Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Abdı İpekçi ve Uğur Mumcu

Abdı İpekçi ve Uğur Mumcu

Türkiye’nin gerçek ve sağlam bir demokrasiye sahip olabilmesi, özellikle aydınlarının kendilerini özgür hissetmelerine bağlı. Aydınlar ne kadar konuşabiliyorlarsa, eleştiri yapabiliyorlarsa ve kendilerini devletin tehdidi altında hissetmiyorlarsa demokrasi o kadardır.

Ocak ve şubat ayları, çok sayıda aydınımızın faili meçhul ya da toplumdaki tanımlamasıyla “faili belli” cinayetlerde yaşamlarını yitirdiği aylar. Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi de bu dönemde yitirdiğimiz iki meslektaşımız. Milliyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, gazetecilik tarihimizin önemli bir ismiydi. Kritik dönemlerde, olağanüstü günlerde görüşlerini alır, deneyimlerini dinlerdim. İç savaşa ve darbeye sürüklenen Türkiye’de siyasi körlüğe karşı uyarıyor; basının kamplara bölünmüşlüğünü ve şiddeti kışkırtmasını felaket olarak görüyordu. Bir yandan da siyasette uzlaşmaya destek olmak amacıyla yayınlar yapıyordu. Gazeteden dönerken, evinin sokağında, Mehmet Ali Ağca adlı bir saldırgan tarafından arabasının içinde kurşunlanarak öldürüldü (1 Şubat 1979).

Aradan 47 yıl geçti. Ağca yakalandıktan sonra konulduğu Maltepe Askerî Cezaevi’nden 25 Kasım 1979’da firar etti; bu firarın içeriden yardımla gerçekleştiğine dair iddialar yıllarca gündemde kaldı. Devletin elindeki imkânlara rağmen Ağca’nın doğru dürüst sorgulanmadan buharlaşması, bu dosyaya dair kuşkuları daha da büyüttü. Yurtdışına çıktı; Papa II. Jean Paul’e suikast girişiminde bulundu. Türkiye’ye döndü. Uğur Mumcu ile Cumhuriyet Gazetesi’nde birlikte çalıştık. Mizahi üslubu, hazırcevaplığıyla her bulunduğu topluma canlılık katardı. Araştırmacı gazeteciliğin öncülerindendi.

En üstüne gidilemez sanılan konuların üzerine gitti. Önemli kaçakçılık dosyalarını gündeme getirdi. Evinin önünde, arabasına yerleştirilen bombayla öldürüldü (24 Ocak 1993). Aradan 33 yıl geçti. Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili kamuoyuna yansıyan anlatılardan birinde, Güldal Mumcu’nun aktardığına göre Mehmet Ağar şöyle diyor: “Karşımızda bir duvar var. Bu duvarın bir tuğlasını çeksek sistem yıkılacak.” Güldal Mumcu “Çekin o zaman” deyince, Ağar’ın “Çekemem” karşılığını verdiği aktarılıyor. Mehmet Ağar ise sonradan bu sözleri söylemediğini iddia etti. Ama o sözler, zaten genel bir gerçeğin de ifadesi olarak hafızalara kazındı. O “duvar”, bu cinayetleri örtbas eden bir mekanizma olarak hafızalarımıza yer etti. Türkiye’nin gerçek ve sağlam bir demokrasiye sahip olabilmesi, özellikle aydınlarının kendilerini özgür hissetmelerine bağlı. Aydınlar ne kadar konuşabiliyorlarsa, eleştiri yapabiliyorlarsa ve kendilerini devletin tehdidi altında hissetmiyorlarsa demokrasi o kadardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun (kamuoyunda sıklıkla “Çözüm Komisyonu” diye anılan komisyon) Türkiye’de ifade özgürlüğünü tehdit altında bırakan engelleri aşması; İpekçi, Mumcu ve benzeri dosyaların aydınlatılmasına katkı sunması temennisiyle. “Cinayet işlemek: Bir halef atamadan dünyada boşluk yaratmak.” – Amerikalı yazar, gazeteci ve hicivci Ambrose Gwinnett Bierce (1842 – 1914

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın