FETÖ ex machina

Aristo’dan bu yana “deus ex machina” (Yunanca orijinaliyle “apo mekhanes theos”) yöntemiyle kaostan şıp diye düzen çıkarmak, insanları olmayacak şeylere ve şüpheli kurtarıcılara inanmaya zorlayan, dolayısıyla yazarın yaratıcılık yoksunluğunu açığa vuran bir yazım ve anlatım tekniği olarak, yani hayli eleştirel biçimde yorumlanıyor.

[19 Aralık 2020] Osman Kavala tekrar yargılanıyor. 15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişiminde yer aldığı iddia ediliyor. Sosyal medyada bir yargı mensubunun karısını dövdüğü rivayeti dolaşıyor. FETÖ’nün itibarsızlaştırma çabası diyor. Bir Fransız şirketinin alacak-verecek dâvâsı oluyor. Avukatları karşı tarafın avukatını “şikâyet dilekçesini verdiği anda FETÖ’den içeri alınacak” diye tehdit ediyor.

1930’ların Moskova Duruşmaları bugün cereyan etse, bütün o Troçkist, Buharinist, sağ sapmacı, sol sapmacı, emperyalist, kapitalist, Faşist, Nazi işbirlikçisi suçlamalarının yanı sıra bir de FETÖ’cü eklemek gerekecek.

Orhan Veli’nin ünlü şiirini de yeniden yazmalı: “Açlıktan bahsediyorsun; / Demek ki sen komünistsin [pardon FETÖ’cüsün]. / Demek bütün binaları yakan sensin. / İstanbul’dakileri sen, / Ankara’dakileri sen… / Sen ne domuzsun sen!”

1848’de Marx ve Engels “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” demişlerdi (A spectre haunts Europe: the spectre of Communism). O da yeniden formüle edilebilir. Türkiye’de bir hayalet dolaşıyor: FETÖ hayaleti.

Samuel Beckett de ünlü piyesinin başlığını Godot’yu Beklemek yerine belki FETÖ’yü Beklemek koyabilirdi, 2020 Türkiye’sinde.

Bundan otuz kırk yıl önce bir deterjan reklamı vardı: Nasıl başardınız? Mintax’la canım Mintax’la. Çamaşırda Mintax, bulaşıkta Mintax. Şimdi ise FETÖ her şeyi temizlemeye yarıyor.

Tabii bunun şöyle problemleri var: Gülen örgütlenmesini olduğundan çok daha güçlü, neredeyse karşı durulmaz gösteriyor. Üstelik, işin cılkını çıkartıyor. FETÖ her derde deva bir suçlama haline geldi. Başı sıkışan FETÖ’ye başvuruyor. Bu da gerçek suç ve suçlamalara gölge düşürüyor. Habire kurt geldi diye bağıran çoban misali, inandırıcılık diye bir şey kalmıyor.

Eski Yunan’da bir deyim var, apo mekhanes theos diye. Latinceleştirilmişi deus ex machina oluyor. Bu şekliyle daha meşhur. Kelime anlamıyla “bir makinadan bir tanrı” demek. Yani “makinayla [cihazla, aygıtla, vinçle] çıkagelen tanrı.” Yunan veya Roma trajedilerinde, bir vinçle sallandırılarak sahnenin üzerinde beliren tanrıları anlatır.

Zamanla işin teknolojik boyutu ikinci plana düşer; gökten inen (indirilen) bu tanrı veya tanrıların kurgudaki rolü öne çıkar. Ansızın zuhur edip meseleleri çözer, insanların kaderine tâyin edici müdahalelerde bulunurlar. Bu numaraya galiba ilk Aiskhylos başvurmuş. Üniversitede, Klasik Medeniyet derslerinde Oresteia üçlemesini okumuştum baştan sona. Hemen bütün çoktanrılı kültürler gibi Eski Yunan mitolojisinin de ne kadar kan ve şiddet dolu olduğunu (prehistoryanın kan ve şiddetini neredeyse bire bir yansıttığını) baştan hatırlatalım. Onun için bazı detaylar korkunç ve iğrenç gelirse şaşırmayın. En uzak arkaplan: Pelops’un iki oğlundan Atreus, kardeşi Thyestes’in çocuklarını öldürüp pişirmiş ve babalarına yedirmiş, bu da Thysestes’in Atreus’u ve bütün soyunu lânetlemesine yol açmıştır. Uzak arkaplan: Agamemnon Troya’ya yelken açabilmek için kızı İfigenya’yı tanrıça Artemis’e kurban etmiştir — ki bu, Atreusoğulları üzerindeki lânetin ilk halkasıdır.

