Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Marina Yers’in yolculuğu:  Ukrayna’dan İspanya’ya, OnlyFans’ten İslam’a

Marina Yers’in yolculuğu:  Ukrayna’dan İspanya’ya, OnlyFans’ten İslam’a

Ukrayna’da doğdu, İspanya’da büyüdü, radikal çıkışları ve OnlyFans sayfasıyla ün kazandı. Sonra Bali’ye yerleşip, orada hidayete erip Müslüman olduğunu açıkladı: “Aklımı kaybetmedim, sadece Tanrı'yı buldum."
13

Bugün size Türkiye’de bilinmeyen ama benim yıllardır ilgiyle izlediğim bir Ukraynalı kadından bahsetmek istiyorum: Marina Yers… Marina Yers’i tanımlamak kolay değil… Biraz dişi Andrew Tate, biraz sağcı Greta Thunberg, biraz genç Ivana Sert, biraz Ukraynalı Tuğçe Kazaz… Müzisyenlik ile “sistemle kavga”yı birleştirmesi yönünden bakarsak, İspanya’nın (çok daha ilginç) Aleyna Tilki’si…

Ukrayna’da doğan, İspanya’da büyüyen ve ün kazanan, sonra Endonezya’ya yerleşen, orada hidayete erip Müslüman olan bir sosyal medya efsanesi olan Marina Yers, Müslüman olduğunu açıkladı ve “No perdí la cabeza, solo encontré a Dios” dedi. Türkçesi: “Aklımı kaybetmedim, sadece Tanrı’yı buldum.” 

Marina, yıllarca İspanya sosyal medyasında fırtınalar estirdi. Seksiliği, pozları, şarkıları, parlak kırmızı elbiseleri, dansları, cesurluğu, değişik mizahı, “bilimsellik” karşıtlığı, covid döneminde maske karşıtlığı… Müslümanlığa geçişinden sonra, internetteki eski içeriğinin çoğunu sildi. Marina’nın Müslüman olmasına sevinsem de içerik silmesine üzüldüm: Çok geniş çaplı bir komedi arşivi, ortadan kaybolmuş oldu. Türkiye de dahil çoğu ülkede komedi ile seksiliği birleştiren bol miktarda genç ve kadın sosyal medya ünlüsü var olsa da Marina Yers bana göre hepsinin önündeydi.

Marina, Türkiye’de hiç bilinmiyor. Gerçi zaten İspanya dışında genel olarak da pek bilinmiyor. Ben bu yazıda onunla ilgili İspanyolca X paylaşımlarını Türkçeye çevirerek kullandım. Kendisiyle ilgili Türkçe paylaşıma rastlamadım.

Marina’nın geçmişi (uyuşturucu, psikoz, sınırsız özgürlük, çıplaklık, sonra pandemi döneminde maske karşıtlığı) bir “kaos” görüntüsü içinde. İslam ise ritüelleriyle (namaz, başörtüsü, kurallar) bir “düzen” ve “sınır” sunuyor. Psikolojik açıdan, sınırlarını kaybetmiş (psikoz geçirmiş) birinin, net kuralları olan bir dine sığınması, aslında normal. Geçmişte saç maşasını “kadınlar için PlayStation” diye tanımlayan Marina’nın eski espri anlayışı, epey sivriydi. Peki Marina bundan sonra nasıl bir espri anlayışı geliştirebilir? Müslümanlık onu ne kadar sınırlayabilir? Marina bundan sonra mesela translar ve veganlarla mı dalga geçebilir? Neyle dalga geçerse geçsin, İspanya’da ona dair yaygın imaj şu: “OnlyFans’ten İslam’a geçen kadın.”

