Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Çulluklar, ekranlar ve yıkımın teşhiri

Çulluklar, ekranlar ve yıkımın teşhiri

Savaşın pornografisi tam olarak budur: Yıkımı göstermek, fakat hissettirmemek. Ölümü paylaşmak, fakat yas tutmamak. Körlüğü inkar etmek yerine, onu normalleştirmek. Ve normalleşmiş körlük, şiddetin ve savaşların en kalıcı biçimidir.

Gabriel García Márquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık’a değişmem” dediği öyküsü Çullukların Gecesi, üç adamın gözlerinin çulluklar tarafından oyulmasıyla başlar. Bir barda, anlamsız bir taklitten sonra kuşlar masaya saldırır ve adamların gözlerini oyar. Olay gazetelere çıkar. Herkes okur. Kimse inanmaz. “Satış artırmak için uydurulmuş bir haber,” denir. Üç adam kör olmuş, sokaklarda dolaşır, başlarına geleni anlatmaya başlarlar. İnsanlar alay eder. Karşılaştıkları bir çocuk bile onları tanıdığı halde açıkça sahip çıkmak istemez. Gerçek ortadadır, fakat kimse tarafından kabul edilmez.

Öykünün asıl dehşeti üç adamın gözlerinin oyulması değildir elbette. Asıl dehşet, körlüğün inkar edilmesidir.

Bugün bu öyküyü yeniden hatırlamak gerekiyor. Çünkü Orta Doğu’da ABD’nin açık askeri ve diplomatik desteğiyle İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve İran’ın misillemeleriyle genişleyen savaş, benzer bir inkar rejimi içinde sürüyor. Patlamalar kayda geçerken peşi sıra sivil kayıplar listeleniyor. Fakat savaşın gerçeği teşhir edildikçe hemen savaş sıradanlaşıyor. Körlük artık “görmemek” şeklinde vuku bulmuyor, görüp etkilenmemek şeklinde üretiliyor.

İşte burada savaş, pornografik bir forma bürünüyor.

Pornografi, mahrem olanın teşhiridir. Savaşın pornografisi ise ölümün ve yıkımın teşhiridir. Bombardıman görüntülerinin hemen hemen her mecrada tekrar tekrar yayınlanması, füzenin hedefi vurduğu anın ağır çekimde servis edilmesi, infilakın gece göğünde bıraktığı estetik ışığın sosyal medyada paylaşılması… Şiddet, görsel haz nesnesine dönüşüyor.

Bu aradan ABD ve İsrail merkezli ana akım medya diline bakmak yeterli. “Precision strike” deniyor — hassas atış. “Surgical operation” deniyor — cerrahi operasyon. “High value target eliminated” — yüksek değerli hedef etkisiz hale getirildi. “Collateral damage” — yan hasar. Dikkat edilirse bu ifadelerin hiçbirinde insan yok. Ev yok. Çocuk yok. Hayat yok. Ölüm teknik bir prosedüre indirgenerek hayatlarımızın orta yerine kuruluyor. 

Bir başka tekrar eden retorik daha var: “Human shields.” Sivil ölümlerden söz edildiğinde, sorumluluk bir cümleyle yer değiştiriyor. “Hamas sivilleri kalkan yaptı.” “İran provokasyon yarattı.” “Nükleer programdan vazgeçin.” Böylece bombayı atan el geri plana çekiliyor. Fail birdenbire buharlaşıyor. Şiddet kaçınılmaz bir doğa olayı -deprem gibi, sel felaketi gibi- olarak sunuluyor.

Sosyal medyada ise dil daha da çıplak. Hatta daha pervasız. Kendini gazeteci olarak tanıtan, ancak fiilen propaganda üreten hesaplar bombardıman anlarını coşkulu başlıklarla paylaşıyor: “Mesaj verildi.” “Caydırıcılık yeniden tesis edildi.” “Tarihi cevap.” Füzenin hedefe isabet ettiği an, bir spor müsabakası gibi aktarılıyor. Yıkım ve ölüm hunharca alkışlanıyor. Bu pornografik estetik, izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp haz alan bir tüketiciye dönüştürüyor. Şiddet uzakta ve steril olduğu sürece heyecan verici. Ekran araya mesafe koyuyor. Bu mesafe, faillerin sorumluluğunu askıya alıyor.

Sinemada bu mekanizmayı uzun zamandır görüyoruz. Hollywood’un büyük bütçeli savaş filmlerinde patlamalar görsel birer şölen olarak sunulmuyor mu? Black Hawk Down ya da American Sniper gibi filmlerde teknik üstünlük, askeri koordinasyon ve hedef imhası dramatik bir başarı anlatısına dönüşür. Karşı taraftaki bedenler çoğu zaman siluet halinde kalır. Ölüm, anlatının fonu olarak genel geçer bir forma evrilir. 

Buna karşılık Elem Klimov’un Gel ve Gör filmi başka bir yerde durur. Kamera, seyirciyi güvenli mesafede tutmaz. Çocuğun yüzünde büyüyen dehşet, savaşın estetikleştirilemeyeceğini gösterir bizlere. İzleyicini rahat etmesine müsaade edilmez. Burada savaş bir gösteri değil, bir travma olarak gösterilir. 

Bugün medyada ve sosyal medyada dolaşan savaş dili, ilkine daha yakın. Patlama bir “operasyonel başarı” olarak çerçeveleniyor. Enkaz bir grafikle açıklanıyor. Ölü sayısı istatistikleşiyor. Böylece şiddet, ahlaki bir mesele olmaktan çıkarılıp performansa dönüştürülüyor.

Márquez’in öyküsünde insanlar çullukları görmediklerini söyler. Bugün çulluklar saklanmıyor. Görüntüler yüksek çözünürlükte. Canlı yayın var. Twit var. Hastaglerle örülü hayatlar var. Uydu haritaları var. Fakat pornografik teşhir, gerçeğin ağırlığını hafifletiyor. Aşırı görünürlük, duyarsızlık üretiyor. Bu yüzden savaşın en tehlikeli cephesi yalnızca askeri değil, dilsel ve görsel olandır. Bombalar binaları yıkar. Pornografik dil, hafızayı yıkar. Hafızası aşınmış bir toplum, bir sonraki savaşı daha kolay kabul eder.

Çullukların Gecesi’nde üç adam güneşin yüzlerini yakmasını bekler. Belki bir şey değişir diye. Bizim çağımızda ise güneş çoktan ekran ışığına dönüştü. Yüzümüzü ısıtan şey gerçek değil, piksel.

Savaşın pornografisi tam olarak budur: Yıkımı göstermek, fakat hissettirmemek. Ölümü paylaşmak, fakat yas tutmamak. Körlüğü inkar etmek yerine, onu normalleştirmek. Ve normalleşmiş körlük, şiddetin ve savaşların en kalıcı biçimidir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın