Fayyum mumya tasvirleri

Tasvir yaptırmak isteyen müşteriler tahmin edileceği üzere askeri, idari ve dini sınıflardan gelen yüksek rütbeli/mevkili kimselerdir. Bu yüzden tasvir takılan mumyaların sayısı tüm mumyalılar içinde ancak %1-2’yi bulabilmektedir. Demek ki tasvirini yaptırmak mumyalattırmaktan daha maliyetli ve herkese de nasip olmamış.

Geçmiş zaman hadiselerinden çok etkileyici olanlardan biri Fayyum’da (Mısır) bulunan mumya tasvirleridir (portrait). Mumya tasvirleri Roma işgali altındaki Kıpti dönemde mumyalara asılan ve tahta üzerine yapılan resimlerdir.

Bu tasvirlerin tamamı yüz ve göğsün üst kısmını gösterir ve İ.Ö. 1. yy.ın sonunda başlayıp İ.S. 3. yy.ın ortalarına kadar yapılagelmiştir. Bu “sanat”ın kökeni firavunlar zamanında papirüs üstüne yapılan resimlere dayanır. Etkisiyse Doğu Roma (Bizans), Batı Avrupa ve Geç Kıpti dönemde icra edilen ikonalarda görülür.

Mumya tasvirlerinin bu kadar etkileyici olması sanırım gerçekçi (realist) üslubundan kaynaklanır. Buna rağmen son zamanlarda Fayyum mumya tasvirlerinin gerçekçi olup olmadıkları konusunda da süregiden bir tartışma yaşanmaktadır. Bir kavle göre bu tasvirlere konu olan suretler (yüzler) zanaatkârlar tarafından geleneksel saç ve çehre kalıplarına uydurularak resmedilmektedirler. Tartışma gerçekten çok ilginçtir. Ancak sonuç ne olursa olsunlar Fayyum mumya tasvirleri hakikaten çarpıcılar ve asırlar öncesinden kalan bu eserlere bakmaya insan doyamıyor.

Bu tasvirler, kişi mumyalandıktan sonra tam yüzünün üzerine gelecek şekilde sabitlenirlerdi. Tasvirlerin yapımında iki fen (technique) uygulanırdı. Birincisinde sıcak balmumuyla resim yapılıp ısı vasıtasıyla renkler sabitlenirken ikincisinde suluboyalar kullanılırdı. Bu fen farkı sebebiyle birinciler keyfiyet (quality) itibariyle ikincilerden çok daha iyi sonuç verirdi.

Pekiyi günümüze bu portrelerden kaç tane ulaşmıştır?

Rakam şaşırtıcıdır: Dokuz yüz.

Bu kadar çok tasvirin günümüze kadar ulaşmasının sebebinin altında temel olarak Mısır’ın kuru ve sıcak havası yatmaktadır.

Tasvirlerin kaşifi 1615’te Memfis’i (Mısır) ziyaret eden Roma doğumlu büyük seyyah, müzisyen ve bilgin Pietro della Valle’dir (1586-1652). İniş çıkışlı bir hayatı olan (kiminki değil ki!!!) Valle, ilk macerasını esir düşmüş Hristiyanları kurtarmak için Papa V. Paul (1550-1621) tarafından Tunus’a gönderilmesiyle yaşar. Yolda mücevher dolu bir kutu bulur. Bu kutu ona servet kazandırır. Tunus’a varışında esirlerin Müslümanlığı kabul etmeleriyle çoktan hürriyetlerine kavuştuklarını görür. Bir müddet Tunus’ta oyalandıktan ve servetiyle tatlı bir hayat (la dolce vita) yaşadıktan sonra yeniden Roma’ya döner. Roma’da başından hazin bir aşk macerası geçer ve uğradığı büyük hayal kırıklığı yüzünden kendini yollara atar. Hac yapmak için Kudüs’e yönelir. Güzergâhında Kostantiniye de vardır. Kostantiniye’de bir yıl kaldıktan ve konuşabilecek kadar Türkçe öğrendikten sonra yola tekrar revan olur. Mısır’a geçer. Orada iki büyük keşifte bulunur. Bu keşiflerden biri konumuz olan işte bu tasvirlerdir. Diğer büyük keşfiyse Nesturilerden Bağdatlı Sitti Maani Gioerida’dır. Dillere destan güzelliğine vurulduğu bu kadınla, kadının babasını zor da olsa ikna edebilmesi sonucunda evlenir. Hayatının geri kalanını da Hindistan’da çeşitli maceralara gire çıka tamamlar.

Valle bizi de ilgilendiren çok önemli bir esere imza atar: Viaggi in Turchia, Persia et India descritti da lui medesimo in 54 lettere famigliari, 2 c., Roma 1650–1658.[1]

Saçma sapan “tarihçi”lerin saçma sapan önerileriyle saçma sapan kitaplar basan yayınevleri keş ki böyle ilginç, dikkat çekici ve önemli kitapları tercüme ettirip bastırsalar ne iyi ederler. Neyse ki 2011 yılında Türk Dil Kurumu az da olsa Türkiye ile ilgili kısmını Türkçeye çevirterek bastı.

Biz konumuz olan tasvirlere dönelim:

Valle keşfettiği[2] mumya tasvirlerinin bir kısmını beraberinde Avrupa’ya götürür. Valle’nin keşfinden sonra uzun bir müddet bu tasvirlerden söz edilmez. Ta ki 19. yy.da Avrupa yayılmacılığıyla tasvirler Avrupalılarca yağmalanarak Avrupa müzelerine taşınmaya başlayana kadar. Neticede Avrupa müzelerinde ciddi birikimler (collection) oluşur. Bunlardan bizzat gördüğüm British Museum, Royal Museum of Scotland ve Louvre’dakiler gerçekten çok etkileyiciydi. Ama birikimler sadece bu müzelerle sınırlı değildir. Birçok Batı müzesinde de bu tasvirleri görmek mümkün.

Tasvirlerde dikkati çeken özellik insanların nispeten gençlik halleriyle resmedilmiş olmasıdır. Bu muhtemelen tekrar dirilişlerinde insanların gençlik halleriyle hayat bulmak istemeleriyle ilgilidir. Ayrıca nispeten ölüm yaşının düşüklüğü de tasvirlerdekilerin genç resmedilmelerinin bir başka sebebi olabilir. Genç halleri esas alınarak yapılan tasvirler, haklarında yapılan yorumları da bir miktar yanılgıya uğratmıştır. Bu yorumlara göre müşteriler gençlik yıllarında tasvirlerini yaptırıp öldüklerinde mumyalarına raptedilmek üzere yanlarında saklamaktadırlar. Oysa bu durumun her zaman geçerli olmadığını biliyoruz. Tasvir yapımlarının bazen de ölümlerinden sonraya kaldığını biliyoruz. Bu da tasvirlerin gerçeklikle ilişkisini sorgular hale getirir.

Tasvir yaptırmak isteyen müşteriler tahmin edileceği üzere askeri, idari ve dini sınıflardan gelen yüksek rütbeli/mevkili kimselerdir. Bu yüzden tasvir takılan mumyaların sayısı tüm mumyalılar içinde ancak %1-2’yi bulabilmektedir.[3] Demek ki tasvirini yaptırmak mumyalattırmaktan daha maliyetli ve herkese de nasip olmamış.

Tasvirlerde genellikle Romalı elbiselerin giyildiği, mücevheratın takıldığı (döneminde buranın Roma toprakları olduğunu hatırlatmak isterim), isim, baba ismi, kaç yılında ve kaç yaşında ölündüğü ve bir kelimeyle mesleği ya da en önemli özelliğinin yazıldığı görülmektedir. Bu bilgilerin toplanması ve karşılaştırılmasıyla dönemin elbise, takı, saç modası, bel ki ortalama ömrü… hakkında anlamlı veriler elde etmek de ayrıca oldukça heyecan vericidir.

Son olarak konuyla ilgili fazladan okuma yapmak isteyenler için yararlı birkaç kitap ismi vererek konuyu kapatıyorum:

  1. Klaus Parlasca, Ritratti di mummie, Repertorio d’arte dell’Egitto greco-romano, 4 c., Roma 1969-2003.
  2. Barbara Borg, Mumienporträts. Chronologie und kultureller Kontext, Mainz 1996.
  3. Ancient Faces. Mummy portraits from Roman Egypt, ed. Susan Walker, New York 2000.

[1] http://hdl.handle.net/2027/nyp.33433006056232 ve

http://hdl.handle.net/2027/nyp.33433006056240 ve http://hdl.handle.net/2027/nyp.33433006056257

[2] Bu keşfetme tabirinde beni rahatsız eden bir husus var. Mesela şöyle denir: “Amerika kıtası keşfedildiği zaman…” Amerika kıtası Avrupalılarca bulunmadan önce de orada insanlar yaşamıyor muydu? Keşif, insanların daha önce hiç kimsenin bilmediği bir nesneyi bilinir kılması demek değil midir? Eğer keşfin tanımı böyle ise ve Amerika kıtası keşfedildi diyorsak bu kıta daha önce hiçbir insan tarafından bilinmiyordu demek istiyoruz. Yani “keşif”ten önce o kıtada insan yaşamıyordu!.. O halde lütfen tüm ıstılahtı olduğu gibi “keşif” kelimesini de kullanırken daha dikkatli olalım. Aksi takdirde bazen işin ucu yerli soykırımını bilinçaltında tanı(ya)mamaya kadar varabiliyor.

[3] Barbara Borg “Der zierlichste Anblick der Welt …” Ägyptische Porträtmumien, Mainz 1998: 58.