ABD terörü ve rızanın çözülüşü

Hepimiz biliyoruz ki Maduro ABD ve ortaklarının dümen suyundaki bir lider olsaydı, ülkesinin kaynaklarını onların yağmasına açmayı kabul etseydi, çok muhtemeldir ki katliam da yapsa bunlar başına gelmeyecekti.

Terör “insanları dehşet içinde bırakacak bir şiddet veya şiddet tehdidi” demektir. Amaç insanların gözünü yıldırıp itaat ettirmektir.

ABD’nin Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro‘yı kaçırması ve bunu başka ülkelerin gözünü yıldıracak bir pervasızlıkla yapması kavramın her iki anlamında da terördür.

Bazı haber kanallarının söz konusu küresel mafya faaliyetini veya korsanlığı yapanın dilini kullanarak bunu “yakalanma” olarak vermesi doğru değildir.

Her şeyden önce şeylerin ismini doğru koyarak başlamak gerek: Bunu yapanın dünyanın en güçlü devleti olması yapılanın niteliğini değiştirmez. Haydutluk haydutluktur, insan kaçırma veya mafya terimiyle “adam kaldırıma” da bunu yapanın demokrasi veya diktatörlükle yönetilen ülke olmasıyla ilgili değildir.

Yaşanan, silahlı bir grup tarafından zor kullanılarak bir insanın kaçırılmasıdır; bir devlet başkanının eşiyle birlikte kaçırılması. Ve bunun şeklen uluslararası hukuka uyuyormuş gibi yapma çabası dahi gösterilmeksizin doğrudan bir kişinin veya devletin kararıyla mafya usulü yapılmasıdır.

“Rıza”nın çözülüşü

Güçlü bir devlet tarafından teknoloji kullanılarak yapılmış olması, yapılan işi terör olmaktan çıkarmaz; daha ürkütücü bir terör yapar.

BM sistemi ve uluslararası hukuk, keyfi güç kullanmanın yasaklanması ve askeri müdahale yapılacaksa onun da kurallara uygun olarak alınmış ortak kararla yapılması iddiası anlamına geliyordu. “Birleşmiş Milletler” aslında “birleşmiş devletler”di; amaç da “adalet” değil “düzen”di, büyük devletlerin lehine işleyen bir düzen. Ama kullanılan kavramlar insan hakları, hukuk, insani müdahale ve adaletin korunması gibi zarif kavramlardı. Herkes bilirdi ki -ve son olarak Filistin’de yaşananlara bakıp öğrendi ki- beş büyüklerin (BM güvenlik konseyinin daimî üyesi olan devletler) biri dahi onay vermedikçe yaşananlar etnik temizlik veya soykırım düzeyine varsa bile göz yumulur. Eğer bir “insani müdahale” kararı alınmışsa bu da insan haklarından ve hukuktan çok devletler arası ilişkilerle ilgilidir.

Hukuk zayıf olanı korur denir. Bir anlamda doğrudur bu. Ama hukuk güçlü olanı da korur. Hatta kuralların oluşturduğu düzenden en çok onu kuranlar faydalanır. Bu yüzden onun saygınlığının korunmasına en çok kural koyucular titizlenir. Buna karşılık onu en çok sorgulayanlar, kötü durumda olanlardır. Kağıtların yeniden dağıtılmasını isteyenlerin daima eli kötü gelenler olması gibi. Kuralları koyanlar bu sorgulamadan hoşlanmaz. Bu yüzden de biçimsel de olsa meşruluğu koruma ihtiyacı hissederler. Bilirler ki, “iktidar”ın formülü “iktidar=kuvvet+rıza”dır. Uzun vadede iktidarlarını sadece kaba kuvvetle koruyamayacaklarını bildiklerinden, rıza üretmeye de çalışırlar.

ABD bir süredir “rıza” ile ilgilenmiyor; biçimsel bir meşruluk görüntüsü oluşturmaya veya hiç değilse görünüşü kurtarmaya da çalışmadan açıktan kavgaya giriyor. “İstersek devlet başkanınızı öldürürüz” diyor mesela İran’a saldırdığında dediği gibi. Ülkeleri ve liderleri güç kullanma tehdidiyle korkutup sindiren bu halleri, kişisel kabalıktan ziyade bu aşamada tercih edilmiş bir dış politika enstrümanını, bilinçli bir terörü ifade ediyor. Trump bunun simgesel ifadesi olarak görülebilir. Bu anlamda yaşananları onun kişilik yapısıyla, patavatsızlığı veya hoyratlığıyla açıklamak ancak bir ölçüde mümkün olabilir. Ondan ziyade ABD’nin artık açıktan güç kullanma ihtiyacıyla açıklamak daha makul görünüyor.

