Anasayfa / Öne Çıkanlar / Ritüel: Kalp kadar kalıp da önemli

Ritüel: Kalp kadar kalıp da önemli

Ritüeller bize rağmen bizi iyileştirmek için geleneğin bize ulaştırdığı tutamaklar veya sığınaklardır. Her ritüelde görünmez köklerimiz olan gelenek gelip tek tek içimizden geçer.

Ziyadesiyle akla ve söze dayalı bir zaman sayılabilir modern zamanlar. Herşeye hükmetme isteğiyle birleştiğinde bu tavır yaptıklarımızda nihai anlamı sadece kontrol altında olana indirger. Sadece biz bilirsek birşey anlamlıymış gibi gelir. Halbuki insan hayatı bir insanın bilmesine sığmayacak kadar bir genişlik (toplum) ve derinlikte (tarih) akar. Yaptıklarımızda bütün bir toplum yankılanır. Fiilerimizde anne-babalarımızın telkinleri ile çocuklarımızın beklentileri buluşur. Tarihsel olduğumuz için toplumsallığa gömülüyüz.

Bireyin otonomisini abartan yaklaşımlar ve rasyonaliteyi kontrole indirgeyenler insan doğasının önemli bir kısmını ıskalarlar. Bir insan tekinin keyfine ve ömrüne sığmayan nakışları var hayatın. Geleneğin rafine hale getirdiği formlara ve kalıplara hürmet keyfi bir tercih değil hayatî bir ihtiyaçtır. Bir ağacın toprağın altında başka ağaçların köklerine dokunuyor olması gibi bir temastır sözkonusu olan. Bazı şeylerin hemen göze görünmemesi yokluğuna delil değildir. Ritüel, insan hayatının hakkı yeterince takdir edilmeyen bir unsurudur. Öznenin özerklik gururu ritüelin lüzum ve faydasını görünmezleştirmiştir.

Peki kalbi temiz olmak neden yeterli olmasın? Biri “ibadete gerek yok, anlamını zaten biliyoruz” diyorsa haksız mıdır? Ritüellere mecbur muyuz? Neden ibadet etmek zorunda kalıyoruz? Din (ve başka toplumsal kurumlar) neden ritüelsiz yapamıyor?

Tarih ve antropoloji insana dair bize temel bir fikir veriyor: Kalp kadar kalıp da önemli. Niyet kadar eylem de. Gerekçe kadar eylemin kendisi de değerli. Ritüelin özelliği bizim niyetimizden bağımsız objektif bir kulübe olmasıdır. Tıpkı bir telefon kulübesi gibi. Onun içine gireriz. İrtibatı sağlarız. Bu namaz veya oruç, sıla-i rahim veya hac olabilir. Anlamı çekilse, geriye boş bir kulübe kalacak gibi gelir. Halbuki o kulübeyi ona girme niyetimiz kadar değerli kılan sır sudur: O kulübe bizden öncekileri, bizden sonrakileri, bizim dışımızda bizim gibi bu eyleme katılacakları temsil ediyor, onları bizde buluşturuyor.

İkinci önemli bir boyut da şudur: Ritüelde kontrol bizden çıkıyor. Hep biz birşey yaparken ritüelde bize birşeyler oluyor. Başımıza birşey geliyor. Onun için yapıp-etme yerine kılma-tutma gibi bir “ifa” dilini kullanıyoruz. Ritüelde bir forma yakalanıyoruz. Ritüelde sadece yapmıyor, birşeyi yerine getiriyoruz. Özetle, ritüelde birşey yapmıyoruz, birşeyin başımıza gelmesine izin veriyoruz. Buna telefon dilinde şarz (yoksa şarj mıydı?) deniyor. Öznenin kendisini askıya aldığı bu zamana yayılmış anlar öznenin sıhhati için lazımdır. Bir seccade (namaz), bir zaman dilimi (oruç), bir yolculuk (hac), bir ziyaret (kabir ehline selam) öznenin huzuru ve bütün ile yeniden irtibatı için o kadar değerli ki anlatılamaz. Bir müziğe, bir güzel yemeğe, bir aydınlatıcı konuşmaya kendimizi teslim ettiğimizde bulduğumuz huzur, yakaladığımız yenilenme ve tesis ettiğimiz nispet paha biçilmezdir.

Ritüeller bize rağmen bizi iyileştirmek için geleneğin bize ulaştırdığı tutamaklar veya sığınaklardır. Her ritüelde görünmez köklerimiz olan gelenek (buna isterseniz ecdad yahut toplum da diyebilirsiniz) gelip tek tek içimizden geçer. Parça ritüelde, kaldığı bütünlemeden geçer. Bağlantılılık çağında bunu daha iyi anlayacak durumdayız. Aksi durumda interneti olmayan telefon kadar çorak kalacağız. Ritüel onu yapmak istemediğinde bile onu yapmanın senin için iyi olduğu bir damıtılmış bilgeliktir. Bazı şeyler sekilden ibaret bile olsa ve onların şekli değişse bile insan için lüzumu değişmiyor. Çünkü onda bedenin, mazinin ve geleceğin hakkı ve hatırı vardır. Aklın anlayışı kadar kalbin anlayışı da önemlidir. Kalbin temizliği kadar kadar kalıbın devamlılığı da lazımdır.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın