İsviçre – Fransa maçının düşündürdükleri

İsviçre Milli Takımının iskeletini 90’lı yıllarda Yugoslavya’nın dağılması sonrasında Balkanlarda yaşanan savaşlardan kaçıp İsviçre’ye yerleşen, sayıları yarım milyonu bulan ailelerin çocukları oluşturuyor. Bunlara Afrika kökenli oyuncuları da ekleyebiliriz. Böyle çok değişik kültür ve aidiyetlerden gelen insanların bir araya gelerek oluşturdukları takımın başarıdan başarıya koşması futbol başarısından daha fazlasını anlatmıyor mu?

Şu anda takımı çalıştıran Vladimir Petkovic   Bosna’dan ailesiyle İsviçre’ye göç ettiğinde takımın en ünlü oyuncusu Türk asıllı Kubilay Türkyılmaz’dı.

Şimdi birbirinden yetenekli Arnavut, Boşnak, Kamerun, Şili, Kongo, Hırvat, Fildişi, Nijerya, İspanyol ve Türk asıllı oyunculardan kurulu kadro, bir ülke takımından ziyade dünya takımı olma özelliği taşıyor. İsviçre takımını oluşturan iskelet kadronun büyük çoğunluğu Alman ligi Bundesliga’da oynuyor. Onların dışında, takımın en çok bilinen iki oyuncusu takım kaptanı Granit Xhaka Arsenal ile başarılı bir sezon geçirdi. Liverpoollu Xherdan Shaqiri ise takımında fazla süre alamadı. Böyle çok değişik kültür ve aidiyetlerden gelen insanların bir araya gelerek oluşturdukları takımın başarıdan başarıya koşması futboldan çok daha fazlasını anlatmıyor mu?

Yazıya Alper Görmüş’ün bir tespitiyle başlamak istiyorum. Alper abi, “Turnuvanın başından beri muhteşem maçlar izliyoruz, bunun maçların seyirciyle oynanmasıyla bir ilgisi var mı?” diye bir soru attı ortaya. Ana neden olmasa da çok fazla etkilediğini düşünüyorum.

Öyle ya; endüstriyel futbolla birlikte atılan her çalımın, kurtarılan-yenilen her golün, maç içinde yapılan her hareketin anında parasal değerinin hesaplandığı bir futbol kültürü hâkim hale geldi. Dünyanın şu anda en pahalı oyuncusu olan Mbappe’nin İsviçre maçında kaçırdığı goller ve finalde penaltıyı atamaması onun bonservisine negatif yazar. Aynı şekilde Pogba’nın ceza alanı dışından vurarak attığı harika gol; o da onun bonservisine yansıyacaktır, tabii ilave dolar olarak. İnsanın aklının almayacağı paraların döndüğü bir sektörde, iki yıldır pandemi nedeniyle seyircisiz oynayan bu ‘altın çocuklar’ seyirciyi görünce coştular. Kazandıkları paradan çok futbolu seviyorlar çünkü…  

Avrupa Şampiyonası elemelerinde aynı grupta yer aldığı Türkiye’yi 3-1 yenen İsviçre’nin son dünya kupasını kaldıran Fransa karşısında şansının olmadığını düşünenlerdendim. Her biri kendi alanında dünya yıldızı olan, bonservisleri bol sıfırlı rakamlarla belirlenen kadrosuyla bu turnuvanın da favorisi olan Fransa’nın mütevazi sayılabilecek bir kadroya sahip olan İsviçre’yi rahat geçeceğini söylemek kâhinlik olmazdı. Ama futbolu güzel ve dünyanın en çok izlenen oyunu kılan da çok güçlü takımların hiç ummadıkları bir şekilde sahadan boynu bükük ayrılma ihtimalidir ki, dün gece o yaşandı. O mütevazi İsviçre, 1-0 galip durumdayken penaltı kaçırdıktan, ardından 3-1 geriye düştükten sonra ayağa kalkıp maçı 3-3’e taşıdı. Uzatmalarda gol olmayınca penaltılarla bir dünya devini kupanın dışında bıraktı.

Futbol bize sadece sahada top peşinde koşturan ve onları izleyen insanları anlatmaz, hayatın kendisini anlatır. İsviçre takımını yakından inceleyince bunu çok daha iyi anlıyoruz. Keza, bu İsviçre Türkiye’de son yıllarda ‘yerli ve milli’nin hegemonyası altında çok kültürlülüğün zenginliğini ıskalamanın uzun vadedeki maliyetleri hakkında da bir şeyler söylemiyor mu?

Yakın zamanda Irak ve Suriye savaşları sonrası Türkiye çok büyük bir göç dalgasıyla karşılaştı. Bu göç dalgası beraberinde bir ‘nefret dili’ ortaya çıkardı. Anadolu’nun çok çeşitli ve zengin kültürlerini ‘tekleştirme’ çabasından kurtulmak gerekiyor öncelikle. Tekleştirdikçe, çoraklaşıyor memleket. Karşıtlıklar üzerinden üretilen ötekileştirmenin ülkeyi yönetenlere bir faydası var ki, daha çok olsun diye gayret ediyorlar. Olan memlekete oluyor, yazık oluyor.

Önceki akşamki maç bize bir şey daha gösterdi. Malum, Türkün Türke propagandasının olmazsa olmazı “Avrupa Müslümanlardan nefret ediyor, Türkleri istemiyor…” Bu örnekleri çoğalt çoğaltabildiğince. Oysa maçta atılan altı golden beşi Müslüman oyunculardan geldi. Fransa adına Benzema iki, Pogba bir gol attı. İsviçreli oyuncu Seferoviç ise takımı adına iki gol kaydetti. Avrupa’ya sıçrayan terör olaylarıyla birlikte İslamofobinin yükselişe geçtiği muhakkak. Fakat bunu genellemenin ve mutlaklaştırmanın yanlış olduğunu da Fransa-İsviçre maçı sayesinde bir kez daha anlamış olduk. Bu ilginç maç bu açıdan da anlamlıydı.

İsviçre’nin turnuvada çeyrek finalden öteye gidip gidemeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz; ben isterim. Beklerken, oluşturulan takım kurgusu üzerinde düşünmek isabetli olabilir. Farklı kültürlerden gelen insanların sahada birbirlerini nasıl tamamladığına, bu tamamlanmışlığın nasıl bir sonuç ürettiğine şahit olduk. Neden bu kadar çok çeşitli kültürlere sahip Türkiye bunu başaramasın… 

Önceki İçerikTHY’den Giresun’daki yerel haber sitesine 2 milyon 400 bin TL
Sonraki İçerik“Kanal İstanbul’dan doğacak borca uluslararası hukukta ‘tiksindirici borç’ denir”