Marina, Müslüman olduğunu, 2025 Ekim’de yeni bir TikTok hesabı (@nurcutr) açarak açıkladı. Bu sayfadan başörtülü paylaşımlar yaptı. Bu, İspanyol medyasında büyük tartışma yarattı. Bazıları “presunta conversión” (şüpheli dönüşüm) ifadesini kullandı. Bu arada “nurcutr” Nurculuk ve Türkiye çağrışımı yapsa da Marina Yers’in böyle bir mesaj verme amacının olabileceğini sanmıyorum. Seçtiği sayfa adının bizdeki kavramlarla örtüşmesi, rastlantı gibi duruyor. Hatta Marina’nın “Nurculuk” kavramından haberi bile yoktur büyük ihtimalle. Şunu da ekleyeyim: Marina Yers’in Ukrayna’da doğduğu şehrin ismi olan “Turka”, İspanyolcada “Türk kadını” anlamına geliyor, bu da ilginç. Ancak buna da “rastlantı” deyip geçmek durumundayız. Marina Yers’in bu TikTok sayfasında İngilizce konuştuğunu da belirtelim. Müslümanlık deneyimini İspanyolca değil İngilizce anlatmayı seçmesi analize değer: Belki kendini İspanya içi tartışmanın dışına çıkarıp daha global bir kitleye taşımak istiyor.

Marina, 18 yaşında eğlence ve lifestyle üreten bir YouTuber’dı. Sonra, 2020’de, 20 yaşında, pandemi polemiğiyle birlikte, markaların gözünde riskli hale geldi. Kliniğe yattığı dönemde çevresi dağıldı, Bali’ye taşındı, danışmanlığa yöneldi, ardından İslam üzerinden kendini yeniden tanımladı. Bu yolculuğu ilginç kılan, sadece “seksi içerikten dindarlığa geçiş” değil; bu geçişin arka planında travma, ruh sağlığı, yalnızlık, çıkar çatışmaları ve “arkadaşlık mitinin yıkılışı”nın saklı olması. Marina Yers, onlyfans’tan tut, hiçbir işe yaramayan sözde eğitim videolarını çok yüksek fiyatlara satmaya dek uzanan birçok yoldan para kazanmayı denedi. Şimdi imana gelmesi belki de eski günahlarını affettirmek içindir…

X’ten bir yorum: “Marina Yers’in hayatı, bir reality şov gibi – mezarlık selfielerinden özel jetlere, oradan psikiyatriye; her bölüm bir twist!”

Ukrayna aksanıyla İspanyolca konuşan Marina Yers, 26 yıllık yaşamına hem Ukrayna hem İspanya’ya hem de dünyanın başka köşelerine dair birçok şey sığdırdı. Ukrayna’da babası cephede Rusya’ya karşı savaşırken, o İspanyol eğlence kültürünün niş bir rengi olarak boy gösterebiliyordu. Babasından ötürü Zelenski’ye sempati beslemesi beklenebilir ama beslemiyor. Hatta verdiği bir röportajda “Gazze’de yaşanan, bir soykırım. Ukrayna’da yaşanansa bir şaka. Kadın kılığına giren bir Yahudi komedyeni, Ukrayna’yla alay etmek için iktidara getirdiler. Zaten Pedro Sanchez ve Macron da Yahudi” demiş. 

Türkiye’de “dönüşüm hikâyesi” veya “hidayet hikayesi” denince genellikle iki tepki ortaya çıkar: Birincisi, samimiyet testi (PR mı, değil mi?); ikincisi de “bu kadar hızlı değişilir mi?” şaşkınlığı. Tuğçe Kazaz’ın yıllar içinde farklı kimlik, ülke ve inanç durakları arasında gidip gelen tartışmalı yolculuğu, bizde bu kalıbın en görünür örneklerinden biridir. Tuğçe Kazaz 2005 yılında “Yunanistan’da bir hayat kuracağımız için de ben dinimi değiştirdim. Sadece inancımın tabelası değişti, hepsi bu” demişti. Peki Marina Yers de inanç konusunu bir tabela basitliğinde görüyor olabilir mi? Endonezya’da kurduğu hayat nedeniyle mi din değiştirdi?

2024 röportajında, Marina, Bali’ye yani Endonezya’ya taşınmasını bir dönüm noktası olarak anlatmış: “Bali’ye âşık oldum ve buraya taşındım. Çevremi değiştirdim, çok az insanın olduğu bir halka kurdum.” 

Marina, dönüşümünü, tartışmanın ve kalabalığın ortasında yaşadı. Bu yönü de Tuğçe Kazaz’a benzetilebilir. Ancak Tuğçe Kazaz’ın geçmişinde Marina Yers kadar seksi pozlar da yok, o kadar uç bir komedi anlayışı da. Zaten Tuğçe Kazaz influencer değildi. Ki Kazaz’ın dönüşümlerinin biraz daha “politik konjonktürle” paralel gittiği, Marina’nınkilerin daha çok “bireysel/ruhsal bir boşluktan” kaynaklandığı söylenebilir. 

Marina’nın İspanyol popüler kültüründeki rolü, Ivana Sert’in Türk popüler kültüründeki rolüne de benzetilebilir. Türkiye’de Ivana Sert yıllarca “dışarıdan gelen, dili, aksanı ve kültürü farklı ama vitrinle uyumlu” bir Slav kökenli TV figürü olarak takip edildi. Marina Yers’i Türkiye’ye tercüme edecek olsak, “Ivana Sert’in daha genç, daha uçarı ve daha dijital çağ versiyonu” diyebilir miyiz? Belki.

Yaşı Marina Yers’e daha yakın bir örnek: Anya Kurtini. 2015’ten beri Türkiye’de yaşayan ve Türkçe içerik üreten bir Rus sosyal medya ünlüsü… Anya Kurtini de vücut hatlarını göstermekten hoşlansa ve komikliği sevse de onun da Marina Yers’e oranla çok daha geleneksel kaldığını belirtmek gerek. Tabii kastımız “Eski Marina Yers”… Şu anki Marina Yers, Anya Kurtini’den çok daha kapalı giyiniyor. Hatta Marina Yers, açık giyinmeyi bıraktıktan sonra kendisinin eskiden giyindiği gibi giyinen kadınları hedef bile aldı. Yani “Yeni Marina Yers” ve “Eski Marina Yers” gerçekten bambaşka insanlar.

Tabii her ikisine de sinir olan kişiler de var. Örneğin 2021’den beri Marina Yers’le uğraşan Rocio Vidal şöyle diyor: “Üzgünüm ama Marina Yers, şimdiye kadar karşılaştığım en sorumsuz influencer. Su susuzluğa neden olur, Amerikalılar çocuk kanı içer, numeroloji bir bilimdir diye saçmalayıp duruyor…”

Marina Yers’in tartışma yaratan çıkışlarından biri, “El agua deshidrata” çıkışıdır. Bu cümle, Türkçeye “Su içmek, vücudu susuz bırakıyor(dehidrasyona yol açıyor)” şeklinde çevrilebilir. “Şişelenmiş suyun üzerinde nemlendirici serum veya nemlendirme için kullanılan bir şey olduğu yazmıyor. Su, nemlendirmekten çok susuzlaştırıyor.” dedi Marina. Buna ek olarak, İspanyol sağlık basınında “iki günde bir kusmak beni temizliyor” minvalinde aktarılan bir çıkışı da haber oldu. Marina, insanları şaşırtmayı hep sevdi.

Biraz geriye gidelim: Onun hikâyesindeki ilk büyük kırılma, yedi yaşında Ukrayna’dan İspanya’ya gelişidir. O, İspanyol popüler kültürünün “dışarıdan gelen kız”ıydı.  İspanyolcayı akıcı konuşsa da takipçi yorumlarında sık sık “Ukrayna aksanı” vurgusu geçer: Bazı kelimelerdeki vurgu, sesin iniş-çıkışı, telaffuzdaki küçük izler… Bu, İspanya gibi çok-kültürlü bir ülkede bile iki yönlü etki yapabiliyor: Bir yandan bir farklılık (ve belki seksilik) hissi; öte yandan rekabet sertleştiğinde kolay etiketleme. Marina Yers, Ukrayna kökenini ve “yabancı”lığını İspanyol influencer arenasında bir rekabet avantajına çevirebildi. En azından başlarda.

X’te bir kullanıcı, onun İspanyolca aksanını tiye almış: “Marina Yers’in aksanı, Ukrayna’dan İspanya’ya göç etmiş bir vodka şişesi gibi – her kelimede biraz daha sert vuruyor!”

Marina’nın Doğu Avrupa izleri, onu İspanya’da ve İspanyol popüler kültürü içinde en baştan ayrıştırdı ve “dışarıdan gelen” ama “içeriden konuşan” bir figür olarak konumlandırdı. Marina Yers’in yükselişi, İspanya’da influencer ekonomisinin olgunlaştığı bir döneme denk geldi. Dulceida gibi isimler Instagram merkezli bir “glamour” stili yaratırken; María Pombo, Laura Escanes ve Paula Gonu gibi isimler daha “hayat tarzı – gündelik samimiyet – arkadaş tonu” ekseninde büyüdü. Marina Yers’in yolu ise daha çabuk “alev alan” bir rotaydı: Provokasyon, pornografik auralı ve kısmen ofansif mizah…

Kendisi de influencer olan Victoria Martin’in eleştirisi, influencer dünyasının “aşırı steril” ve “aşırı kırılgan” bir vitrine dönüştüğünü söyler: Parlak görünenin arkasında, sürekli ölçülen performans, borçlanma, kaygı ve iptal(cancel) korkusu vardır. Marina, bu tabloyu doğrulayan canlı bir örnek. Onun kariyeri, vitrinle barışmaktan ziyade vitrine çarpıp geri seken bir kariyer.

İspanyol sosyal medyası, tabusuzluğu ve aşırılığıyla öne çıkar. Ki Pedro Sanchez’in sosyal medyayı çocuklara yasaklama planının bir nedeni bu olabilir. Marina’nın bazı videoları, İspanya için bile “fazla uç”tu. O gerçekten de tabusuz bir sosyal medya yıldızıydı. Marina, YouTube’daki “Roast Yourself Challenge” (“Kendi Kendini Aşağıla”) gibi formatlarda hem kendisini “seksi” bir vitrine yerleştiriyor, hem de o vitrini tiye alıyordu.

Marina’nın kendi kendisini aşağıladığı şarkısının sözlerine bakalım: “Hey! Marina Yers, izlenme peşinde koşan… / …model ama sadece ayaklarını gösteren kişi.” Şarkının geri kalanı, aynı sert tonda, “içerik yokluğu”, “plastik yüz”, “filtreli fotoğraflar”, “makyaj”, “giyim” gibi başlıklarla Marina’nın kendi kendini aşağıladığı bir monologdu. Seksi görüntülerle dolu olan bu klibini, Müslüman olunca internetten sildi.

Provokasyonun bir tavanı var: Toplumun ahlak sınırı değil, markaların risk sınırı. Bu sınır aşıldığında, içeriğin cesareti değil, sponsorun korkusu belirleyici oluyor.  17 Ağustos 2024’te verdiği röportajda, Marina, kendisine yönelik iptal (cancel/sektörden dışlanma) sürecinin hızlandığı anı çok net tarif ediyor: TikTok’ta covid maskesiyle dalga geçtiği bir video ve ardından gelen saldırı dalgası. “Maskeyi takmıyorum, çünkü içimden gelmiyor.” demişti Marina.

Covid meselesinden sonra markalar Marina’yla çalışmayı bıraktı ve ajansı sözleşmesini feshetti. Dijital dünyada özgürlük illüzyonu var. Ama sert bir polemikte, influencer, “markaların” değerlerine çarpıyor. Yers bunu şu cümleyle özetliyor: “Sosyal medyaya bakışımı değiştirdim ve markaların ‘çalışanı’ olmaktan çıktım.”

Marina, toplamda iki “hastaneye yatış” yaşadığını; altı ay psikiyatri kliniğinde kaldığını anlatıyor: Uykusuzluk, kişilik çözülmesi ve takip edilme sanrıları. Bunu “Truman Show” benzetmesiyle tarif ediyor: “Her yerde kameralar varmış gibi hissediyordum… Bir nevi Truman Show’da yaşıyor gibiydim.” (…) “Dibe vurduğunda, psikiyatrideyken… kimse aramıyor.” Marina bu yüzden birçok kişiyi sildiğini, bazılarını engellediğini söylüyor. Kısacası, iptal(cancel) sadece “reklam kaybı” değil; insanın çevresinin buharlaşması anlamına da geliyor. X’ten, bu yalnızlığı alaya alan bir yorum: “Marina Yers dibe vurduğunda arkadaşları onu aramıyor: Çünkü onlar zaten sosyal medyada ‘beğeni’ bırakmakla meşgul!”

Bu psikolojik çöküşün bir düğüm noktası da Meksika. Marina, “Meksika’da yaşadıklarım bana çok ağır bir travma bıraktı” diyor ve ayrıntıları yazdığı bir kitapla anlatacağını söylüyor. Yine de bazı ipuçları veriyor: “Çok zengin bir partnerim vardı… özel jetler… O seviye ekonomik güç, aynı zamanda bilgi demek.”

Marina, röportajlarından birinde, alkol kullanmadığını ama esrar içtiğini, zaman zaman halüsinojen mantar kullandığını ve ayahuasca ritüelleri yaptığını söylüyor. Tabii artık imana geldiği, hidayete erdiği için bu deneyimlerini geride bırakmış olsa gerek.

X’ten bu “madde kullanımı”nı espriyle işleyen bir paylaşım: “Marina Yers ayahuasca içiyor ve ‘kapılar açılıyor’ diyor – ama açılan kapı psikiyatri kliniğinin kapısı oluyor!”

2025 sonbaharında İspanyol magazin ve haber sitelerinde Marina’nın Katoliklik’ten İslam’a geçtiğini anlattığı ve kendini bu kimlikle yeniden konumlandırdığı haberler çıktı. Bu haberlerde Marina’nın bir dönem başörtüsü kullandığı, yoğun nefret ve baskı nedeniyle ara verdiği, “istihare” gibi pratiklerle “yolunu aradığı” aktarılıyor. Marina “dün karar verdim” demiyor, “iki yıldır İslam’ı benimsedim” diyor. Hatta ilk başörtüsü denemesinde haber olduğunu, ardından gelen tepkinin çok sertleştiğini; bu yüzden bir dönem başörtüsüne ara verdiğini anlatıyor. 

X’ten bir yorum: “Marina Yers’in İslam’a geçişi, influencer evrimi gibi – bir gün provokasyon, ertesi gün dua; algoritma her şeyi affeder!”

Son olarak, Türkiye bağlamı: Marina Yers’in Türkiye’ye dair şimdiye kadar önüme (o da şans eseri) düşen tek paylaşımı, ilginç şekilde, negatif bir paylaşım. Bundan birkaç yıl önce, henüz hâlâ Hıristiyanken, bir İspanya–Gürcistan uçuşunda İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda aktarma yaparken, havalimanını “pis” bulduğunu anlatmıştı. Şu an geçmişindeki birçok paylaşım gibi bunu da silmiş durumda. Belki bundan sonra İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na, Gürcistan gibi Hıristiyan bir ülkeye aktarma yapmak için değil, Pendik Sahili’ndeki 15 Temmuz Şehitler Camii’nde namaz kılmak için iniş yapar, kimbilir…

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın