Futbol artık 90 dakika süren ve sonunda ‘Almanya’lardan birinin kazandığı bir oyun değil

Lineker’in ünlü cümlesindeki ‘Almanya’yı dünya futbolunun hegemonik milli takımlarını temsil eden bir kavram olarak kullansak, ona nazireyle “Futbol 90 dakika süren ve sonunda ‘Almanya’lardan birinin kazandığı basit bir oyundur” da diyebilirdik. Katar, bu hükmün en fazla yanlışlandığı Dünya Kupası olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

İngilizlerin büyük golcüsü Gary Lineker’in futbol literatürüne giren “Futbol, 22 kişinin 90 dakika topu kovaladığı ve sonunda her zaman Almanların kazandığı basit bir oyundur” sözü tabii ki vurguyu güçlendirmek için bir miktar ‘abartı’yı da içeriyordu, yoksa tabii ki bazen Almanya da kaybediyordu.

Lineker’in cümlesindeki ‘Almanya’yı dünya futbolunun hegemonik milli takımlarını temsil eden bir kavram olarak kullansak, ona nazireyle, tabii yine bir miktar abartıyı göze alarak “Futbol 90 dakika süren ve sonunda ‘Almanya’lardan birinin kazandığı basit bir oyundur” da diyebilirdik.

Tıpkı Lineker’in cümlesi gibi bu cümlenin de yanlışlandığı Dünya Kupaları gördük, fakat Katar hiç şüphesiz bu cümlenin en az yanlışlandığı bir şampiyona oluyor; bu kadar sürprizli sonuç hiçbir kupada bir araya gelmemişti. 

Öte yandan “Futbol 90 dakika süren ve sonunda ‘Almanya’lardan birinin kazandığı bir oyundur” hükmü süre açısından da yanlışlandı: Katar’da oynanan Dünya Kupası’nda topun oyunda olmadığı süreler devre sonlarına eklenince maçlar 100 dakikanın üzerine çıktı.  

2014 yılında Brezilya’da yapılan Dünya Kupası’nda şampiyon olduktan sonra katıldıkları üç büyük turnuvaya erken veda ederek evine dönen Almanya Rüdiger, Raum, Goretzka, Gnabry, Musiala gibi gelecekte büyük yıldız olmaya aday gençleri tecrübeli oyuncularla birleştirerek final oynamayı planlıyordu. Grubunda yine kupanın favorilerinden olan İspanya ile çekişeceğini düşünen Almanya, başına ne geldiğini anlayamadan bir anda erkenden evine döndü. Birçok futbolsever gibi ben de Almanya’yı turnuvanın favorilerinden biri olarak görüyordum. Dün gece yaşananlar Almanya için dramatik son olsa da kimsenin olup biteni tam olarak kavradığını sanmıyorum, hele ki bunu yapanın Japonya olduğunu düşününce… Grupta oynadıkları Almanya ve İspanya maçında her şey olağan favoriler için yolunda giderken ikinci yarılarda her iki takıma o kadar hızlı iki gol atarak galip geldiler ki, sanki hızlı tren denemelerini futbol sahasına getirmiş gibiydiler. İspanya ve Almanya’yı yenerek gruptan lider çıkan Japonya, geleceğin futbolunu tekniğin ve taktiğin yanı sıra hızın da belirleyeceğini gösterdi futbolseverlere. Karadenizlinin, yaşadığı ani şokun etkisinde kaldığında içine girdiği “Ha buni bize kim etti?” şaşkınlığını Alman ve İspanyol taraftarlar yaşıyor şimdilerde.   

İdeolojilerin gölgesinde futbol     

Dünya Kupası’nın ilk kez bir Müslüman ülkede oynanıyor olması tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle seküler dünya, Katar’ın, başta kadın hakları ihlalleri olmak üzere insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir ülke olduğundan bahisle işi kupayı protesto etmeye kadar vardırdı. Fakat bu cenah insan hakları ihlalleri konusunda dünyada başı çeken ülkelerden biri olan önceki şampiyonanın ev sahibi Rusya’ya ne hikmetse aynı tepkiyi göstermedi. O Rusya turnuvadan iki yıl sonra Ukrayna’yı işgal etmeye kalkarak dünyayı ateşe attı. Bu da dünyanın ikiyüzlülüğünün bir parçası olsun…

İlk başlama düdüğü çalınca bu ideolojik tartışmaların yerini futbolun heyecanı aldı. Suudi Arabistan’ın Arjantin’i yenmesi sonrasında Japonların Almanları devirmesi futbolun güzelliğini, heyecanını artırdı. Arjantin, şok yenilgi sonrasında geçtiğimiz ay ölüm yıldönümü olan büyük futbol ilahı Maradona’nın ruhunu çağırmış olacak ki, Meksika ve Polonya’ya karşı müthiş oynayarak kazandı. Sanki içlerine Maradona kaçmış gibi oynayan Arjantinli oyuncular, benim gibi bu takımı (Maradona’dan dolayı) tartışmasız sevenlerin yüreğindeki karabulutları dağıttı. Bir Maradona etmez belki ama olağanüstü futbolunun sonlarına gelen Messi’ye de bir dünya kupası kaldırmak yakışır hani…

Katar’da oynanan güzel maçların dışında dikkatimi çeken şeylerden biri de tribünlerdeki kadın seyircilerin çokluğu oldu. Katar rejisi ülkelerine yöneltilen ‘kadın düşmanı’ eleştirilerine karşılık tribünlerde renkli giysileri ve danslarıyla göz dolduran kadın seyircileri televizyon izleyicilerinin gözüne soktu. Gerekli gereksiz her şekilde televizyondan izleyenlere gösterilen kadınlar tribünlerde yaptıkları dans ve gösterilerle ilgi çekseler de bu göze sokma halinin başlı başına cinsel ayrımcılık olduğunu düşünüyorum.

Yine ilk kez bir Dünya Kupası’nda tamamı kadınlarda oluşan hakemler Almanya- Kostarika maçını yönetti. Çok da iyi yönettiler. Bunun da Katar’da olmasının çok önemli olduğunu, özellikle Müslüman ülkelerde kadınların sosyal hayatın içinde var olma mücadelelerinde olumlu anlamda katkısı olacaktır.

Altın nesli kupa kaldırmadan heba eden Belçika       

Son 15 yılın en ışıltılı takımı olan ve bir kupa kaldıracağına kesin gözüyle bakılan Belçika, bırakın kupa kaldırmayı final dahi göremeden ‘altın nesli’ bitirdi. Kadrosunda başta kalecileri Real Madridli Courtois olmak üzere, Eden Hazard, Kevin De Bruyne, Romelu Lukaku gibi üst düzey oyuncular bulunduran Belçika, dünyaca ünlü ama her biri futbol hayatlarının sonlarına gelmek üzere olan futbolcuların arasına genç oyuncular yerleştiremediği için gruptan dahi çıkamadan elendi. Halen FİFA dünya takımlar sıralamasında ikinci durumda olan Belçika, yeni bir ‘altın nesil’ yaratmaktan uzak görünüyor. Futbol otoriteleri tarafından Katar’daki turnuvaya katılan ‘en kötü takım’ olarak nitelendirilmeleri elenmekten çok daha kötü olsa gerek.

Eleştirilerin, ‘istemezüklerin’ gölgesinde başlayan Katar’daki Dünya Kupası sürprizli güzel maçlara sahne oldu şimdiye kadar.  Grup maçları bitince daha da güzel maçlar izleyeceğimizi düşünüyorum. Her koşulda kazanan Almanya’nın elendiği turnuvada, 2014’te son dakika golüyle kupayı elinden kaçıran Messili Arjantin, bu kez ‘Maradona’ aşkıyla o kupayı ülkesine götürsün istiyorum. Viva Argentina!