Ana SayfaGÜNÜN YAZILARI“Bütün partiler Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir…” Bütün partilerin ‘Rusya partisi’ olduğu Putin...

“Bütün partiler Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir…” Bütün partilerin ‘Rusya partisi’ olduğu Putin Rusya’sı gibi mi?

1990’lı yıllarda “yağsız yağ” reklam sloganıyla alenî aldatıcılık çıtasını yıldızlara asan bir yağ markası vardı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesinde yayımlanan bayram üçlemesinin üçüncü bölümü bana bu reklamı hatırlattı. ‘Terörsüz Türkiye’de siyasi partilerin hiza ve istikametine ayrılan bu bölümde Bahçeli sadece ‘millî doğru’da buluşan partilerin meşruiyetinin olacağını savunuyor. Mevhumu muhalifinden okursak Bahçeli burada açıkça ‘yağsız yağ’a nazire eder gibi ‘siyasetsiz siyasi parti’ tanımı yapıyor ve önerdiği şey, seçime girmesine izin verilen bütün partilerin ‘Rusya partisi’ olduğu Putinci siyaset düzenine çok benziyor.

Bundan yedi-sekiz yıl öncesine kadar dışarıda bizi büyük tehlikeler (‘beka’) bekliyordu… Oradan büyük fırsatlara (‘Türkiye Yüzyılı’) geldik fakat her ikisi de içeride aynı sonucu verdi; iktidar kâh tehlikeleri kâh fırsatları hatırlattığı yurttaşlarından ‘sessizlik ve itaat’ talep etti. Bu neredeyse doğal bir sonuçtu ve her zaman böyle olmuştu: İster tehlike ister kazanç imâ etsin, iktidarlar ‘büyük’ şeylerden söz ettiğinde bunlar ‘küçük’ insanlara her zaman bu surette dönmüştü.

Büyük ‘tehlikelerin’ ya da büyük ‘fırsatların’ her zaman gerçek bir içeriğe sahip olmaları da gerekmiyor, hattâ çoğu zaman bunlar ihtiyaç duydukları baskı mekanizmalarının meşruiyetini sağlamak amacıyla iktidarlar tarafından inşa ediliyor.

Otoriter iktidarların beka söylemi çoğunlukla sadece retorikten ibarettir. (Retoriği burada “belagat” karşılığıyla değil, “içtenlikten veya anlamlı içerikten yoksun olma” kastıyla kullanıyorum.) Yani açıkçası bu ihtimalde iktidar yönettiği ülkenin gerçek bir beka sorunuyla yüz yüze olduğuna inanmamakta, onu siyasi hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullanmaktadır; ki uzun yıllarımızı yiyen kendi ‘beka’ yıllarımızda durum bana göre tam olarak böyleydi.

Böyle olduğunu, sadece bu yıllar boyunca Erdoğan ve Bahçeli’nin kullandığı dile bakarak bile anlamak mümkün. Gerçek bir varlık-yokluk sorunu (beka) yaşayan bir ülkeyi yöneten siyasi liderler, ülkenin yarısını düşman ilan eden bir dil kullanabilir mi? Tabii ki kullanamaz; kullanıyorlarsa o ülkenin ‘beka’ meselesi yoktur, iktidar sahiplerinin ‘beka korkusu’ yaratarak yurttaşlarının ‘sessizliğini’ temine yönelik gayreti vardır.

Şimdi de ‘tehlike-fırsat’ karışımı üzerinden aynı amaca matuf olmak üzere yürütülen bir politik kampanyayla karşı karşıyayız. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bayram günlerinde üç gün üst üste Türkgün gazetesinde yayımlanan uzun yazıları bu kampanyanın manifestosu gibiydi.  

1990’lı yıllarda “yağsız yağ” sloganıyla aleni aldatıcılık çıtasını yıldızlara asan bir yağ markası vardı. ‘Üçleme’nin ‘üçüncü bölümü bana bu reklamı hatırlattı. ‘Terörsüz Türkiye’de siyasi partilerin hiza ve istikametine ayrılan bu bölümde Bahçeli sadece ‘milli doğru’da buluşan partilerin meşruiyetinin olacağını savunuyordu: “Bütün partiler Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir…” Mevhumu muhalifinden okursak Bahçeli burada açıkça ‘siyasetsiz siyasi parti’ tanımı yapıyor ve önerdiği şey, seçime girmesine izin verilen bütün partilerin ‘Rusya partisi’ olduğu Putinci siyaset düzenine çok benziyor.

Bana göre, üç yazıda verilmek istenen esas mesaj bu üçüncü yazının satır aralarında gizliydi. Bu yazıya biraz daha yakından bakmak istiyorum.

İlk anda okuyanda sanki sadece DEM Partisi’ne hitap ediliyormuş duygusu uyandırsa da, yazının giriş bölümünde yer alan bir paragraf meselenin onunla sınırla olmadığı, amacın bütün partilere tâbi olacakları ilkeleri ve sahip olmaları gereken gelecek tasavvurlarını dikte etmek olduğu anlaşılıyor. O paragraf şöyle:

“Ya terör ya demokrasi, ya silah ya siyaset yönündeki tercihlerin ortaya konulacağı bu süreç, silahsız ve terörsüz Türkiye’de siyasetin ve siyasi partilerin nasıl olması, nelere dikkat etmesi gerektiğini de gündeme getirmektedir.”

Devamında, ‘Türkiye partisi’ olabilmenin genel koşulları şöyle anlatılıyor:

“Türkiye partisi olmak Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş olmakla hukuken sağlansa da ‘Türkiye Partisi’ kavramsallaştırmasının altında yatan temel motivasyon Türkiye Cumhuriyetine, ortak tarih ve kültüre, gelecek tasavvuruna ve ortak yaşama iradelerine bağlılık, bu anlamda kurulan duygudaşlıktır.”

Buradaki vurguların en kritiği hiç kuşkusuz “gelecek tasavvuru” üzerine olanı… “Gelecek tasavvuru”nu kim belirliyor? Bütün partilerin aynı gelecek tasavvuruna sahip olduğu, değilse ‘Türkiye partisi’ olma vasfını kaybettiği bir sistem demokrasi olabilir mi?

Bu genel koşullar dışında başka koşullar da var. “Bu çerçevede somutlaştırmak gerekirse Türkiye partisinden beklenenler şunlar olabilecektir” başlığı altında, aralarında “Devlet kurumlarıyla iletişimi güçlendirmek”, “Devlet karşıtı politika ve söyleme son vermek”, “Şehidine ağlamak, milli maç galibiyetine sevinmek” gibi maddelerin de olduğu toplam 24 madde sıralanıyor. Bunların tamamı da 24. maddede “Kısaca, önce ülkem ve milletim diyebilmek, hep birlikte Türkiye’ye inanmaktır” diye hulâsa ediliyor.

“Her parti Türkiye partisi olmalı” başlığı altında ise şunlar yer alıyor:

“Her parti Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir. Bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyaseten ifade etmek demektir. Milli duruş ve ortak değerlerin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında her siyasi parti kendisini bu merkeze göre tanımlamak zorundadır.”

“Uzlaşmak yetmez, mühim olan doğruda uzlaşmaktır”

Yazının sonlarına doğru Türkiye partilerine uzlaşmanın önemi ve değeri hatırlatılıyor, fakat bir rezervle: Uzlaşmadan farklı fikirlerin barış içinde rekabet ettiği bir vasat anlaşılmamalıdır:

“Hep Birlikte Türkiye’yiz. Hepimiz Türk milletiyiz. Yalnız başına uzlaşmak da yetmeyecektir. Nitekim mühim olan doğruda uzlaşmaktır.”

“Bütün partilerin benimsemesi gereken ortak gelecek tasavvuru”, “bütün partilerin üzerinde uzlaşmaları gereken büyük ‘doğru’” gibi şeylerin kim tarafından belirleneceğine dair sorular sorduğuma bakmayın; tecâhül-i ârifâneden geliyorum… Rusya’da kim tarafından belirleniyorsa burada da onun tarafından belirlenmesinin istendiğinin farkındayım.

Ben şaka sanıyordum; değilmiş, Rusya’da Putin’in partisini yeterince Putinci bulmayan partiler varmış. (Sayın ki, bugünlerde “Reis’i yalnız bırakanlar o bu vartayı atlattığında kaçacak delik arayacak” yollu mesajlar paylaşan AK Partililer partiden ayrılıp yeni bir parti kurmuş; Reis’in partisini yeteri kadar Reisçi olmamakla suçluyorlar.)

Yok, Bahçeli’nin partiler için getirdiği mecburiyetlere bakıp da “baklayı ağzından çıkardı” demeyeceğim, bu ona haksızlık olur. Ne zamandır bütün açıklığıyla anlatıyor varılmak istenen ideal düzeni, fakat konjonktürel çıkışlarındaki tatlı ton arka plandaki asıl hikâyenin görülmesini zorlaştırıyor; o da ne yapsın, her defasında biraz daha netleştirerek anlatıyor derdini.

- Advertisment -
Önceki İçerik
Sonraki İçerik