Ana SayfaHaberlerYüzen Venedik’te bir gün ve bir gece

Yüzen Venedik’te bir gün ve bir gece

Limanlarımıza yanaşan en büyük yolcu gemisi Costa Venezia 1 Mayıs’ta İstanbul’dan ilk seyahatine başladı. Peki bu gemide bir gün nasıl geçiyor? Gazete Oksijen'den Pınar Çelikel'in haberini Serbestiyet okurlarına sunuyoruz.

Birkaç gündür Karaköy Limanı’nda demirli olan Costa Venezia’nın büyüklüğü karşısında şaşırmamak mümkün değil. Türkiye’deki limanlara bağlanan en büyük yolcu gemisi. 64 metre yükseliğinde ve 2 bin 116 kabininde 5 bin 100 yolcu kapasiteli. Dev gibi. 15 katlı. Üstelik daha çok yeni, 2019 yapımı. 

GalataPort’un kafelerinde oturup manzara seyretmek isteyenler çok memnun olmasa da geminin ilk kez 1 Mayıs’ta İstanbul’dan yola çıkıyor olması önemli. Sezon boyunca her pazar Karaköy’den demir alacak olan Costa Venezia, önce İzmir ve Bodrum’a uzanacak ardından Mikonos ve Atina’ya uğrayıp İstanbul’a geri gelecek. (Bir de İstanbul, İzmir, Rodos, Girit ve İstanbul rotası var.)

“Bugüne kadar İstanbul’dan yolcu gemileri çıkmıyor muydu ki? Çıkıyordu. Ben hatırlıyorum” diyebilirsiniz. Haklısınız da yıllar önce gemiler yanaşırdı İstanbul’a. Ama önce liman inşaatı ardından da pandemi nedeniyle Akdeniz’de tur yapan gemilerin rotalarında Türkiye durağı Kuşadası Limanı olmuştu. Bu arada Kuşadası hala önemli bir durak olmayı sürdürüyor.

Costa Venezia’nın İstanbul’u ilk durak yapmasının ardında büyük bir planlama var. Zaten geminin ilk yolculuğuna çıkmadan önce 4 gün İstanbul’da olmasının nedeni de bu organizasyon için tüm acentalara ve basına gemiyi tanıtmaktı. 

Yapılan plana göre THY ile yapılan özel bir anlaşma ile dünyanın farklı noklarından misafirler uçakla İstanbul’a gelecekler. Özellikle Almanya, Fransa ve İspanya’dan ağırlıklı ilgi bekleniyor. Önce İstanbul’u keşfedecekler. Pazar günü ise gemi yola çıkacak. 

Costa Venezia’ya binmek için Port Galata’nın yolcu terminaline geliyor yolcular. Öyle deniz kenarından hop diye binmek yok. Kafelerin ve mağazaların hemen ardında yer alıyor bu salon. Deniz ile arasında mağazalar var. Tıpkı bir havaalanına giriyormuş hissi veriyor insana. Yepyeni ve oldukça geniş alanlardan oluşuyor. Eğer yürüyerek geldiyseniz asansörle eksi 2. kata iniyorsanız. Eğer otomobilinizle geldiyseniz de bu kata onu bırakıyorsunuz.

Önce bilet kontrolü ve hemen ardından 10 dakikada sonuç alınan bir PCR testi yaptırıyorsunuz. Her şey yolundaysa yola devam.

Pasaport ve gümrük işlemleri bir sonraki adım. Daha önceleri Yunan adaları turları için sadece pasaport yetiyordu, vize istenmiyordu. Girişte pasaportunuzu veriyordunuz, gemiden inerken geri alıyordunuz. Ama artık öyle değil. Schengen Vizesi şartı var gemi seyahatleri için de. 

2 bin 116 kamara arasından hangisi sizinki?

Sonraki adım gemiye check-in yapma işlemi. Yolculuk boyunca ekstra harcamalarda da kullanacağınız kamaranızın anahtarı kartı veriliyor. Artık gemiye binmeye hazırsınız. Yaklaşık yarım saat süren ve kolayca yapılan tüm bu işlemler sırasında yerin altına inşa edilmiş dev bir limandasınız. İster istemez bir havaalanında olduğunu düşündürüyor insana bu organizasyon.

