2023 sonu Türkiye enflasyon tahmini

Literatür ve makaleler genellikle mevcudu açıklamaya yönelik akademik, yoğun istatistik metotları kullanılmış olan okuyup anlaması uzmanlık gerektiren çalışmalar. Buradaki deneme ise pratik ve geleceğe matuf akademik nitelik taşımayan, böyle bir iddiası da olmayan ancak belirli hesap ve varsayımlara dayalı bir tahmindir. İki senedir ara ara bu tahminleri yapıyorum ve genelde gerçekleşmeler TÜİK TÜFE’nin bir miktar üzerinde fakat ENAG’ın altında çıkıyor.

2023 sonuna kadar TR’de enflasyon ne olabilir? Hükümet için kolay bir soru ve her gün yeni müjdeler geliyor, önce Ocak’ta düşecekti (hatta negatif enflasyon görecektik bir yetkili görüşüne göre), sonra yazın, şimdi de seneye Mart gibi. MB tahminleri daha güzel!, geçen Ekim’de % 11 ile başladı, bu sene % 20 ile başlayıp en son % 60’a çıktı 2022 sonu için. Hangi enflasyon sorusunu duyar gibiyim; MB TÜİK enflasyonunu baz alıyor, İTO, ENAG oranları da mevcut. TÜİK TÜFE’ye halkın % 80-90’ı inanmıyor, İTO 20 puan ENAG neredeyse 100 puan önde TÜİK’ten (not 1). TÜİK’e göre gidelim şimdilik.

Sene başında TÜFE’nin 60’lara, Mart ayında ise 80’lere çıkacağını yazmıştık. Oradaki basit metot ile ilerleyelim (not 2). Hesaplamada kur artışı geçişkenliği % 35-40, ithalat, reel ücretler % 10-20, enflasyon katılığı % 20-30 gibi oranlarla ağırlıklandırılmış, ek olarak para arzı, kredi, maaş artışı, ÜFE-TÜFE farkı gibi pek çok değişken de daha düşük oranlarda hesaba dahil edilmiştir. Literatürdeki makalelere göre kur artışı geçişi 24 aya kadar devam ediyor, ilk 12 ayda hızlı sonrasında daha yavaş (not 3).TR için kur atağından sonra daha ilk yıl dolmadı ve kur artışı her gün devam ediyor. Kasım sonrası bir miktar enflasyon düşüşü makul, çünkü büyük kur atağının senesi doluyor.

İkinci konu ithalat mallarının fiyatları, bu artışlar dolar ya da reel bazlı hesaplanıyor, TÜİK birim değer endekslerine göre ithalat fiyatları son bir yılda % 40 civarında arttı fakat toplam ithalat TL faturası 2020 yılına göre 2022 yılında (ortalama 18 kur ile) % 300’e varan oranda artıyor, artış oranı 2023’te % 400’e ulaşıyor (ortalama 24 TL kur ile). Son dönemde petrol, plastik, demir ve gıda fiyatları düştü ve etrafı bir sevinç kapladı haklı olarak, ancak tek çiçekle bahar gelmiyor. 2022 yılı ilk 6 ay ortalamalar ile son 35 günü (1 Temmuz- 5 Ağustos) karşılaştırdım www.investing.com vadeli piyasalar ekranı verilerinden, fiyatlar doğalgazda % 20 yukarı, petrol aynı, demir cevheri, plastik ve gıda % 20 düşük gerçekleşti. Yukarıdaki ana kalemler ithalatın yarıdan fazlası ve kalan ithalat rakamları da aynı yönde hareket eder genel olarak. Halen artış trendinde olan doğalgaz fiyatları düşer ve diğer fiyatlar bugünkü veya düşük seviyelerde devam ederse önümüzdeki çeyrek ve yıllar için iyi haber olur.

İthal fiyatlarında radikal düşüşler (petrolde 50-60 dolar/varil gibi) beklememek gerek, çünkü global enflasyon her yerde maliyetleri artırdı, üstüne ABD faiz artış süreci neredeyse sona eriyor ve dünya az çok (% 3-4) büyümeye devam edecek. TR bu sene 5-6 civarında büyür, seneye 3-4. TR’yi en çok zorlayan doğalgaz fiyatlarının düşmesi beklenir ama ufukta bir ışık yok, demir çelik, plastik ve gıda fiyatlarının da bugünkü seviyelerden % 20 ve daha fazla düşmesi beklenmez hatta bir miktar artışları da görebiliriz. İthalat kanalından 2009’daki gibi büyük katkı olmaz, o dönemde petrol 135 dolardan 35 dolara, plastik hammadde fiyatları 2.500 dolardan 700 dolara kadar düşmüş ve kur % 20 civarında artmasına rağmen enflasyon oldukça düşük kalmıştı.

Enflasyon katılığı TR’de çok önemli, firma ve hükümet fiyatlama davranışları hızlıca 80-90’lı yıllara uyum sağladı, geriye çevirmek kolay değil. Merkez Bankası’nın kendi çalışmaları enflasyonun kabaca üçte biri bu katılıktan kaynaklı olduğunu söylüyor, % 50-60 enflasyon diğer faktörler sabit kalsa dahi % 15-20 yeni enflasyon üretiyor TR’de.

Kredi artış oranı, para arzı gibi kalemler enflasyonun altında ya da enflasyona yakın, enflasyona büyük pozitif katkı sağlamaz toplamda. ÜFE-TÜFE farkının bu kadar yüksek ve sürekli olması soru işareti, dış dünyada da bu durum var ancak TR için aradaki farkın çok yüksek olmakla kalmayıp sürekli artması TÜFE’ye katkı geleceğini gösterir.

Gelelim maaş artışlarına, enflasyonu düşürecek veya hiperenflasyona geçişi engelleyecek yegane güç reel bazda düşürülen ücretlerdir, ABD’de % 9-10 enflasyon karşısında % 5 artan ücretlerden sonra TR’de neler olmaz ki. Asgari ücret Temmuz ayında % 29,3 ile itibarsız TÜİK TÜFE’nin (% 42,35) dahi 13 puan altında kaldı. Kamu bankaları % 35 artış verdi. Özel sektör firmaları içinde de enflasyonun üzerinde reel ücret artışı yapan şirket ve sektör sayıları oldukça sınırlı görünüyor. Ücretlerin milli gelir içindeki payı da son üç yılda % 35-38’den % 30’un altına düştü (işgücüne yapılan ödemeler ABD’de milli gelirin % 60’ı ve bu yüksek ağırlık enflasyonu her iki yönde de etkiliyor). Özel sektör firmalarının karları üçe beşe hatta ona katlansa da ücretlerin payı düşüyor, hükümet ve işveren kesimi işgücü üzerindeki baskıları aşırı şekilde devam ettiriyor, kısaca vahşi kapitalizm halleri her yerde. TR’de hiperenflasyon bekleyenler her zaman hüsrana uğradı, bu defa da bekledikleri olmayacak, temel sebebi enflasyon yükünün en fazla çalışanlar ve sabit gelirlilere yüklenmesidir, normal zamanlarda enflasyon civarında gezinen ücret artışları bugünkü gibi yüksek enflasyon zamanlarında reel olarak ciddi şekilde geriliyor, gerileyen ücretler de sadece temel gıda ve faturalar gibi zaruri harcamalara gidince dayanıklı tüketim, sıfır araç, ilk satış konut vb harcamaları azalmaktadır, sıfır araç ve ilk konut satışlarına yıllar itibariyle ve ortalama yetişkin nüfusa oranla bakmak yeterli gelir. 2010 yılından bugüne ortalama asgari ücret ile TR’de 14,48 yılda 100 m2 bir daire alınabilirken bugün bu süre 25,5 yıla çıkmış olup Kasım’a kadar 30 yıla çıkmasını bekliyorum.

Sonuçlar; ilk olarak enflasyon (TÜİK TÜFE) % 90 civarından geri dönecektir yeni ve büyük bir kur atağı (6 ayda doların 25-30 TL olması gibi) olmadığı sürece. Yukarıdaki değişkenler ışığında enflasyonun 2023’te önce % 60’lara sene sonunda da 50’lere inebileceği görünüyor. Bu düşüşün piyasa ve ağırlıklı olarak talep düşüşü kaynaklı olması beklenir. Bilindiği gibi hükümetin bir enflasyon düşürme programı ve politikası yoktur, hatta yapılan hemen hemen her şey enflasyonu artırıcı işler, bütün çabalar aşırı düşük faiz (% 60-70 negatif reel faiz) ve yüksek büyüme hedefiyle uyumlu gidiyor. Enflasyonla mücadele şu anda TÜİK’te gibi duruyor, Merkez Bankasında değil. MB esas görevi olan fiyat istikrarı maddesini uzun zamandır unutmuş olup araç bağımsızlığı silahı da hükümet tarafından elinden alınmıştır. MB ne yapmaktadır? Üçlü dilemmayı arka kapı döviz satışı, kredi faiz artışı ve kambiyo müdahaleleriyle çözmüş gibi yapıyor, biraz döviz satışı, biraz ucuz para dağıtılması ve akla hayale gelmeyecek yamalı bohça kambiyo sınırlamaları ile.

Hükümet ve yetkili kurumların bugünkü politikayı (politikasızlık da denebilir ama günübirlik kararlar alındığı için bunu söylemek kolay değil) seçime kadar sürdürmesi beklenir, ülkeye şu ya da yolla üç beş milyar döviz rezervi girdiği sürece faiz artışı olmaz kanaatindeyim. Nisan Mayıs aylarında enflasyonun üzerinde olmasa da üç beş puanlık bir faiz artırımı ile piyasalara bir sinyal verilebileceği yönünde bir düşüncem olsa da hükümetin böyle bir yola girmeyeceği ve sonuna kadar bugünkü iktisat dışı politikaları uygulayacağı anlaşılıyor.

Seçim sonrası iki ihtimal var, ilk olarak muhalefet kazanırsa ortodoks politikalara dönüş (MB faiz artışı, kredi ve mevduat faizlerini banka ve piyasaya bırakma, sıkı maliye politikası) ve gerekirse IMF’ye gidiş. IMF bir rezerv sağlama, biriktirme ve programın kredibilite kaynağı olarak fonksiyon görebilir. Ortodoks politikalar zaman kazandırır, TL kıymetlenir, enflasyon daha hızlı düşer, yine de 2024 yılında bile tek hane zor olur, % 50-60 olmaz da % 30-40 olur 2023 sonu. Yeni hükümetin eski zamanlarda olduğu gibi açık, hedefli bir enflasyonla mücadele programı yapması ve uygulaması ilk şart. TR’de ve dünyada çok sayıda enflasyon hedeflemesi programı uygulandı, TR için başarı örneği 2001 yılındaki Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bu program ile 2004 sonunda tek haneli enflasyon oranına ulaşıldı % 80-90’a yakın uzun süreli oranlardan. 1994 yılındaki 5 Nisan Kararları ise kuru sakinleştirip enflasyonu % 125’den geri çevirdi ancak başarı süresi çok kısaydı.

Bazıları ortodoks politikalardan (vergi, harcama ve para) başka bir şey yok mu diyebilir, çok sayıda çözüm yolu var fakat TR’nin siyaset ve bürokrasi kapasitesi ancak böyle ilk seviye işlere yatkın, daha rafine işlere değil diye düşünüyorum, “biz gelelim enflasyon kendi düşer” diyen siyaset erbabı var ülkede, düşer de geç düşer, o sebeple basit, hedefli ve kuvvetle muhtemel katı bir programın uygulanması gerekli. Bu tür katı programların yükünü hep çalışan çeker/çekecek diye bir kural da yok, iş dünyası ve en başta müsrif devlet de bu faturayı paylaşmalı. IMF olsun Dünya Bankası olsun bu çağda “sosyal politikalar uygulayın, gerekirse kredi verelim” diyor, yeter ki niyet dürüst, plan projeler düzgün, zaman ve hedefli olsun.

İkinci ihtimalde mevcut hükümet seçimi tekrar kazanırsa ne olur enflasyon? Yine düşer ama 1990’lardaki gibi önce 10-20 puan iner sonra yine artar, bir fasit dairede döner durur. Müsriflik, hesap bilmezlik, kadrosuzluk, durumdan vazife çıkaran klikler, mevcut servet transferinden menfaati olan ve büyük parsa toplayan işadamları, tek adam yönetimi algı ve olgusu ile ufak iyileşmeler olsa bile istikrarı sağlamak ve korumak imkansıza yakın bir başarı olur kanaatindeyim. Özellikle dördüncü yılına girmiş başkanlık sisteminde ekonomi politikalarında olmaz denilen pek çok şey oldu ve daha da oluyor. Mevcut hükümet uzun süredir kaide ve kurallar ile yönetime ara vermiş durumda, öyle olmasa daha Eylül 2021’de 3 yıllık orta vadeli program (OVP 2021) açıklayıp üzerindeki Cumhurbaşkanı imzasının mürekkebi kurumadan adını bir türlü koyamadıkları yeni politikalara girilmezdi.

750 Milyar dolarlık ekonomisi olan TR’nin enflasyonda Arjantin’i geçmesi yakında Venezuela’yı geçebilir olması hiçbir vatandaşın kabul edeceği bir realite olmamalı, bahaneler ile zaman geçirmemelidir küçük bir azınlık dışında 85+10 milyon olarak. Ülkenin bir numaralı ekonomi/politika/sosyoloji/ahlak sorunu enflasyondur, çözümü zor olsa da bir an önce mücadeleye başlanmalı, acı ilaç daha da acı ve hepten dayanılmaz hale gelmeden içilmeli, enflasyon tek basamaklı oranlara indirilmeli ve bunu yapmayı makul ve mantıklı politikalar ile öneren siyasetçi, bürokrat ve yetkililere destek verilmelidir.

Not 1: Vatandaş TÜİK TÜFE’ye itimat etmiyor, TÜFE ile İTO, ENAG, KKTC enflasyonları ve çeşitli sendikaların hazırladığı gıda enflasyonu oranları ile fark çok açıldı ve açıklanmaya muhtaç birçok konu (kira artış oranı, araç fiyatları, hedonik fiyat ayarlamaları, marketlerin fiyat indirimine zorlanması, TÜFE mal ve hizmet fiyat listelerinin karartılması, sürekli başkan ve kadro değişimi vb) var.

Not 2. Bu modelin ilham kaynakları dış dünyadaki çeşitli kur enflasyon geçişkenliği makale/yazıları ve içeride özellikle eski MB baş ekonomisti Hakan Kara ile Çağrı Sarıkaya’nın birlikte yazdıkları “Enflasyon Dinamiklerindeki Değişim: Döviz Kuru Geçişkenliği Güçleniyor Mu” isimli makaledir.

Not 3: Literatür ve makaleler genellikle mevcudu açıklamaya yönelik akademik, yoğun istatistik metotları kullanılmış olan okuyup anlaması uzmanlık gerektiren çalışmalar, buradaki deneme ise pratik ve geleceğe matuf akademik nitelik taşımayan, böyle bir iddiası da olmayan ancak belirli hesap ve varsayımlara dayalı bir tahmindir, iki senedir ara ara bu tahminleri yapıyorum ve genelde gerçekleşmeler TÜİK TÜFE’nin bir miktar üzerinde fakat ENAG’ın altında çıkıyor. İşin güzel tarafı şu, hükümet ya da Merkez Bankası enflasyon 10-20 olacak diyor ve birçok uzman da onların dediğini tekrar ederken bu basit hesap ile 20-50-80 tahminleri yapıyor ve günün sonunda haklı çıkıyorsunuz, haksız çıkmayı ve memleketin milyonlarca insanının enflasyon altında ezilmemesini isterdim ayrı konu.

Not 4: Bu yazı 7 Ağustos 2022 tarihinde Aydın Akkoç Twitter hesabında yayınlanmış olan yazıya bazı ekleme ve çıkarmalar sonucu son halini almıştır.

________________

Aydın Akkoç Boğaziçi Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler ve İşletme mezunu, bankacılık (katılım), medya, inşaat sektörlerinde yöneticilik yaptı/yapıyor. Ekonomi, finans, politika, tarih vb okur.