK Partili milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulan “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”nin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri bugün (25 Aralık’ta) başlıyor. Bu yasa teklifi kabul edilirse, STK’lar uygulamada ne gibi somut problemlerle karşılaşacak?

Yasa geçtiğinde, yürütme erkinin nefret söylemine baş vurduğu, hukuk-adalet tanımadığı, kutuplaşmış, yargı bağımsızlığı ortadan kalkmış bir ülkede ne olacaksa o olacak: Politikaları eleştiren, hak mücadelesini yürüten sivil toplum kuruluşlarına yönelik keyfi uygulamalar daha da artacak.

İnsan hakları çalışmalarını tanımayan, kriminalize eden bir politikanın ve uygulamanın varlığı bu olasılığı gerçekçi kılıyor. Ayrıca yardım temelli çalışan sivil toplum örgütlerinin yardım politikalarını tamamiyle iktidarın istediği biçimde düzenlemek zorunda kalacağı da aşikâr görünüyor. 

Türkiye’de terör tanımının muğlaklığını,  bağımsız bir adli kolluk mekanizmasının olmadığını ve şimdiye kadar karşı karşıya kaldığımız hukuk dışı uygulamaları düşündüğümüzde, yasa teklifinde getirilen zorunlu denetimin, derneklere katılma, yönetimde yer alma istekliliğinde negatif bir etki yaratacağını iddia etmek yanlış olmayacaktır.

Uluslararası sivil toplum kuruluşları bu düzenlemeden nasıl etkilenecek?

Sivil toplum kuruluşları uluslararası sivil toplum örgütleri ile ortak projeler yapabilmektedir. Bu projeler Dernekler Dairesine halihazırda bildirilmektedir. Ayrıca Türkiye, muğlak terör mevzuatı sayesinde, hoşlanmadığı kurumları teröre destek vermekle suçlayabilmektedir.  Örgütlenme özgürlüğünün özüne dokunan düzenlemelerin, uluslararası sivil toplum kuruluşları üzerinde caydırıcı bir etki yaratması muhtemeldir.

İktidar temsilcileri, bu düzenlemenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına uyum için yapıldığını söylüyor. BMGK Türkiye’den bunu istiyor mu, yoksa bu bir fırsatçılık mı?

BMGK’nın kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda aldığı bir dizi karar var. Bunların arasında yer alan 2001 tarihli 1373 sayılı BMGK kararı kapsamında, kara para aklama ile terörizmin finansmanını denetleyen ve hükümetler arası bir kuruluş olan Mali Eylem Görev Gücü (FATF) oluşturulmuş. FATF, kendisine üye olan devletleri değerlendiriyor.

FATF, 2019 yılı Ekim ayında yayımladığı Türkiye değerlendirme raporunda “kâr amacı gütmeyen kuruluşlar” olarak adlandırılan sivil toplum kuruluşları hakkında üç önermede bulundu: Sivil toplum kuruluşlarının ulusal risk değerlendirmesinden haberdar olmasını sağlamak… terörün finansmanı riskine karşı güçlendirilmesini temin etmek ve son olarak da orantılı ve caydırıcı tedbirler geliştirmek.

Ancak FATF, bu tedbirlerin sınırlarının net ve amaca uygun olması yolunda bir uyarıda da bulunmuş raporunda. Mesela  6 numaralı tavsiyesinde, hükümetleri, terörizmin ve kara para aklamanın finansmanını önlemek için çalışırken insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeye ve masum üçüncü kişilerin haklarını tanımaya çağırmış.

Ne var ki Meclis’e getirilen teklifin bu uyarıyı dikkate almadığını, insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensipleri üzerinden bir değerlendirme içermediğini görüyoruz.  Ayrıca pek çok hukukçunun da belirttiği gibi Anayasaya da aykırılık içeriyor bu düzenlemeler.