Aiskhylos’un trilojisi buradan başlar. Agamemnon on yıllık savaştan dönüp Mikenai’ye vardığında, kızının öcünü almak için sabırla bekleyen karısı Klitemnestra (ve âşıkı Aigistos) tarafından öldürülür. Kaçıp kurtulan oğlu Orestes, sürgünde gizlenip büyüdükten sonra geri gelir ve annesini öldürerek babasının öcünü alır. Fakat iş orada bitmez, çünkü bu sefer Orestes Yunan mitolojisinde Erinys’ler olarak bilinen üç intikam cadısı tarafından kovalanmaya başlar. Yakalarlarsa kanını emecek, korkunç işkencelerle öldüreceklerdir. Orestes dönüp dolaşıp Atina’ya ve Apollo’ya sığınır. Erinys’ler de yetişip onu bize verin der. Tam o sırada şehrin baş tanrıçası Athena belirir (vinçle sahneye konar). Vatandaşlardan 12 kişilik bir mahkeme toplar( şehir böyle bir yargı kurumu görmemiştir daha önce). Siz karar verin, der. Hangi suç daha büyüktür: Klitemnestra’nın kocasını (evlilik bağıyla bağlı olduğu erkeği) öldürmesi mi; Orestes’in annesini (kan bağıyla bağlı olduğu kadını) öldürmesi mi? Apollo ilkini, ataerkil (patriyarkal) uygarlığı, Erinys’ler ise ikincisini, henüz anaerkil (matriyarkal) kabile düzenini temsil etmektedir. Yaergıçlar bölünür, karar veremez. Son anda Athena, kendisinin de kadından doğmayıp babası Zeus’un alnından fışkırmış olduğu gerekçesiyle, ağırlığını Orestes’ten ve baba hakkından yana koyar. Erinys’lerin gönlünü almak için onları koruyucu merhamet perilerine dönüştürür. Ve bundan böyle, der, Atina şehrinde kimse şikâyetini kendisi halletmeye kalkmayacak; her türlü dâvâ ihdas ettiğim bu mahkemede, Areopagus’da yargılanacaktır. Böylece Aiskhylos Athena üzerinden bir çırpıda hem patriyarkal hukukun zaferini, hem Atina hukuk devletinin doğuşunu açıklamış olur.

Müthiş bir anlatım ve müthiş bir finaldir aslında. Beethoven’ın Dokuzuncu Senfoni’sinin son bölümü gibi bir şeydir. Hâlâ zaman zaman dönüp tekrar okuyorum. Ama işte aynı zamanda bu herşeyi çözen tanrı motifini başlatır. İnsanî olayların normal akışı dışındaki “sürpriz” çözümlere başvurmak, giderek yaygın bir senaryo tekniğine dönüşür. Euripides’in Medea’sında, örneğin, Güneş Tanrısı Apollo ejderhaların çektiği bir savaş arabası gönderip eli kanlı torunu Medea’yı son anda kurtarır ve Atina’ya kaçırır. Fakat bu popülerlik ve aşırı kullanımın reaksiyonu da doğmakta gecikmez. İlk defa Aristo, Poetika’sında Yunanca apo mekhanes theos şeklindeki orijinalini bu olağanüstü, beklenmedik çözüm, içinden çıkılmaz bir düğümün özel bir yöntemle ansızın aşılması anlamında kullanır. Aynı zamanda eleştirir; çözümün mantıklı (rasyonel) olması, bütün önceki akışın içinden çıkması gerektiğine işaret eder. Şair daima olayların iç yapısı gereği zorunlu ve kaçınılmaz gözükeni, olabilir ve dolayısıyla inanılabilir, kabul edilebilir olanı yakalamaya çalışmalı; herşeyi önceden bilen tanrılar ise bu işin dışında tutulmalıdır.

O gün bugündür deus ex machina yöntemiyle kaostan şıp diye düzen çıkarmak, insanları olmayacak şeylere ve şüpheli kurtarıcılara inanmaya zorlayan, dolayısıyla yazarın yaratıcılık yoksunluğunu açığa vuran bir yazım ve anlatım tekniği olarak yorumlanıyor. Gelin görün ki herkes her zaman kulak vermiyor Aristo’ya. Tersine, deus ex machina’cılığın da suyunu çıkaranlar var. Abdülhamit dizisinin olamazlıklarından yeni siyasal kültürün en bayağı suçlamalarına kadar uzanıyor.   

Önceki İçerikNeden onlarla yeterince gurur duymadık?
Sonraki İçerikCumhurbaşkanı Erdoğan’dan Cumhur İttifakı’na bağlılık mesajları