Türkiye’nin elenmesi acı verici.
Bu Dünya Kupası’nda çok daha ileri gidecek kaliteye sahiplerdi. Peki ne ters gitti?
Türkiye turnuva boyunca topa hâkim oldu, zamanının çoğunu rakip yarı sahada geçirdi. Bu, elemelerde de net bir eğilimdi. Çalhanoğlu, Kadıoğlu, Güler ve Yıldız gibi oyuncularla, çoğu milli takım karşısında oyunu kontrol edecek kaliteye sahipler.
Vincenzo Montella, 2-2-6 dizilişiyle hücum etmek istedi; her iki bek de yukarı çıkıyor ama farklı rollerde. Kadıoğlu’nu sol yarı alana çekip Yıldız’ı kanatta tutma fikrini beğendim. Aralarındaki ilişki iyi işledi ve Türkiye’nin en iyi ataklarının çoğu o taraftan geldi.
Sorun sağ taraftaydı. Müldür’ü genişlik sağlaması için son çizgiye itmek pek fayda sağlamadı. Türkiye nasılsa hep soldan hücum edecekse, Müldür’ü daha geride tutar, geri savunmayı güçlendirir ve sağda genişliği koruyup uzak direğe atak yapacak Yılmaz gibi doğal bir kanat oyuncusu kullanırdım.
Güler’i sağda kullanıp içeri kaymasına izin vermenin mantığını anlıyorum ama pratikte Türkiye doğal olarak sola yığıldı. Güler, orada kombine olabileceği oyuncu profillerinin eksikliği nedeniyle sağda sık sık yalnız kaldı. Türkiye’nin en iyi ataklarının bir kısmı, o karşıya geçip Kadıoğlu ve Yıldız’la birlikte sol tarafı kalabalıklaştırdığında geldi. Bunu daha da fazla teşvik ederdim.
Ayrıca Türkiye’nin neden Yıldız’ın orta yapma yeteneğini en üst düzeye çıkarmadığını anlamadım. Yılmaz uzak direğe atak yapmadan ve Aktürkoğlu santrfor oynarken, ceza sahasında varlık eksikti. Aktürkoğlu, baskısı ve geçiş tehdidinin değerli olabileceği ABD maçı için mükemmel bir tercihti ama alçak blok karşısında daha az şey sundu. Deniz Gül daha fazla kullanılabilirdi; dün oyuna girdikten iki dakika içinde Yıldız’ın ortasında az kalsın gol oluyordu.
Yine de Montella’yla bir konuda hemfikirim: Türkiye daha fazla gol atacak kadar pozisyon üretti. Alçak bloklar karşısında kötü değillerdi ve onları yalnızca sonuca bakarak yargılamak haksızlık olur.
En büyük endişem geri savunma. 2-2-6 ile hücum etmek, stoperleri geçişlerde açıkta bıraktı. Avustralya, Irankunda üzerinden bunu defalarca cezalandırdı; Paraguay da benzer fırsatlar buldu. Türkiye’nin stoperleri, 2+2 yapıda büyük alanları savunacak şekilde kurulu değil. Daha fazla korumaya ihtiyaçları vardı.
Türkiye topa dayalı bir takım olmayı sürdürmek istiyorsa, ya geri savunmasını geliştirmeli ya da stoperde daha fazla atletizm eklemeli.
Ben sol tarafı kalabalıklaştırır, sağda daha işlevsel olur ve geçişleri korumaya öncelik verirdim. Sağ beki daha geride tutar, sağda genişliği koruyan bir kanat oyuncusuyla oynardım. Türkiye, bu kadar risk almadan pozisyon üretecek hücum yeteneğine sahip.
Bir diğer sorun da ön dörtlü ile takımın geri kalanı arasındaki mesafeydi. Hem build-up hem de savunma fazında takım çoğu zaman iki ayrı birime bölünmüş gibi görünüyordu. Savunma organizasyonu kompaktlıktan yoksundu; oyuncular kopuktu ve her zaman geriye dönmüyordu. Bu, aylardır tekrarlayan bir sorun.
Türk halkı için üzülüyorum. Bu takımın çok daha ileri gidecek kalitesi vardı.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.