ABD küresel düzeydeki ekonomik gücünü başka devletler lehine kaybettikçe hırçınlaşıyor. “Amerika’yı yeniden büyük yapmak” kulağa hoş geliyor ama çarklar eskisi gibi gıcırtısız dönmüyor. Eskiden bir dolar mağazalarında satılan Çin malları artık her yerde. Zaman da ABD lehine işlemiyor. Bir atılım yapmaya çalışıyor ama bu da olmuyor. Böyle bir durumda geriye saldırıp gasp etmek, malına çökmek ve “sizin değerli toprak elementlerinizi verin ki savaşı durdurayım” demek veya körfez ülkelerini İsrail ile tehdit edip onlara hiç kullanmayacakları pahalı silahları kakalamak kalıyor. Trump’ın iş yapma tarzının ABD’ye egemen olması veya İsrail’in saldırganlaşması da ABD’nin altın yumurtlayan tavuğu kesme pahasına kendisi lehine işleyen düzenin kurallarını açıktan çiğneme ihtiyacının bir yansıması olabilir. Şimdilik sorun yok. “Ben yaptım oldu” diyor. Gerçekten de kısa vadede “bu işliyor.”

Uzun vadede ne olur? Bunu öngörmek zor. İşin kötüsü, “Pax Americana” enkazının üstünde yükselecek bariz bir adalet ve hak temelli bir düzen de yok. Çin de, adalet ve insan hakları konularında Trump kadar açık sözlü. Ruanda’da Hutular pala ithal etmek istediğinde “bunları ne yapacaklarını bilmiyorduk” numarası yapmıyor ve hali hazırda Doğu Türkistan’da etnik temizlik yaparken, eline fırsat geçse ABD’den daha azını vadetmiyor.

Faustvari anlaşma

Bir de ülkesindeki yangından mal kaçırmaya çalışan “muhalifler” meselesi var.

Tüm dünya hukuksuzluğu kınarken ve Trump’ın ülkesine yönelik ilgisinin demokrasi ve insan haklarıyla ilgili olmadığını pekâlâ bilirken “Venezuela’da hükümeti devralmaya hazırız” diyen Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado gibi.

O ve diğerleri ülkelerindeki iktidarlara karşı siyasi mücadelelerinde haklı olabilirler. Ama şikâyet ettikleri otoriter uygulamalardan kurtulmak için ABD’yi ülkelerinin başına musallat etmek hiçbir biçimde kabul edilemez. Machado “Venezuela’da hükümeti devralmaya hazırız” derken ABD’nin ondan neler isteyeceğini bilmiyor olabilir mi? Yarın ülkesinin petrollerini ABD’ye peşkeş çekmeye karşı çıkamama pahasına kazanılacak iktidarın Venezuela’ya iyilik getirmesi mümkün mü? ABD ipleri ele geçirdiğinde ilk zamanlar kapanan tüm musluklar açılır, bir rahatlama yaşanır. Ama “Venezuela’nın petrolleri Venezuelalılarındır” diyecek bir lider de iki günde otoriter ve anti-demokratik ilan edileceğini bilir.

Çözüm otoriter de olsa mevcut iktidara itaat değil elbette. Ama onun iktidardan gönderilmesi için mücadele ederken Amerika’nın veya başka bir devletin ülke kaynaklarına çökmesine de izin vermemek gerek. Yani “İktidara gelme şekli” kadar “iktidardan gitme şekli” de önemli.

Tabii ne pahasına olursa olsun o koltuğa oturmak için Faust’çu pazarlığa (şeytanla anlaşmaya) dünden razı olanlar için geçerli değil bu.

Görülmesi gereken asıl fotoğraf

CHP lideri Özgür Özel de Maduro’nun kaçırılışıyla ilgili bir tivit yazmış. Ama bu konuda ABD’yi hedef alan soldaki birçok liderden farklı biçimde, ana konu olarak ABD terörünü değil Erdoğan’ı hedef almış (ABD’ye de eleştiri var ama ana mevzu o değil Erdoğan). “Bu fotoğrafa iyi bak sayın Erdoğan” diyor Özgür Özel. Bak dediği, Erdoğan ile Maduro’nun el ele fotoğrafı ile Maduro’nun gözleri bağlı götürülürken çekilen fotoğrafı.

Erdoğan’a bu fotoğrafı hatırlatan sadece o değil. Yunanistan veya İsrail merkezli bazı paylaşımları ve yapay zekâ ile Maduro’nun yerine onu koyan görselleri göz önüne aldığımızda ise ayrıca talihsiz.

Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’nin işlediği suçu mahkûm eden ve Maduro’ya destek veren bir açıklama yapmamasını eleştirmesi elbette haklı. Sırtında yumurta küfesi olduğu gerçeği buna engel olmamalı. Maduro’nun neyin bedelini ödediğini göz önüne aldığımızda, hakkaniyet adına bunu ben de bekliyorum. Ama böyle bir günde hiçbir şekilde söylenmeyecek bir söz ve en sonda bile verilmeyecek bir mesaj varsa o da ülkesinin cumhurbaşkanına hitaben “bu fotoğrafa iyi bak” olmalı.  

Elbette muhalefet ülkedeki sorunları dış dünyaya şikâyet edebilir. İnsan hakları hiçbir ülkenin iç meselesi değil çünkü. Ama kurtlar sofrasında fırsat bekleyen ABD ve İngiltere gibi devletlere de temel kaygısı insan hakları ve demokrasi olan küresel partner muamelesi yapmadan.

Bir de insan kimi kime şikâyet ettiğine de bakar. CHP lideri İngiltere’de İktidar partisinin lideriyle görüşürken İBB Başkanı İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki vermemesi nedeniyle “terk edilmiş hissediyoruz” diye sitem ettiği İşçi Partisinin sicili berbat. ABD ile işgallere “koalisyon güçleri” adı altında ortak olmaktan İngiltere’nin çıkarına gördüğünde en zalim diktatörleri desteklemeye, darbecilere danışmanlık yapmaktan İsrail’in soykırım suçuna ortak olup ve İngiltere’de Filistin eylemleri yapanların ifade özgürlüğünü ihlal etmeye kadar uzun bir liste var.

Türkiye’de veya başka bir ülkede sorumlu bir lider onlara da günahlarını sayıp, bunlar arasında kendi ülkesindeki günahlardan da söz edilebilir. Ama onların kim veya ne olduklarını bilerek, “beni görün” veya “sizinle çalışmaya hazırım” anlamına gelebilecek sözler sarf etmeden veya “sizin küresel günahlarınızla ilgilenmiyorum” mesajları vermeden.

Ülkeyi görebilmek için kürenin tamamına bakmak

“Günümüz dünyasında olup bitenden haberdar olan kişi, St. Nicholas Bulvarındaki yaşantısının Güney Vietnam’da olanlardan nasıl etkilendiğini kavrayabilen biridir” diyordu 1965’te Malcolm X.

Dünyada olup bitenin kendi çevresini nasıl etkilediğini bilen ve onlarla ilgilenen geniş görüşlü sorumlu insanlardan söz ediyordu. Ufkunuzu sadece kendi ülkenizde olanlarla daraltırsanız orada da bir düzelme sağlayamazsınız demek istiyordu.

Çok haklıydı. Hala çok haklı. Çünkü Caracas’ta olanı doğru anlamazsak ve doğru tutum almayı başarmazsak Ankara veya İstanbul için de neyi doğru yapmamız gerektiğini bilemeyiz.

Hepimiz biliyoruz ki Maduro ABD ve ortaklarının dümen suyundaki bir lider olsaydı, ülkesinin kaynaklarını onların yağmasına açmayı kabul etseydi, çok muhtemeldir ki katliam da yapsa bunlar başına gelmeyecekti. BBC de ABD terörünü ve onun mafyavari şekilde ülkesine saldırılıp kaçırılışını “ülkeden çıkarılması” şeklindeki haber başlığıyla vermeyecekti.

Kritik zamanlarda yüzündeki demokrasi, uygarlık maskesini atıp adi bir suçlu haline gelen, alacağını aldıktan sonra kaldığı yerden şirinlik yapmaya devam eden uygar dünyanın demokratik devletlerinin dünyasındayız.

Ama aynı zamanda bireylerin ve toplumların da dünyası burası. Yapısal adaletsizlikle malul bir dünyada ayakta kalmak ve onu kurtlar sofrası olmaktan çıkarmak için küresel bir farkındalık ve dayanışmaya ihtiyacımız var.

Bu kötülüğün üstesinden gelmek için yaşananı doğru anlamak gerek. ABD tarafından işlenen adi bir suçu mahkûm etmek iyi bir başlangıç olabilir.

Önceki İçerikYalova’daki IŞİD operasyonu hakkında soruşturma: Sürecin tüm aşamaları incelenecek
Sonraki İçerikTÜİK enflasyonu açıkladı: Emekli yüzde 12,19, memur yüzde 18,60 zam alacak