Roger Waters, savaş karşıtlığı, “antiemperyalist” kafa karışıklığı…

79 yaşındaki Roger Waters’ın tüm bu savaş karşıtlığı hikâyesinin Putin sempatisi ile nasıl birleştiğini anlamak da artık çok zor gelmiyor bana. İçeriği büyük ölçüde boşaltılmış ve hatta tersyüz edilmiş “antiemperyalizm” kavramını tekrarlayıp durunca kendini hâlâ kahraman gibi hisseden ve sırf bu yüzden içten içe Putin sempatizanı hâline gelenler var dünyanın dört bir yanında. Roger Waters onların kafası karışık sıradan bir temsilcisi sadece. Bunca görmüş geçirmişliğin içinde daha sakin ve sağ duyulu bir ses bekliyoruz belki ama nafile…

Pink Floyd’un en “mühim” elemanı, Rock müziğin şimdiki gençlerin tabiriyle “efso” isimlerinden Roger Waters kendine özgü parlak müzik serüveninde ilerlemeye devam ederken, git gide daha fazla doğrudan siyasi mesaj saçıyor ortalığa.

Konserlerinde ekranlardan gösterilen mesajları okuyarak gündemdeki konuları az çok takip edebilirsiniz: Joe Biden Ukrayna’ya desteği nedeniyle savaş suçlusu ilân ediliyor, Donald Trump’a kısa ve net olarak “domuz” deniyor, Mahsa Amini’nin öldürülmesinin korkunçluğu suçunun “kadın olmak”, cezasının “ölüm” olduğu gibi ifadelerle parlak ışık oyunlarının içinde gösterilmeye çalışılıyor. Politika ile hep çok iç içe yaşadığını, mesela Filistinlileri her zaman desteklediğini, George Floyd’un polis tarafından öldürülmesine isyan edenlerden biri olduğunu biliyoruz. Sık sık dünyadaki her türlü adaletsizlikle mücadele etmeye devam edeceğini söylüyor. Kendi bakış açısına uygun olarak bunu yaptığını da görebiliyoruz.

2020 için planlanan, pandemi sebebiyle 2022’de başlayabilen ve 2023’te de devam etmesi beklenen “This is not a drill” konserlerinin başında şu anons duyuluyor: “Pink Floyd şarkılarını çok seven ama Roger Waters’ın siyasî görüşlerine tahammül edemeyenlerdenseniz, hemen buradan s**tir olup gitmeniz daha iyi olur.”  Konsere gidenler açısından, siyasî görüşleri tıpkı Roger Waters gibi olanlar için bile, tahammülü zor ifadeler olabilir bunlar.

Roger Waters bunu hep yapıyor ama, kendi doğru bildiklerinin hakikat olduğundan her zaman emin, kendisi gibi düşünmeyen gazetecileri azarlıyor mesela, olguların hatırlatılmasına dayanamıyor, post-truth malumatı tercih etmeyi seviyor. Zaten artık bu yürek soğutma, esme yağma üslûbu tüm dünyada bu seviyede de kabul görüyor, belki de bundan memnun olanlar ve hatta “arınma” niyetiyle konsere gidenler de vardır.

Roger Waters, 4 Eylül 2022 tarihinde kendi web sitesinde (rogerwaters.com) Ukrayna lideri Volodimir Zelensky’nin eşi Olena Zelenska’ya bir açık mektup yazdı. Mektup “Wish you were here”dan bir satır ile başlıyordu: “Kafeste başrolde olmak yerine savaşta rol almayı tercih eder misin?”

Mektupta önce Ukrayna’daki feci savaşta mahvolan Ukraynalı ve Rus aileler için üzüldüğünü ifade ediyor, daha sonra Olena Zelenska’nın Ukrayna’ya verilen destek güçlü olursa krizin daha kısa sürede biteceği hakkında söylediklerini hatırlatıyor:

“Ukrayna’ya verilen destek ile kastettiğiniz Batı’nın Kiew hükümetine silah yardımı yapması ise, korkarım ki fena hâlde yanılıyorsunuz. Geçmişte de sıcak savaşı silahlarla beslemek savaşı durdurmamıştı, özellikle de a) silahların bir kısmı yangın yerinden uzaktaki Washington tarafından sağlanıyorsa, b) ateşi körükleyenlerin savaşın olabildiğince uzamasında çıkarları varsa, bu durumda da durdurmayacak… Eşinizden seçim vaatlerini yerine getirmesini ve bu ölümcül savaşa son vermesini talep etmek daha iyi olmaz mı?”

Bu mektuba Olena Zelenska 6 Eylül 2022’de bir tweet ile cevap verdi:

“Ukrayna’yı işgal eden, şehirleri yerle bir eden ve sivilleri öldüren Rusya’dır. Ukraynalılar ülkelerini ve çocuklarının geleceğini savunuyor. Biz vaz geçersek, yarın var olmayacağız. Rusya vaz geçerse, savaş bitecek. Roger Waters, barış talebinizi Ukrayna’ya değil de, Putin’e iletirseniz daha iyi olur.”

14 Eylül 2022’de Roger Waters, Kuzey Amerika’da konser turunun ortasında olmasından dolayı geciken cevabı için özür dileyen, Olena Zelenska’nın kişisel olarak cevap vermesine teşekkür eden, söylediklerini not ettiğini belirten uzunca bir açık mektup daha yazdı.

Mektupta özetle, Nisan ayında, çatışmalar başladıktan iki ay sonra İstanbul’da yapılan toplantıda ateşkese çok yaklaşıldığını, daha sonra Washington’ın müdahale ettiğini, bunun aslında Ukrayna üzerinden ABD ile Rusya’nın savaşı olduğunu, artık tüm tarafların koşulsuz ateşkes anlaşması yapmaları gerektiğini yoksa nükleer seçeneğinin düşünülmeye başlanacağını anlatıyor, 1962 Küba Füze Krizinde nükleer savaşı önlediği ABD yetkilileri tarafından da ifade edilen Vasily Aleksandrovich Arkhipov’u hatırlatıyordu. Diplomasi ile savaşın bitirilmesi, Ukraynalı ve Rus ölümlerinin sonlandırılması gerektiği söylüyordu.

“… Sayın Zelenska, neden eşinizi ‘doğru şeyi’ yapmaya ikna etmiyorsunuz? ABD’deki ‘biz insanlar’ zavallı ihtiyar Biden’ı ve Ruslar da ‘tamamen açıkta kalmış’ Vladimir Putin’i doğru şeyi yapmaya ikna ederiz belki de ve dünyayı korkunç yıkımdan kurtarırız…”

Etki gücü tartışılır, fakat nihayetinde iyi niyetli mesajlar bunlar. Ama buraya kadar okuyanlar gibi ben de bütün bu taleplerin sadece Olena Zelenska’ya iletilmesini tuhaf buluyordum. Çünkü, hâlâ başka bir ülkenin topraklarına girmiş olan Rusya’ya ve yaşanan her türlü yıkım göz önündeyken, bu işgalden her geçen gün yeni “kahramanlık”lar çıkaran Putin’e yapılmış bir çağrı yoktu.

Bu arada 25 Eylül 2022’de Roger Waters’ın menajerinin hiçbir sebep göstermeden 2023 Avrupa konserlerinin ikisinin düzenleneceği Polonya’daki konserleri iptal ettiği haberleri ile karşılaştık. Roger Waters sansürlenmeye çalışıldığını iddia etti. Konserlerin yapılacağı Krakow’da belediye yetkilileri, Roger Waters’ın Rusya’nın Ukrayna işgali hakkındaki ifadeleri sebebiyle önce Polonya halkını konsere gitmemeye çağırmışlardı, sonra da Roger Waters’ın “persona non grata” ilân edilmesini istemişlerdi.

Sonunda 26 Eylül 2022’de sosyal medyadan Putin’e de bir açık mektup gönderdi. Mektupta Putin’in yaptıkları değil de niyeti birkaç soru ile test ediliyordu. Putin bu savaşın bitmesini istediğini söylerse testin birinci kısmını geçiyordu zaten, üstüne bir de Rusça konuşan halkların yaşadığı Kırım, Donetsk ve Luhansk dışındaki bölgelerle ilgilenmediğini söylerse, barışa iyice yaklaşılıyordu. Bunları neden yazdığını da söylemeden geçemiyordu:

“Polonya’dan ve Baltık Devletlerinden başlayarak tüm Avrupa’yı işgal etmek istediğini söyleyenler var da. Eğer öyleyse, sen de s**tir git… Atlantik’in iki tarafındaki şahinlerin sevdiği nükleer tavuk oyununu durdurmaya çalışabilirdik. Peki, gidin ve birbirinizi ve dünyayı paramparça edin. Sorun şu ki, hepimizin çocukları, torunları var. Bu hiçbirimizin işine gelmez. Bu yüzden Sayın Putin, lütfen beni şaşırt ve bu teminatı bize ver.”

İnişli çıkışlı bir mektup… Sonrasında yine bir yumuşama ile karşılaşıyoruz:

“Bağımsız bir komşu olarak Ukrayna ile anlaşabilirsiniz değil mi? Barışın sağlanması için, bundan sonra da hiçbir yeri işgal etmeyeceğinizi söylersin. Biliyorum, ABD ve NATO küçücük çıkarları için bile birçok bağımsız ülkeyi işgal etti, ama bu sizin de aynı şeyi yapmanız gerektiği anlamına gelmez. Kışkırtılmış olsa bile, Ukrayna’yı işgaliniz benim için çok şaşırtıcı ve feci saldırgancaydı.”

Rusya’nın Ukrayna işgalinin üzerinden 7 ay geçmiş. Resmi rakamlara göre bile 6 binden fazla sivil Ukraynalı öldürülmüş. Ölen Ukraynalı ve Rus askerler hakkında detaylı bilgimiz yok, öldürülen Ukraynalı sivil sayısından kat kat fazla olduğu tahmin ediliyor. Bunun sonucunda, son günlerde Rusya’nın dünya savaşları sonrasındaki üçüncü seferberlik ilânı üzerine ülkelerini terk etmeye ya da kolunu bacağını kırarak ordudan kaçmaya çalışan Rusların hikâyelerini okuyoruz, hatta görüyoruz çokça geldikleri ülkemizde. Bazı iddialara göre, 300 bin kişilik askeri ek güç hedefleniyor. Lugansk, Donetsk, Zaporojye ve Herson bölgelerinde sonucu önceden bilinen referandumlar düzenlenerek Rusya’ya “ilhak” etmelerinin, Rusya Federasyonu toprağı sayılmalarının yolu açıldı, 30 Eylül 2022 itibarıyla bu konu da tamamlanmış oldu. Yapılan her şey ortada, zaten saklama gereği duyulmuyor, kim neye inanırsa inansın diyor Rusya Hükümeti ya da kısaca Vladimir Putin.

Üstüne bir de çocukluğumuzun, soğuk savaş dönemlerinin “sevilen” tehditi yeniden hayatımıza girdi: Putin “Rusya’nın toprak bütünlüğü”ne halel gelmesi durumunda nükleer silahları kullanmaktan çekinilmeyeceğini, yine ama bu kez daha net olarak ifade etti.

Dünya savaşlarından sonraki en çalkantılı dönemlerden biri korkuyla yaşanırken, Vladimir Putin’in bugüne kadarki karnesi de belliyken, farklı cenahlardan insanların, ama şaşırtıcı bir şekilde “sol” içinde yer alabilecek bazı kişilerin kafasında kavramlar uçuşuyor: Emperyalist oyunlara gelmeyelim! Ukrayna’daki radikal milliyetçilik çok tehlikeli! Batı Rusya’yı tehdit ediyor!

Hem “savaş karşıtı” hem de Putinci olmak mümkünmüş gibi bir garabet…

Roger Waters’ın savaş karşıtlığını politik kimliğinin merkezine koyduğunu biliyoruz:

“1943 yılında, savaşın orta yerinde doğan Roger Waters babasını neredeyse hiç görememiş.

Babası, İkinci Dünya Savaşında ölen 55 milyon kişiden biri… Tabii, bu da, o dönemde birçok sanatçı için olduğu gibi, Roger Waters için de ilham kaynağından öte, sürükleyici bir etki yaratmış. Savaşın yıkıcılığı, belki de, bütün şarkılarında bağırarak ya da sessizce haykırdığı esas konu. Özellikle The Wall albümü, bir hayalet edasında savaşın geride bıraktığı enkaz hayatlar üzerinde dolanır durur. “Another Brick in the Wall” (Duvarda Bir Tuğla Daha) şarkısından geniş bir çeviri yaparsak, babası, geride sadece albümdeki şipşak resimden ibaret bir hatıra bırakarak okyanusun diğer tarafına gitmiştir. Zaten başka ne bırakmış olabilir ki oğluna? Hepsi hepsi, insanı diğerlerinden ayıran duvardaki bir tuğla haline gelmiştir artık…” (Vera Lynn’i hatırlayan var mı? – Serbestiyet)

Diğer yandan 79 yaşındaki Roger Waters’ın tüm bu savaş karşıtlığı hikâyesinin Putin sempatisi ile nasıl birleştiğini anlamak da artık çok zor gelmiyor bana. İçeriği büyük ölçüde boşaltılmış ve hatta tersyüz edilmiş “antiemperyalizm” kavramını tekrarlayıp durunca kendini hâlâ kahraman gibi hisseden ve sırf bu yüzden içten içe Putin sempatizanı hâline gelenler var dünyanın dört bir yanında. Roger Waters onların kafası karışık sıradan bir temsilcisi sadece. Bunca görmüş geçirmişliğin içinde daha sakin ve sağ duyulu bir ses bekliyoruz belki ama nafile…

O sakin ve sağ duyulu ses ise, yine 79 yaşındaki Murat Belge’nin Birikim’de çıkan yazısından duyuluyordu geçen hafta:

“Bugün ‘Nükleer silah kullanmak zorunda kalabiliriz’ diyen kişi Vladimir Putin. Siz bu adı taşıyan bu adamdan “sorumlu” davranışlar bekliyor musunuz? Yoksa şu anda dünyayı kaplamış gibi görünen “popülist liderler” ligasında yer alan kardeş diktatörler gibi onun da “tahtından” başka bir şey gözetmeyeceği görüşüne daha yakın mısınız?” (Nükleer Tehdidi – Murat Belge | Birikim Yayınları (birikimdergisi.com))