Bir emekçiydi Maduro!!!

Maduro, sendikacılıktan gelen, Latin Amerika’ya özgü bir işçi hareketi lideri olarak da tanımlanabilir. Haksızlığa, yoksulluğa isyan eden Venezuellalıların bir anda sözcüsü oldu. Sözcüsü olmakla kalmadı, lideri haline geldi. İşte o andan itibaren problem de başlamıştı. Yoksulların sözcüsü olarak yola çıkan Maduro, demokrasi-hak-hukuk-adalet gibi noktalarda duyarsızlaştı. Sonunda da halkını daha da büyük yoksulluğa mahkum etti. Geçmişte dünya yoksullarının umudu olan Maduro, bir halk devrimcisinden, bir despota dönüştü.

O Hugo Chavez’in öğrencisiydi. Tipik bir Latin Amerika devrimcisi. Latinler eğlenceyi sever, dans etmeyi sever, bayram yapmasını da yas tutmasını da iyi bilirler. Asyalı sosyalistler ise teoriye daha düşkündür. Moskova ya da Pekin’de Marksist teorisyenlerin bir kelime yüzünden aylarca tartıştıklarına dair çokça hikayeler vardır. Aşırı genellemek doğru olmasa da Latinler sosyalizmin yaşama dönük yüzü, Avrupalılar, Ruslar ve Çinliler ise teorik yüzü olarak görülebilir. Latinler öfkelidirler, eylemcidirler. En kritik anda elinde gitar bir devrimcinin “Venceremos”su söylediğine tanık olursunuz. Dünya devrimcilerinin simgesi Che Guevara, Arjantinli genç bir doktordu. İdeali motosikletle dünyayı dolaşmaktı. Ancak gördükleri onu çileden çıkarınca Fidel Castro’nun Küba Dağları’na çıkma teklifini kabul etmişti.

Maduro ise bunlardan daha farklı bir sol gelenekten geliyor. Haşmetli görünüşüyle, Hugo Chavez’in kitleleri sürükleyen gücünü devraldı. Sosyalistti ama teoriye çok meraklı değildi. Fakir bir ülkede fakirlerin sesi olarak tanınmıştı. Bir sendikacı ekibinin kocaman yenilmez adamı olarak gönülleri kazandı.

Maduro’nun bir otobüs şoförü olarak başlayan kariyeri bir devlet başkanı olarak şekillendi. O, dağa çıkmak üzere örgütlenmiş birisi değildi. Şehirdeki gerilla örgütlenmeleri içinde de yer almadı. Ancak ideolojik olarak son tahlilde ötekiler kadar radikal ve sertti. Maduro, sendikacılıktan gelen, Latin Amerika’ya özgü bir işçi hareketi lideri olarak da tanımlanabilir. Haksızlığa, yoksulluğa isyan eden Venezuellalıların bir anda sözcüsü oldu. Sözcüsü olmakla kalmadı, lideri haline geldi. İşte o andan itibaren problem de başlamıştı. Yoksulların sözcüsü olarak yola çıkan Maduro, demokrasi-hak-hukuk-adalet gibi noktalarda duyarsızlaştı. Sonunda da halkını daha da büyük yoksulluğa mahkum etti. Geçmişte dünya yoksullarının umudu olan Maduro, bir halk devrimcisinden, bir despota dönüştü. Seçim hileleri, uyuşturucu ticareti, açlık, sefalet, 1 dolardan düşük seviyedeki resmi asgari ücret, adaletsizlik, hukuksuzluk… Buraya kadarki kısım, Maduro’nun hikayesi. Peki Trump, şu an nasıl bir hikaye yazıyor? Alman Welt Gazetesi’nde 5 Ocak’ta yayınlanan bir yazının başlığı şöyle: “Trump, son derece normal bir Amerikan başkanı gibi davranıyor.” Yazıdan bir paragraf: “Muhtemelen Trump’ın bu yolda devam edeceğini kabul etmek zorunda kalacağız. Ve İran örneğinin de gösterdiği gibi, kendisini Amerikan kıtasıyla sınırlamayacak. Trump, Soğuk Savaş’tan beri belli bir geçerliliğe sahip olan transatlantik kurallarını hiçe sayıyor. Ve başka yerlerdeki otokrat ve diktatörleri de onun örneğini izlemeye teşvik ediyor.”

Önceki İçerikBrigitte Macron’a trans ve pedofil diyen 10 kişiye hapis cezası
Sonraki İçerikMaduro’nun trajedisi ve genç kuşağın mizahı