Uğur’un gözyaşları arasında memlekette şov devam ediyor

Gerçekliğini kaybetmiş bir ülkede, bir genç adamı henüz bir ergenken yazdıkları için arenada aslanların önüne atıp, kendi ahlakımızı kurtardık. Şov kaldığı yerden devam edecekti bir şekilde.

Çinlilerin “dilerim ilginç zamanlarda yaşarsın” bedduası tuttu. Dünya ilginç zamanlardan geçiyor. Bizim memleket ise çoktan bu sınırı aştı, epey bir zamandır gerçekliğini kaybetmiş durumda. Freni boşalmış bir kamyon gibi yokuş aşağı son hız gidiyoruz. Bütün dünyayı sarsan koronavirüs salgınına da bu gerçeklik duygusunu kaybetmiş olarak girdik. Dünyanın aksine, mikrofonun karşısına geçen her iktidar yetkilisi salgına karşı mücadelede ne kadar başarılı olduğumuzu anlattı bizlere.

Durumun anlatıldığı gibi olmadığını söyleyen kurumlar, kişiler anında ‘hain’ olarak yaftalandı. İşin içinden çıkılamayınca, salgının başlarında üst düzeyde olan güvenirliğini süreç içinde yerle yeksan eden Sağlık Bakanı vaka sayılarını açıklamamaya başladı. Vaka sayıları açıklanmayınca bir anda salgınla mücadelede en başarılı ülkeler arasına girdik. Bizden daha iyi olan bir ülke vardı, o da Türkmenistan’dı. Orada hiç vaka yoktu, çünkü Covid demek bile yasaktı. Bizim iktidarın başarısızlığı da burada yatıyor. Henüz Türkmenistan aşamasına geçememiş, arada gerçekleri dile getiren ‘hainlere’ engel olamamıştı. Durum giderek vahimleşmeye başlayınca vaka sayılarını açıklama düzenine geçildi. Sayılara bakınca görünen şuydu, dünyada ilk üçe girmiştik. Olumsuz da olsa dereceye girmek önemli!

Sağlıkta olduğu gibi ekonomide de başarı hikâyesi yazıyorduk. Yetkileri sınırsız, sorumluluğu sıfır olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle ülke “şaha kalkmış” gidiyordu. Fazla şahlanmış olacağız ki, Hazine Bakanının istifasıyla tepetaklak olduğumuzu öğrendi ahali. Damadın istifa mektubunda bana göre tek gerçekçi cümle, ‘at izinin, it izine’ karıştığını söylediği yerdi. Hal böyle olunca, hazinesinin sıfırlandığı memlekette Cumhurbaşkanının sorumluluğunun olduğunu söylemek abesle işgalden başka bir şey değil!

Gerçeklik duygusunu bu derece yitirmiş bir ülkede salgınla mücadele ederken, sadece beden sağlığını korumak yeterli değil. Akıl sağlığını da korumalı insan. Haliyle yan yollara sapıp, daha az düşünmeye çalışıyorsun. Bunun için TV 8’de yayınlanan MasterChef Türkiye ilaç gibi geldi bana. Hayatında menemenden başka yemek yapmamış biri olarak genç çocukların becerilerini izlemek, hırslarına tanık olmak beni başka bir dünyaya götürüyordu. Arada mutfağa girme isteğim olsa da henüz gerçekleştirmiş değilim.

Bu yarışmacılar arasında Uğur diye bir genç vardı. Her hafta bir yarışmacının elendiği yarışmada ilk sekize kadar gelmişti. 26 yaşında olan bu genç bende fazla ön plana çıkmayı sevmeyen, başarılı yemekler yapan ama bir şov programına uygun olmayan suskun biri izlenimi uyandırmıştı. Arkadaşlarıyla dalaşmak yerine, verilen görevi yerine getiren sorumluluk sahibi bir gençti. Diğer yarışmacıların haklarını yemeyeyim, bu yıl didişmenin az, yemek yapmanın ön planda olduğu bir yarışma izliyoruz.

Bir hafta önce Uğur’un ergenlik zamanlarında atmış olduğu tivitler yayınlandı sosyal medyada. Uğur, 17-18 yaşlarındayken attığı tivitlerde herkese gider yapıyor, hakarete varan sözcükler sarf ediyordu. Uğur’un öfkesinden başta Kürtler, başörtülü kadınlar, Fenerbahçe Kulübü Başkanı olmak üzere her kesimden insan nasibini alıyordu. Hatta programın yayınlandığı kanalın patronu Acun Ilıcalı bile…

Atıldığı dönemde kimsenin ilgisini çekmeyen bu tivitler, Uğur programla tanınmaya başlayınca birilerinin ilgisini çekti. Uğur, geçmişinde bıraktığı tivitleri unutmuş olacak ki silme gereği bile duymamış. İşte bu geçmişte kalan tivitler ortalığa dökülünce kanalın patronu sosyal medya üzerinden 21 Kasım’da bir açıklama yaparak, Uğur’un programla ilişiğinin kesildiğini açıkladı.

Uğur’un akıbetini merak edenler doğal olarak geçen hafta pazartesi günü MasterChef’in karşısına geçti. Açıklamaya rağmen Uğur hiçbir şey olmamış gibi bütün hafta boyunca diğer yarışmacılarla yarıştı. Hatta ilk takım elemesinde takımı kaybettiği için diğer arkadaşları tarafından eleme potasına gönderildi. Önceki gün yani Pazar gecesi eleme günüydü. Uğur, diğer eleme adayı iki yarışmacı ile birlikte son yemeğini yapacaktı. Kaybeden elenecekti.

Öyle olmadı, diğer eleme adayları gönderildi. Uğur, arenadaki gibi ahalinin önüne atıldı. “Alın size ahlaksız biri…” der gibi. Yıkılmıştı genç adam, geçmişte yazdıkları için özür diledi herkesten. Karşılığında “Söz uçar yazı kalır” gibi beylik laflar söylendi şefleri tarafından. “Yemek yapamayarak elenmeyi isterdim” diyebildi sadece. Utanç ve gözyaşlarına boğuldu o an. Bir de “Ailem var, onların yüzüne nasıl bakacağım” diyebildi, kısık sesle. O an çok koydu bana.

“Bu ülkede her şey olabilirsin ama rezil olamazsın” sözü bu genç adam için geçerli değildi sanki. Oysa ortada “rezil olmak için” bir sebep de yoktu. O, ergenlik zamanlarında sosyal medyanın dayanılmaz hafifliğine kapılıp önüne gelene sallamıştı. Uğur’un payına “arena” düşmüştü ama mesela, Özgecan Aslan’ın öldürülmesi sonrasında “Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca bas bas bağırmayacaksınız” diyen Nihat Doğan, gösterilen tepkilere rağmen Survivor yarışmacısı olarak Dominik’e uçmuştu. Kadına yönelik düşmanlığın hiçbir önemi yoktu o sıralar Acun Ilıcalı için. Şov devam etmeliydi bir şekilde. Zaten ahlak aynı zamanda kendi toplumsal iki yüzlülüğümüzdü, duruma göre kullanılabilirdi.  

Gerçekliğini kaybetmiş bir ülkede, bir genç adamı henüz bir ergenken yazdıkları için arenada aslanların önüne atıp, kendi ahlakımızı kurtardık. Şov kaldığı yerden devam edecekti bir şekilde…  

Önceki İçerikOruç Reis’in çekilmesi AB ülkelerinin Türkiye’ye yaptırım kararını etkiler mi?
Sonraki İçerikBatı ve biz: Niye onlar kazandı?