Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Seçici eleştiri

Seçici eleştiri

DEM Parti bu hareket içindeki “en zayıf halka” olarak görülüyor. Lakin mevzuu Kandil’e ya da Öcalan’a geldiğinde işin rengi değişiyor, sesler kısılıyor ve eleştiriler duyulmaz oluyor.

Merakla beklenen Newroz mesajında Öcalan, birçok konuya değindi. Mesela, demokratikleşmeyi esas alan “yeni bir başlangıç” vurgusu yaptı. İran-İsrail-ABD savaşına dâhil olunmaması uyarısında bulundu. “Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek” amacını taşıdığını söylediği çözüm sürecini bir kez daha sahiplendi. 2026 Newroz’unun ilk defa “halklarımızın, halkımızın gerçekleşen demokratik entegrasyon, barış ve kardeşlik ruhuyla kutlandığını” belirtti. 

Keza Öcalan, yeni bir başlangıca eşlik edecek eleştirel bir tutumun gerekliliğine de işaret etti. “Bir türlü yakamızı bırakmayan yetersiz ilişkilerden ve yetersiz anlamlardan” yakındı. Ona göre, bu yetersizliklerden arınmak için “yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenmek” mecburiydi.

Dikkat çeken bu eleştiri, diğer Newroz konuşmalarında da kendini gösterdi. Tabiatıyla dozları farklıydı. Dozu en sert konuşma, İmralı’dan tahliye edildikten sonra -Veysi Aktaş ile birlikte- bir nevi Öcalan’ın temsilcisi olarak görülen ve bu itibarla da sözlerine ayrı bir ehemmiyet atfedilen Çetin Arkaş’tan geldi. 

Arkaş’ın “Yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinden koşanlar sert kayaya çarpacaklar. Buna müsaade etmeyeceğiz” biçimindeki sözleri, epey bir alakayla karşılandı. Kısa sürede dolaşıma girdi; birçok kişi ve kesim Arkaş’ın ifadelerine hak verdiklerini söylediler. Sözlerini onaylayıp büyük bir coşkuyla paylaştılar. 

Peki, bu eleştirinin anlamı ne? Muhatabı kim? 

PKK ve DEM Parti çevrelerine bakıldığında, bu eleştiriye dair iki tavır öne çıkıyor: 

Birincisine, Newroz’dan sonra birlikte katıldığımız bir televizyon programda Mesut Yeğen değindi. Yeğen, hemen herkesin bu eleştirel ifadeleri kullandığını ama neredeyse hiç kimsenin bu sözleri kendi üzerine almadığının altını çizdi. Herkes bu ve benzeri eleştirileri haklı buluyordu ama kimse kendini eleştirilenlerin arasına koymuyordu. Bu sözler, sanki hep başkaları için edilmiş gibi davranılıyor. Eksiklikler ve yanlışlıklar için sürekli başkalarının kapıları çalınıyordu ama kendilerini kâmil sayanlar,  doğal olarak, bu eleştiriler ile aralarında bir bağ kurmuyorlar. 

En zayıf halka        

İkincisi, eleştiriler bilhassa DEM Parti’de yoğunlaşıyor. Partiye çeşitli yönlerden eleştiriler getiriliyor. Örneğin iyi bir yönetim sergilemediğinden bahsediliyor. Temsilde eksik kaldığından, liyakati gözetmediğinden ve akçalı ilişkilerinin yaygınlığından yakınılıyor. Partinin toplumsal değişimi görmediğinden ve dönemin şartlarına uygun siyaset geliştirmediğinden söz ediliyor, vs. 

Elbette bu türden eleştiriler yapılabilir ve yapılmalıdır.  Bunların birçoğunun doğru olduğu ve partinin hayati öneme arz eden mevzularda aciz kaldığı da söylenebilir. Eleştirinin varlığı, sağlık alametidir. Siyaset yapmak, eleştirilmek demektir. Doğası gereği siyaset sahasına indiğiniz andan itibaren projektörler size tutulur. Halkın oylarına ve yönetimine talip olduğunuzda, her türden eleştirilere açık olmanız icap eder. 

Bu itibarla DEM Parti yönetiminden de kendileri hakkında dillendirilen eleştirileri ciddiyetle ele almaları, noksanlıklarını ve hatalarını tespit etmeleri beklenir. Sözü edilen arızaları gidermek için çare aramaları ve mekanizmalar kurmaları umulur. Çünkü siyasette dün yoktur; hızla değişen koşul taleplere cevap üretmeniz ve bunun için de her zaman kendinize kritik bir nazarla bakmanız şarttır. Aksi takdirde, siyasi yarışta geri düşmeniz kaçınılmaz olur. 

Hülasa, okların DEM Parti’ye yönelmesi normal, siyasetin tabiatı bu. Ancak, burada göze çarpan bir sorun var. DEM Parti, sanki tek ve kendi başına hareket edebilen bir özneymiş gibi bol kepçeden eleştiriliyor ama bu partinin aktörlerine, programına, siyaset tarzına ve teşkilatlarına doğrudan tesir eden odaklar eleştirinin dışında tutuluyor. 

Daha açık bir anlatımla; DEM Parti bu hareket içindeki “en zayıf halka” olarak görülüyor. Dolayısıyla rahatlıkla eleştiriliyor; ona karşı eleştirilerde el yüksekten açılıyor. DEM Parti’yi eleştirmek, bir maliyet de doğurmuyor. Lakin mevzuu partinin siyasetini asıl tayin edenlere, misal Kandil’e ya da Öcalan’a, geldiğinde işin rengi değişiyor, sesler kısılıyor ve eleştiriler duyulmaz oluyor. 

Oysa eğer DEM Parti bu kadar ağır eleştirilecek bir hale geldiyse, onun bu hale gelmesinde bu aktörlerin hiç mi payı yok?     

Velhasıl, bir eleştiri var ama bu seçici bir eleştiri. Hâlbuki seçici eleştiriden bir hayır çıkmaz. Gerçekten yeni bir kapı açılıyor ve demokratik siyaset geri dönülmez bir yolu temsil ediyor. Silahın devre dışına çıkacağı bir dönem var önümüzde. DEM Parti’nin bu dönemde –ister yeni bir isim alsın, ister mevcut ismiyle devam etsin- yeniden bir yapılanma içine gireceği aşikâr. 

Böylesi bir yapılanmanın başarılı olabilmesi için ise, yapıcı ama herhangi bir kişi ya da sistemi eleştiriden masun tutmayan topyekûn bir bakışa ihtiyaç var.  Mesela, eş başkanlık sisteminin ve Öcalan’ın kavram setinin eleştirel bir okuması, yeniden yapılanma süreci için iyi bir başlangıç olabilir. 

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın