Yeni hayatımızın Veba Geceleri

Yeni Hayat da kısmen ölüm temasını işler ama ölümden çok yaşam ve hızın romanıdır. Veba Geceleri, ölümle dolu ve donuk bir dünyanın özgürlük özlemine dokunmaya çalışırken, Yeni Hayat, arzu ve özgürlükle taşan hızlı ruhların ölüm özlemini anlatır.

Yeni bir hayatın içinde olduğumuz şu günlerde, Orhan Pamuk’un yeni romanı büyük ilgiyle karşılandı. Veba Geceleri, Kara Kitap gibi deneysel-ansiklopedik olmaktan çok, tarihsel-ansiklopedik bir eser. Genel doku, Kafamda Bir Tuhaflık’ı da çağrıştırıyor. Pamuk’tan alışık olduğumuz detaycılığı da aşan, olağanüstü bir detaycılık söz konusu bu kez. Kitapta 19. Yüzyıl’ın Osmanlı Devleti’ndeki arsenik kaynaklı zehirlenmelere dair kapsamlı bilgiler bulabiliyor, 1901 yılının dezenfektan markalarını öğrenebiliyoruz. Bunların yanısıra, Tolkienvari bir “evren kurgulama” esprisi de var.

27 yıl önce

Veba Geceleri bizi 120 yıl önceye, 1901’e götüren bir kurgu. Ama şimdi maskelerinizi çıkartmaya hazırlanın, pandemiyi unutun, 27 yıl önceye uçuyoruz: 1994’e, Yeni Hayat’a, bir “yolculuk” romanına… Çocukluk yıllarımın en sevdiğim kitaplarından olan Yeni Hayat’la Veba Geceleri arasında bazı karşılaştırmalar yapacağım.

Zıtlık simetrisi

Bu uçuşun nedeni sadece duygusal değil. “Yeni normal” başlığı altında yeni bir “hayat”a/yeni bir “normal”e alıştığımız/alıştırıldığımız günlerden geçiyoruz.

Yeni Hayat, ilk bakışta Veba Geceleri’ne en az benzeyen Orhan Pamuk romanı. Yeni Hayat tepeden tırnağa gizem ve sihirse, Veba Geceleri tepeden tırnağa bilgi ve tarih… Bu iki kitap arasında -bazı Pamuk romanları arasında yoğun/açık şekilde var olan ve çekirdek okur kitlesi tarafından sevilen- “metinlerarası bağlar” bulmak, pek kolay değil. Daha eski olan Sessiz Ev’de Veba Geceleri’nden bahis varken, Yeni Hayat’ta böyle bir ima bile yok.

Veba Geceleri ve Yeni Hayat, sanki iki farklı yazara aitmişçesine uzak görünüyorlar ilk başta. Ancak aralarında bir “bilinçdışı” bağın, bir “zıtlık simetrisi”in olabileceği kanısındayım. Bir ortak temaları da var ayrıca: Ölüm.

Alımlanma

Yeni Hayat, 1994’te, Veba Geceleri’nin şu günlerdeki etkisine yakın bir etki yarattı. Bir defada 300.000 basılmadı (sanırım 100.000 basıldı) ama ilk cümlesi olan “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti”, dönemin sloganına dönüştü. Yeni Hayat’ı duymamış, duysa da okumamış, okusa da anlamamış milyonlarca kişi, bu cümleyi bugün tek bir harf hatası yapmadan söyleyip yazabiliyor.

Güncelle örtüşme

Pandemi, ölüm, izolasyon, hastalık, hareketsizlik ve tıp bağlamında “güncel”le örtüşen Veba Geceleri’ne simetrik şekilde; Yeni Hayat, hayat, yolculuk, hız, değişim ve yenilik gibi “pozitif” kavramlar üstünden “güncel”i yakalamıştı. Yeni Hayat da kısmen ölüm temasını işler ama ölümden çok yaşam ve hızın romanıdır. Veba Geceleri, ölümle dolu ve donuk bir dünyanın özgürlük özlemine dokunmaya çalışırken, Yeni Hayat, arzu ve özgürlükle taşan hızlı ruhların ölüm özlemini anlatır.

İki roman arasındaki ince ve tuhaf bir benzerlikse şu: Yeni Hayat’ın en gizemli karakteri, Doktor Narin. Veba Geceleri’ndeki baş karakterlerden biriyse, Doktor Nuri. Şu da ilginç: Veba Geceleri, ismindeki gece sözcüğüne rağmen, Yeni Hayat kadar yoğun gece tasvirleri içermiyor. Bununla birlikte, Yunan Adaları’nı çok gezmiş bir insan olarak, Veba Geceleri’nin geçtiği (Rodos yakınlarındaki) kurgusal mekana yani Minger Adası’na dair tasvirleri sevdim.

Abdülhamit ve televizyon

Veba Geceleri’nin gizli başrolü eğer Abdülhamit’se, Yeni Hayat’ın gizli başrolü televizyondur. Özel televizyonculuğun patlama noktasında yani 1990’ların ilk yarısında yazılmış olan Yeni Hayat’ta, televizyon imgesi geniş yer kaplar. Yeni Hayat’ın başka bir hoşluğu, 1990’ların Türkiye’sinin bir Google Street View kıvamındaki aktarımı. Türkiye alegorisi olarak görebileceğimiz hayali bir adayı klasik anlatım diliyle anlatan Veba Geceleri’ne karşılık; Yeni Hayat, kısmen gerçek kısmen gerçeküstü bir Türkiye’yi, deneysel anlatım tekniğiyle anlatır. Başlarda popüler kültür nesnesi olmakla suçlanan Yeni Hayat, yayınlandığı 1994’te, postmodernizm bağlamında da eleştirilmişti. Oysa daha da güçlü popüler kültür referansları kullanılsın, hikaye daha postmodern olsun isterdim şahsen.

Platonik aşk, aksiyon, tehlike, hüzün, eğlence ve popüler kültür arasında –Dublörün Dilemması’ndan çok önce- bir sıçramalı denge, bir hareketli ortalama keşfetmişti Yeni Hayat. “Merakta bırakan, yarı neşeli, hayır yarı kederli, hayır bütünüyle esrarlı” (Yeni Hayat’tan, Canan karakterinin tasvir edildiği bir cümleden aldım bu sözcükleri) bir kitaptı. Mistik bir siyasi boyutu da vardı. Gizli örgütler vb… Daha normal, klasik ve anlaşılır siyasi eleştiriler içeren Veba Geceleri’nden farklı olarak, Yeni Hayat’taki siyasi eleştiriler girift, kasvetli ve zor anlaşılırdı.

Yeni Hayat ruhu

Sonraki kuşakta -birkaç istisna dışında- Yeni Hayat’ın ruhunu ve yazım tekniğini “devam ettirmeye” heveslenen çok kimse -ne yazık ki- çıkmadı. Zaten Yeni Hayat’ın ardından Benim Adım Kırmızı geldi, bizzat Orhan Pamuk’un romancılığı değişti, (Kar gibi son bir durağı saymazsak) “geçmişsel/tarihsel/belgesel dozaj”ı yüksek romanlar başladı. Pamuk’un, nostalji ve tarih serisine geçmeden önce, Yeni Hayat’ın ruhunu sürdüren bir kitap daha yazmış olmasını isterdim.

Kar

Kar için de bir parantez açayım: Kar, bir Kars romanı. Ama Frankfurt’ta geçen (ve maalesef gözden kaçmış) küçük bir bölüm de içeriyor. Ben en çok o (yeni hayat ve güncel dünya kokan) Frankfurt bölümünü sevmiş ve “Keşke Pamuk günümüz Frankfurt’unda geçen bir roman yazsaydı” diye düşünmüştüm.

Tarihi roman meselesi

Pamuk’un tarihi romanlarının düz tarihi romanlar olmadığı, birçok postmodern oyun içerdiği, onları inceleyenlerin ilk vurgu yaptığı hususlardandır. Veba Geceleri, bu açıdan, atipik bir tarih romanı ve tipik bir Orhan Pamuk romanı sayılabilir belki. Ama tarihi roman, genel olarak da sadece tarihten ibaret bir tür değil. Özellikle bu çağda, malzemesi tarih olan kişiler, bir mobil uygulama tasarımcısı kadar yenilikçi ve güncel sayılmak, “geleceğin mühendisi” olarak bilinmek isteyebiliyorlar.  

Yeni normalden çıkış

Romanları ve tarihi bir kenara bırakıp, kendi ruh halimize dönersek… “Merakta bırakan, yarı neşeli, hayır yarı kederli, hayır bütünüyle esrarlı” yıllara değil bütünüyle neşeli yıllara, bütünüyle neşeli kurgulara, yepyeni yaşantılara hasretiz. Bu hasretle aynı oranda, “bir gün bir virüs kaptım ve bütün hayatım değişti” noktasına düşme korkumuz da var.

Enes Batur Kuşağı

Veba Geceleri’ndeki politik mesajları ve siyasal İslam meselesini çözümlememi, olayların geçtiği kurgusal evren Mingeryayı anlatmamı, onu edebiyattaki başka kurgusal evrenlerle karşılaştırmamı, mizah dozunu ve dil zenginliğini ölçüp tartmamı bekliyor olabilirsiniz. Ancak kitap eleştirmeni değilim. Bu yazının asıl konusu da kitap eleştirisi değil (yenisiyle eskisiyle) hayat.

Ama son bir değerlendirme: “Dört tekerlekli, içinde dingillere paralel olarak düzenlenmiş karşılıklı iki oturma sırası bulunan, üstü açılıp kapanabilen çift körüklü binek arabası” anlamına gelen “lando”yu, Lambo kuşağına, Enes Batur Kuşağı’na (bkz.Lamborghini) anlatabilme potansiyeli taşıyor olmasını, Veba Geceleri’nin hanesine artı olarak yazıyorum.

Minger Devlet Başkanı

Siz iyisi mi Veba Geceleri’ndeki Minger Devlet başkanı Şeyh Abdullah Efendi ile Yeni Hayat’taki Canan’ı aynı oranda tanıyıp anlamaya çalışın. Zırhlı Minger Zindanı’na, Melek Şeker Çiklet T.A.Ş.’ine, AEG bayilerine, Hızırdan Hızlı Varan Şirketi’ne, hepsine birden göz atmayı deneyin. Yani Veba Geceleri ve Yeni Hayat’ı, eşzamanlı okuyun. Aralarda Kara Kitap’ı da karıştırın. Uzak dünyaların uzak rüzgarlarına dalın. Bunları yaparken, dışarıda akan hayatın tadını çıkartmayı da unutmayın. Hayat her zaman yenidir, yeni her zaman hayattır.

Önceki İçerikBabacan’dan Şemdinli’de Umut Kitap Evi’ne ziyaret
Sonraki İçerikJosep Borrell: ‘Türkiye’nin tarihi kaderi pekâlâ AB bayrağı altında inşa ettiğimiz eşsiz barış projesine katılmak olabilir”