Moody’s not kırma gerekçelerini ‘3 soru, 3 cevap’la açıkladı

11 Eylül’de Türkiye’nin kredi notunu 2002 seviyesinin altına çeken Moody’s, yatırımcıların Türkiye’nin kredi risklerine ilişkin sıkça sorduğu bazı soruları cevapladı ve bir anlamda kararının gerekçesini yazdı. Dünya gazetesinden Hilal Sarı’nın Moody’s’in analizini özetlediği haberini okurlarımızla paylaşıyoruz.

Türkiye’nin kredi notunu 11 Eylül tarihinde B2 seviyesine indirip, görünümünü negatif olarak tutan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, yatırımcıların Türkiye’nin kredi risklerine ilişkin sıkça sorduğu bazı soruları yanıtladığı bir analiz yayınladı. “Liradaki Baskılar Nedeniyle Kredi Risklerine İişkin Sıkça Sorulan Sorular” özel ülke notunda Moody’s lirada devam eden değer kaybı, sermaye çıkışlarının sürmesi ve merkez bankası döviz rezervlerindeki erime nedeniyle yatırımcıların odağının tekrar Türkiye’nin ödemeler dengesi pozisyonuna odaklandığına dikkat çekti. İşte o üç soru ve Moody’s’in bu sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Türkiye’nin dış pozisyonu neden risk haline geldi?

Hükümet muhtemel bir ödemeler dengesi krizini bertaraf edebilmesi için kullanabileceği tamponların neredeyse tamamını tüketti. Döviz rezervleri şu anda 20 yılın en düşük düzeyinde ve merkez bankasının (TCMB) döviz swap pozisyonları yıl başından bu yana neredeyse iki katına çıktı. Müdahalelere rağmen, Türk Lirası dolar karşısında bu yıl yüzde 25’e yakın değer kaybetti. Bunun sonucunda ani ekonomik düzeltmeye ve hükümetin bütçesinde bozulmaya yol açabilecek bir ödemeler dengesi krizi ihtimali kayda değer oranda arttı.

Bu durum hükümetin şu anda kullanabileceği politika seçeneklerini daralttı mı?

Türk Lirasında ciddi bir değer kaybı yaşanması ilk kez görülen bir durum değil, ancak sınırlı döviz rezervi ve stres altında bir ekonomi, daha agresif politika adımları atılmadıkça para birimi üzerindeki baskıların gevşemesinin çok muhtemel olmadığı anlamına geliyor. Öte yandan, ülkenin kurumları bu zorluklarla başa çıkmak konusunda isteksiz veya yapacak durumda değil gibi görünüyor. Hükümet kredi büyümesine öncelik vermeye devam ediyor ve TCMB üzerindeki siyasi baskılar reel faizlerin hedeflerin üzerinde seyreden enflasyona rağmen negatifte kalacağı anlamına geliyor. Bu yıl döviz piyasasına yapılan müdahalenin ölçeği, Lirayı serbest kur rejiminde hareket eden bir para olarak görmeyi zorlaştırıyor. Bunun sonucunda da ciddi bir ekonomik ve mali bozulmaya neden olacak ani bir kur değişimi olasılığı kayda değer oranda artıyor.

Sağlıklı bir mali pozisyon kredi risklerini bertaraf edemez mi?

Geçmiş dönemlerde kamu bütçesi Türkiye’nin yapısal dış kırılganlıklarından kaynaklanan kredi baskılarını hafifletebilmişti. Ancak faiz dışı açığın ve liradaki değer kaybının hükümetin borç yükünü gelecek yıl GSYH’nin neredeyse yüzde 42’sine çıkarmasını bekliyoruz. Dahası, yüksek döviz ve serbest kur borçlanmasındaki artış, ülkenin kırılganlığını artırarak yatırımcı güveninde kaymalara neden oluyor. Şarta bağlı yükümlülüklerin çok büyük ihtimalle kamu bütçesine yük oluşturabilecek olması ülkenin kredi profilini daha da zayıflatıyor.

Önceki İçerikDemokrat senatör, Trump-Erdoğan görüşmelerinin kayıtlarını istedi
Sonraki İçerikPutin Macron’a ‘Navalny kendi kendini zehirlemiş olabilir’ demiş