Sürekli olarak birbirlerine nazik ziyaretler gerçekleştiren bürokratlar, siyasetçiler, devlet görevlileri ve hatta yargı mensupları görmekten yorulmaya başladık. O kadar ki bu kişiler mesailerini esas görevlerinden çok bu gibi “nazik ziyaretler”e harcıyormuşçasına bir duyguya kapılmadan edemiyor insan. Hele ki idari yargı mensuplarının denetlemekle sorumlu oldukları, gerektiğinde aleyhlerine kararlar almaları gerekecek üst düzey bürokratlara yaptıkları “fazla nazik” ziyaretler ne kadar da sorunlu duruyor! Yüz ifadelerinden, bundan her zaman mutlu olmadıkları anlaşılsa da bu durum özellikle taşrada zorunlu bir ritüele dönüşmüş durumda. Ve bu görünürlük çağında hiç olmadığı kadar afişe edilerek, tabii.
“Nazik bir ziyaret gerçekleştirdik”. “Nazik bir ziyaret gerçekleştiriyoruz.” “Nazik ziyaretleri için teşekkür ederiz.” “Nazik ev sahipliği için teşekkür ederiz.” “Nazik kabulleri için şükranlarımızı sunarız.” Hakikaten yorucu! “Nazik bir ziyaret gerçekleştirdik, kendilerine yeni görevlerinde…” diye devam edenleri ve işin sosyal medyaya yansıyamayan çiçek göndermeler, hediyeleşmeler, ilgili kurumun anlam ve önemini gösteren sembol takdimleri boyutunu saymıyorum artık. (Durup dururken verilen teşekkür belgeleri, ne için olduğu belli olmayan ödüllendirici sertifikalar, şiltler ya da belgeler, belgeler ve belgeler ise ayrı bir yazı konusu!) Burada yaşanan, bitmeyen nezaketten kaynaklanan, bir türlü esasa girememenin yarattığı bir yorgunluk durumu. Bir yandan da yok yazılmamak, eksik sayılmamak için yapılması gereken bir zorunluluk belli ki; hiyerarşideki yerini ve sınırlarını bilmenin, hep bilecek olmanın “tevazu dolu”, elleri yumuşak bir uysallıkla dizlerin üzerine koyarak sergilenen, kazanan tarafta olmanın neşeli tabiiyet ifadesi.
Buna, bir türlü esasa girememenin, esas meseleyi ve çıplak gerçekliği görmek istememenin yarattığı bir boş gezerlik halinin ciddiyetle sergilenmesi de denebilir. Uzaktan izleyen muarızlarda uyandırılan yersiz haset duygusundan gelen memnuniyetten kaynaklanan kendi içinde bir bütünleşme ritüeli ya da. Bürokratik aylaklık! Hatta ve hatta, kimi zaman esas amaç, yapılan işte başarı dilemek değil de başarı dilemek yapılan işin esas amacıymış gibi gelmiyor da değil. Sanki günün birinde bir genelgeyle bu ziyaretler yasaklansa bu insanlar büyük bir depresyona girebilirler gibi de düşünmeden edemiyor insan. Oluşacak boşluğu hayal etmek zor! Nazik ziyaretler yoksa -zaten yeterince kaba olan şu hayatta!- yapılan işin ne anlamı kalır ki!
Başka bir ifadeyle, bu nazik ziyaretler, yapılan işin üst amacının ve ruhunun kaybedildiğini, esas amacın araçsallaştığını, alınan görevin bir mesuliyet değil lütuf haline geldiğini açıkça göstermektedir. O andan itibaren kişiler makamlar için değil makamlar kişiler için olmaya başlar. Hukukla keyfilik ayırdedilemez biçimde iç içe geçer. İronik bir tersine dönmeyle, esas amaç gerçek anlamda başarılı olmak değil başarılı olmayı dilemeye ve referans alınan kişilerce başarılı görülmekten ibaret bir yanılsamaya dönüşmüştür. Belli ki bu nazik ziyaretler salt nezaketle dolu, fotoğraf çekilirken takınılan yüz ifadesinin yüzlerde sabit kaldığı saatlik bir hoşamediden daha fazlasını ifade ediyor. Peki, bu nazik ziyaretlerin görünmeyen anlamı ne olabilir? Sakın bu başarı dilekleriyle dolu nazik ziyaretlerin gerçek amacı ve anlamı, doğru zamanda doğru kişilere yapıldığı takdirde gerçek başarının yerine geçebilen bir etki yapması olmasın?
Yeni başlayan, yeni atanan, başarı elde etmiş insanları tebrik etme, iyi dileklerde bulunma kültürümüzde vardır elbette ama burada daha fazlası var. Daha çok, belirli bir başarı elde edildiği için değil, elde edilmesi için yapılan bir avans takdimine benziyor. Bu ilişki, bir tür, cemaatin parçası olma halinin birlikte hissedildiği ve ancak bu birliktelik duygusunun canlı tutulmasıyla sürebilen bir bütünün parçası haline gelme çabasını görüyoruz. Vasatlık arttıkça kendini daha fazla gösteren bir durum bu çünkü bireysel yetersizlikler hemen her zaman parçası olunacak bir cemaat arayışına götürür; yetersizliğin ve vasatlığın kendini popülizm olarak dışa vurması gibi burada da bir tür bürokratik popülizmden söz etmek gerekir. Bu nazik ziyaretler, örtük bir biçimde oldukça politik birer faaliyettir ve “vesayetçi elitlere” karşı halk iradesinin ete kemiğe bürünerek devlete nüfuz ettiğini en güçlü şekliyle görünür kılma gibi bir yan amaca da hizmet etmektedir.
Yanı sıra, ziyaret edenler ve edilenlerin siyasi gücünü göstermektedir. Atanan kişilerin elleri ve kollarının nerelere uzanabileceğini, ne kadar sevilen kişiler olduklarını, nasıl da başarılı bulunduklarını, gerektiğinde yargıyla da iyi ilişkiler kurabileceklerini, güçlerinin salt atandıkları görev ve makamla sınırlı olmadığını “peşinen” anlamamızı ve buna göre bir tavır takınmamızı sağlamaya yöneliktir. Hizaya getirici bir “nezaket” içermektedir. Aynı zamanda, devlet birimleri arasındaki uyumun ne denli güçlü olduğunu gösteren bu ziyaretler gerçekte “uyumsuz kitlelere” ve potansiyel alternatiflere, gerektiğinde oluşacak olan bir siyasi dayanışma ağına dair estetik bir mesaj ve göz dağıdır. Aslında bu ziyaretler, kurumlararası bir uyum göstergesi olmaktan çok herkesin birbirinin açığını kapatacağı ve sorunların hep birlikte gizleneceği duygusu vermekte ve buna bağlı olarak güven değil hukuk karşısında güvensizlik oluşturmaktadır ama yine de tutunacak güçlü bir dal olarak bakılmaktadır.
Bu nazik ziyaretler, atamalardaki liyakat eksikliğini telafi edici bir güç aktarımı işlevi de görmektedir. Daha liyakatli olanların daha yetersiz olanların elinden tuttuğu, daha aşağıdakilerin yukarıdakilere tutunarak kendilerini yukarı çektikleri bir kendi kendini meşrulaştırma aracıdır. Bu insanlar, genellikle ulaştıkları konumlara nasıl olup da gelebildiklerine inanamamaktadırlar. İçten içe bu büyük başarılarını şaşkınlıkla itiraf etmekte ve bu nedenle, bunun hiç de şaşırtıcı olmayıp “olması gereken olduğunu” göstermek için bu ziyaretlere çok ihtiyaç duymakta, bunu fazlaca sevmektedirler. Bulundukları yerlere nasıl gelmiş olurlarsa olsunlar, bu ziyaretler göstermektedir ki artık aynı bütünün eşit birer parçasıdırlar. Yetersizlik ne kadar kutlanır ne denli törensel bir kutlamaya dönüşürse ortaya çıkması o kadar zorlaşmakta ve gecikmektedir.
Yapılan her nazik ziyaret, inanılmaz olanın inanılır kılınması ve toplumun gözünde olabilecek reaksiyonlara karşı toplu bir savunma mekanizması gibi işler. Bu insanlar geldikleri bu yüksek yeri tam olarak hissedebilmek için dışarıdan uyaranlara fazlaca ihtiyaç duyarlar. Verilen hizmetin kendisi ya da görevin yüceliği hiçbir zaman tek başına bunun için yeterli değildir. Yukarıdan birtakım güçlerce sürekli denetlenmek, ödüllendirilmek, hakedilmiş bir makamda olduklarının sürekli yeniden teyit edilmesine muhtaç bir ruh haliyle yaşarlar. Her an görünmeyen soyut bir üst tarafından denetleniyormuş gibi davranırlar. Sürekli baskıladıkları iradeleri, etraflarında zorbalık yapacak birilerini aramalarına sebep olur. Halkçıyla halkçı, milliyetçiyle milliyetçi, muhafazakarla muhafazakardırlar. Kendi gerçek kişilikleri, görev süresi boyunca askıya alınmıştır. Bütün sevgileri nazik ziyaretlerde tüketilmiştir. Yaptıkları konuşmalar hemen her zaman görünmeden izleyen bir yöneticiye yöneliktir. Karar alırken hangi kararın daha doğru olduğunu bulmaya değil hangi kararın daha doğru kabul edileceğini bulmaya çalışarak hareket ettiklerinden kendi iradelerini kullanamamanın verdiği içsel sıkıntının giderilmesi için nazik ziyaretler hayati derecede önemlidir.
Nazik ziyaretler bu insanların ne kadar aktif ve çalışkan olduklarının nişanesi olarak da kullanışlıdır. Bu kişiler böylelikle, ofislerin dar ve boğucu odalarına kapanmamakta, sürekli hareket halinde, “sahada”, kendi alanından ibaret olmayan geniş bir bakış açısıyla hareket etmektedirler. Büyük bütünün parçası olarak ortak hedefe tam bir kararlılıkla ilerlemektedirler. Gerçekse oldukça farklıdır, günün sonunda bu bir “çevre gösterisi”dir ve bir kez daha vasatlıkla yakından ilişkilidir. Tıpkı cemaatlerde olduğu gibi kişiler burada niceliksel bir öneme sahiptir ve bu nedenle ancak bir aradayken bir güç ifade etmektedir.
Yeniden atanabilmek ya da görevde olabildiğince uzun süre kalabilmek için bir tür parola olarak da kullanılan “nazik bir ziyaret gerçekleştirdik” cümlesi aslında bürokrasimizin içine düştüğü bunalımın nazik bir ifadesidir. Görünen o ki, bu sevimli, nazik ziyaretler, pek çok kabalığı örtücü bir etkinlik olarak bizatihi işin esası haline gelmiş durumdadır; yani, göründüğü kadar nazik olmayabilir!
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.