Ancelotti suikastçı Klopp avcıydı

Liverpool modellenebilir bir oyun oynarken, Real, sıkıca skora endeksli yetenek ve fırsat temelli bir oyun oynadı. Liverpool’un oyunu, futbol oyun pratiği bakımından geliştirilebilir, mükemmelleştirilebilir bir oyunun tasarımıydı ama Real her zaman olduğu gibi, yeteneğe angaje olmuştu.

Ancelotti’in maç yorumunun omurgası veya daha doğru bir ifade ile meşruiyetinin kaynağında basit bir psikolojik tehdit yer alıyordu ve bu tehditi sahicileştirmek için ilerde oyunu biri oynak, diğeri sabit iki oyuncuyla sağlamaya çalışıyordu. Vinicius Junior’un sol tarafta en uçta konumlandırılması ve bu asimetrik pozisyona göre, Benzema ve  Valverde’nin Liverpool defansının dengesini az bir eğimle sağa çekmesi planlanmıştı. Hücum tehdidinin böyle yorumlanması, hücum gücünün az adam ve az atakla şekilleneceğinin habercisi oluyordu. Nitekim ilk yarı da son anlar hariç Real’in Liverpool kalesine gidemeyişini bu anlayış kolayca izah ediyordu.

Tipik tek ve uzun toplu bu kontra anlayış, Ancelotti tarafından, geride oyalamaya dayalı bir set oyunu ile desteklenmişti. Buna göre, Modriç ve Kroos arasındaki aldatıcı ve oyalayıcı pas alışverişi, hem Benzema’nın geçiş için konum ve yön belirlemesine yol açacak hem de iki kanat hücumcusunun, Liverpool defansının markajından azade tutacaktı. Doğrusu, bu plan tam da Real geleneklerine uygun ve olabilecek en bayağı kaçamak oyunuydu. Oyundan kaçarak sadece skor üretmeye dayanan bir suikast planıydı bu.

PSG, Chelsea ve Man City maçlarında oyun olarak değil ama skor olarak tutan bu yorum ve anlayış, finale de taşındı ve oyunun taktik planı olarak sahneye sürüldü.

İlk kırk beş dakika, her ne kadar Liverpool baskısı altında geçse bile, Liverpool’u oyuncuların pas seçenekleri, pasın yönü ve özellikle de şiddeti konusunda, yanlış tercihler yaptıkları bolca görüldü. Sanırım bunun nedeni, final baskısı ve Real Madrid’in bu yıl sergilediği, korkunç fırsatçı oyununun etkisiydi. Liverpool gibi bir takımın bu psikolojik baskıdan bu kadar etkilenmesi, beklenir değildi.

İkinci yarıda ne Klopp ne de Ancelotti, oyun plan ve geçiş taktiklerini değiştirme ihtiyacı duymadılar. Oyun sürecinin bu vaziyeti, yine her zaman olduğu gibi Real Madrid’ e güldü ve şanlı tesadüf bir gol olup çiçekli meyve verdi. Valverde’nin üç kişinin arasından geçip, en dip arka direkte Vinicius’la buluşan pası, maçın tek skoru olarak tarihteki yerini aldı.

Özetleyip söylemek gerekirse, Liverpool modellenebilir bir oyun oynarken, Real, sıkıca skora endeksli yetenek ve fırsat temelli bir oyun oynadı. Liverpool’un oyunu, futbol oyun pratiği bakımından geliştirilebilir, mükemmelleştirilebilir bir oyunun tasarımıydı ama Real her zaman olduğu gibi, yeteneğe angaje olmuştu. Real’in oyununda gerçek manada dört yetenek vardı. Birincisi, hiç tartışmasız maçın en yetenekli oyuncusuydu ve bu Courtois’ ten başkası değildi. İkincisi Carvajal’di ki, hakikatten inanılmaz bir performans sergiledi. Bu yetenek kervanına Benzema’nın aklını ve iştahını eklersek, bu da bizi, Vinicius’in neden tahripkar bir oyuncuya dönüştüğünü anlatır.

Son sözleri söylemeden bir bütün olarak Real savunması ve orta sahasının muhteşem ortaklığından söz etmeden, kapanış yapmak haksızlık olacaktı. Real karşı hücumlar üstüne ev ödevini çok iyi çalışmış. Sanırım onları finale taşıyan da bu nitelikti. Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak Real Madrid’i kutlamaktan başka bir çıkış yolu bulamıyorum.

Futbol kazanmadı. Skor kazandı.