Yine uzun bir yürüyüş sonrası geminin girişlerinden birinde sizi ekip karşılıyor. Maske ve giriş kartı kontrolü için. 

İçeriye atılan birkaç adım sonrasında ise oldukça lüks bir otelin lobisinde buluyorsunuz kendinizi. Sanki Venedik’te bir otele gelmişsiniz gibi. İlk andan son dakikaya kadar çevrenizde gördüğünüz her şey Venedik şehri ile ilgili. Dev fotoğraflar, tarihi eserlere gönderme yapan heykeller, restoranlar, barlar, koridorlar, her şeyde mutlaka bir tutam Venedik var.

Akıllı asansöre “9. Kat” demek yeterli. Kata ulaşmak 2 dakika olabilir ama 2116 odanın olduğu bir gemide odanızı bulmak için de epeyce yürümeniz şart. 9472’ye ulaşmak da neredeyse 15 dakika sürüyor. Zaten kısa sürede gemide hayatın yürümek üzerine olduğunu anlıyorsunuz. Gemiden hiç inmeseniz bile her gün 10 bin adım garanti.

Sonuç muhteşem. Kamaranın kapısını açıp da içeri girince bir gemide hayal edebileceğinizden çok daha geniş bir alanla karşılaşıyorsunuz. Solda banyo, sağda dolaplar, bir kanepe ve cam kenarında büyükçe bir yatak. Ama asıl olay tam karşınızda yere kadar inen camlardan görünen muhteşem Boğaz manzarası. Kamaranın balkonundan şehri izlemek çok etkileyici. İçeride Venedik, dışarıda İstanbul.

Michelin yıldızlı şefler Casanova Restoran’da

Elbette saatlerce bu balkonda oturabilirsiniz ama içinde bulunduğumuz gemi öylesine farklı eğlence seçenekleri sunuyor ki denememek olmaz. Geminin 20 deck’inin (sosyalleşme alanı) her birinde vakit geçirmek demek bir hafta demek. Ayrıca 4 restoran, 11 bar, 3 yüzme havuzu ve 4 de jakuzi var. 

Hemen keşfe çıkmak şart. Gemiye binenlerin ilk durağı ve yönlerini bulmak için kerteriz aldıkları yer 10. kattaki Lido Marketplace Restoran oluyor. Burası açıkbüfe yemeklerin ana alanı. Oldukça geniş bir salon. Yine Venedik fotoğraflarıyla süslü. Hemen geminin arka tarafındaki Lido Deck’e bağlanıyor. Orada ise bir havuz, 18. yüzyıl Venedik motifleriyle süslenmiş şık bir bar ve dondurmacı Amarillo var. Sanki San Marco Meydanı’ndaymışsınız gibi tasarlanmış bu bölüm. Birkaç adım ileride de bir sushi corner gün boyu hizmet veriyor.

Yemek Costa Venezia’nın en iddialı olduğu alanlardan birisi. Açık büfe ya da alacarte fark etmez, ağırlık İtalyan mutfağında. 4. kattaki Canal Grande Restoran, adından da anlaşılacağı gibi Venedik’teki ünlü Büyük Kanal’a gönderme yapıyor. Akşamları açık, rezervasyon isteniyor. Özellikle restoranın ortasından geçen kanal ve üzerindeki gondollar, bir gemide olduğunuzu unutturan faktörler. İsterseniz kanalın kenarındaki masalarda oturabiliyorsunuz, isterseniz de cam kenarından İstanbul manzarası (ya da o gün hangi limandaysanız onu) izleyebiliyorsunuz.

Costa Venezia’nın yolculuklarına üç ünlü şef de eşlik ediyor. Bruno Barbieri bir İtalyan şef, restoran sahibi. Aynı zamanda Master Chef Italya ile ünlü bir televizyon kişiliği. Bugüne kadar restoranları tam yedi kez Michelin kazanmış. 

Hélène Darroze ise Fransız bir aşçı. Üç Michelin yıldızı ve üç restoranı var. Londra’daki The Connaught’ta Hélène Darroze ve Paris ve Moskova’da Restaurant Hélène Darroze onun imzasını taşıyor.

Ve üçüncü şef Michelin yıldızlı İspanyol Ángel León, yakışıklı bir pop star gibi. Tüm gemi onun fotoğraflarıyla süslü. İspanya genelinde “el Chef del Mar” olarak bilinen Ángel León deniz mahsüllerinden nefis bir mönü hazırlamış durumda. Üç şef de sezon boyunca farklı tarihlerde Cazanova restoranda marifetlerini gösterecekler. 

Ferrari ve Aperol barları çok cazip

Geminin bir diğer favori mekanı 5. kattaki Bella Bar’ın barmeni Fabio daha önce Costa grubunun Karayipler’de yolculuk yapan bir gemisinde çalışıyormuş. “Costa gemileri öylesine cazip oluyorlar ki, bazen bir hafta hiç inmeyip sadece gemide vakit geçirenler gördüm. Eminim Costa Venezia yola çıkınca bu gemide de olacaktır” diyor. Bu arada 70 yıldır gemi seyahatleri organize eden Costa grubunun 15 gemisi var. Bu gemiler Karayipler’den Güney Amerika’ya, Akdeniz’den Kuzey Avrupa’ya ve hatta Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar pek çok rota yapıyorlar. Bu sezonun favori rotası ise İstanbul’dan yola çıkacak olan.

4. kattaki bal mumu heykel müzesi, yine aynı kattaki sanat galerisi, gemi limandan ayrıldıktan sonra faaliyete başlayan oldukça geniş casino, tüm gün hizmet veren spa ve hamamı görünce Fabio’ya hak vermemek mümkün değil. 

Bu yazıda geminin barlarına özel bir yer ayırmak gerek. Ferrari ve Aperol barları özellikle ambianslarıyla karadaki barlarla yarışır ve hatta yarışı kazanır nitelikte. Hemen hemen her deck’te farklı bir konseptte bar var. Geminin en tepesinde yani 15. katındaki geniş deck’teki güneşlenme alanı tıpkı Güney İtalya’da belki de Positano’daymışsınız gibi döşenmiş. Çizgili şemsiyeler, rahat daybed’ler ve köşedeki Aparol bar tüm günü geçirmek için ideal. En üst katta olduğu için de geniş bir manzara sunuyor.

Çocuklar kids club’a, anne-babalar tiyatroya

Gemiye çocuk da kabul ediliyor elbette. Hatta 18 yaş altı çocuklardan ücret de alınmıyor. Ancak çocuklar seyir sırasında genelde Kids Club’da oldukları için pek de ortalarda görünmüyorlar. İsteyenler için bakıcı hizmeti de mevcut. Zaten gemi o kadar büyük ki hiçbir alanda bir kalabalık hissine kapılmıyorsunuz. Sanki her şey size özelmiş gibi geliyor. 

Gemi eğer limandaysa misafirler geceleri dönmeyi tercih ediyor. O nedenle geminin akşam aktiviteleri de sabahki keyfi aratmıyor. 4 ve 5. katlardaki dev Theatre Rossa’da her akşam başka bir gösteri var. 22.00’de başlıyor. Bizim izlediğimiz “Venezia Innamorata” ünlü aşık Casanova’nın hikayesini anlatıyordu. Kostümler, ışık, oyuncularla yine Venedik’te tarihi bir tiyatroda gibi oluyor izleyici. O saate kadar Venedik’te olduğuna inanmamışsa da tiyatroda artık inanmaması mümkün olmuyor konukların.

Perde kapandığında eğlence 10. kattaki Lido Deck’te devam ediyor. Belki de sabaha kadar. Bellini’ler, prosecco’lar eşliğinde, bir Venedik karnavalı havasında. Kamaralara dönüldüğünde ise gemi çoktan o limandan demir almış oluyor. Sabah olunca ise gözünüzü bambaşka bir limanda açıyorsunuz. Bu sefer yepyeni bir eğlence ve keşif günü başlıyor.

https://gazeteoksijen.com/turkiye/yuzen-venedikte-bir-gun-ve-bir-gece-153315

- Advertisment -