Avcı kaybetmedi, futbol kazanmadı

Anadolu futbol devriminin potansiyel önderi olarak Trabzonspor, bu maçları otobana dönüştüremiyorsa, o devrim için umutlanmaya hiçbir nedenim kalmaz. Mesele sadece şampiyon olmak değil ki! Mutlaka biri şampiyon olacak, her yıl biri şampiyon oluyor zaten. Bütün mesele nasıl bir şampiyon olduğun. (...) Anlaşılan Avcı için şampiyonluktan daha değerli bir anlam yok; belki de haklıdır. Belki de şampiyon olmak en değerli armağandır.

Trabzonspor, İstanbul Dukalığı temsilleriyle oynarken ev ödevini çok iyi çalışmayacak da hangi takımlara karşı canavar kesilecek? Kayserispor’u dörtlemişsin ne yazar? Yeni Malatyaspor kalesini yol geçen hanı yapmışsın kimin umurunda?

Anadolu futbol devriminin potansiyel önderi olarak Trabzonspor, bu maçları otobana dönüştüremiyorsa, o devrim için umutlanmaya hiçbir nedenim kalmaz. Mesele sadece şampiyon olmak değil ki! Mutlaka biri şampiyon olacak, her yıl biri şampiyon oluyor zaten. Bütün mesele nasıl bir şampiyon olduğun.

İyi ve güzel oyunun bütün imkanlarına dayanmadan şampiyon olmak, sadece Türkiye Süper Ligi şampiyonu olmanı sağlar. İstenilen, arzu edilen bu mudur?

Abdullah Avcı, otursun önce dua etsin Siopis’e, sonra da alnından öpsün. Bu oyuncunun ciğeri kesinlikle bir BMW motoru, insan ciğeri değil. Bedene körük gibi hava pompalamasa, sahanın her yerinde bir süper insan gibi anında varlığını hissettiremez. Maçın bütün an ve pozisyonlarında özellikle de ikinci ve birinci bölgede Siopis’i görmek hayret vericiydi. Beşiktaş’ın çoklu presine adeta yalnız kovboy gibi tek başına karşı koydu ve hiç şüphesiz çok da başarılı oldu. Trabzonspor oyuncularının alayının gedik ve açıklarını kapattı. Bu kadar savaşkan bir karakter sergilerken de asla dan dun vurarak toptan kurtulmak istemedi. Her topu, oyun planının taleplerine uygun olarak oyuna sokmaya çalıştı.

Bir an için gözlerinizi kapatın ve Siopis’in oyunda olmadığını düşünün… Herhalde Trabzonspor ikinci ve birinci bölgesi kevgire dönüşürdü. Açıkça konuşmak lazım; bir oyuncunun olağanüstü performansı ve başarısının maça bu kadar etki etmesi, aynı zamanda teknik adamın çok kötü olduğuna işarettir. Çünkü oyunun imkanlarıyla çözülecek bir dizi mesele bir tek oyuncunun iman gücüne kalmıştır.

Belli ki Avcı, Beşiktaş için özel bir planlama yapmamış. Tipik kontra bir oyunla, kenarlardan Beşiktaş kalesine inmeyi en kestirme yol olarak düşünmüş. Ama İsmael, dirençli ve çok presli bir oyunu tercih edince Trabzonspor teklemeye başladı. Aslında Avcı da bunu hissetti. Nitekim daha dakikalar 8’i gösterirken iki yardımcısıyla ilk toplantısını yaptı. Takım şiddetli biçimde öksürüyordu ve bunun nedeni de teknik adamın soğuk algınlığıydı.

Beşiktaş yıllar sonra ilk kez derli toplu bir oyun oynadı. Alan daraltıp, rakip takımı hamle mesafesinde temaslı olarak tuttu. Alanların daraltılması Beşiktaş hatlarını birbirine yakınlaştırdı ve sırf bu taktik sayesinde özellikle ikinci bölgede çoklu pres yapma imkânı buldular. Hatta bazen bir Trabzonlu futbolcuyu dört Beşiktaşlı baskılıyordu.

Gol kesinlikle bonusluktu. İki uzun top ve Ersin’in acemiliği golün gerçek sahibiydi. Batshuayi’nin kaçırdığı penaltı da ikinci bonus oldu. Ama bu duruma futbol ilahları razı gelmemiş olacaklar ki, hemen arkasından Rosier’in çok estetik golü geldi. Ghezzal’in ince işler yapan bilekleri bu kez baklava tadında bir lezzetle, Rosier’i Uğurcanla karşı karşıya bıraktı ve o ayak üstü ters vuruş, ağlarda gol diye bağırdı.

Anlaşılan Avcı için şampiyonluktan daha değerli bir anlam yok; belki de haklıdır. Belki de şampiyon olmak en değerli armağandır. Trabzonspor’un şampiyonluğunu kutluyorum.