Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Haç gölgesinde güç kutsaması: Trump’ın dua şovu ve ABD başkanlarının kutsama törenleri

Haç gölgesinde güç kutsaması: Trump’ın dua şovu ve ABD başkanlarının kutsama törenleri

Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te yapılan dua, belirli bir İncil pasajının doğrudan okunduğu resmî litürjik bir metin değil, Evanjelik papazların serbest biçimde icra ettikleri bir takdis duası niteliğindeydi.
5

Devletler tarihinde hükümdarların, kralların ve devlet başkanlarının göreve başlamaları, çoğu zaman sadece siyasî bir yetki devri olarak değil, aynı zamanda meşrûiyetin, kutsallığın ve toplumsal kabulün ilânı niteliği taşıyan sembolik törenlerle pekiştirilmiştir.

Tarihimizde bu tür sembolik meşrûiyetin en dikkat çekici tezahürlerinden biri, padişahların cülûslarını takip eden “kılıç kuşanma merasimi”dir. Osmanlı kaynaklarında “taklîd-i seyf” veya “takallüd-i şemşîr” şeklinde geçen bu tören, Osmanlı hükümdarlık anlayışında saltanatın en önemli alâmetlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Böylece Batı’daki “taç giyme” merasimlerine karşılık Osmanlı siyasî geleneğinde “kılıç kuşanma”, padişahın hem dinî hem siyasî meşrûiyetini görünür kılan temel törenlerden biri olmuştur.

Bu törende padişah genellikle Topkapı Sarayı’ndan kayıkla Eyüp’e gider, burada devlet erkânı tarafından karşılanır ve öğle namazından sonra türbede dua ve Kur’an tilaveti yapılırdı. Ardından şeyhülislâm, nakîbüleşraf veya bir tarikat şeyhi tarafından padişaha Hz. Peygamber’e veya büyük hükümdarlara nispet edilen kılıçlardan biri kuşatılırdı. Merasim tamamlandıktan sonra padişah kara yoluyla saraya dönerdi. Barış, adalet, hoşgörü ve insana değer verme merkezli Türk idare geleneğinde padişahlar, hayır ve bereket temennileriyle kutlu bir mekânda icra edilen böyle kutlu bir törenle göreve başlarlardı. 

Taç giyme, biat, yemin, kutsama ve dua gibi unsurlar, farklı medeniyetlerde yönetime geçişin sıradan bir idarî işlem değil, devlet düzeninin yeniden teyidi olarak algılandığını göstermektedir. Bu bakımdan iktidarın sembolik ritüellerle kutsanması, modern çağda dahi tamamen ortadan kalkmış değildir.

Nitekim günümüzde de benzer bir durumun izleri görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanların göreve başlamasının ardından kiliselerde yapılan dua merasimleri, modern siyasal sistemlerde bile dinî meşrûiyet arayışının tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir.

Beyaz Saray’ın dua törenleri

Dün (5 Mart 2026) Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te, bir grup Evanjelik papaz ve dinî lider ABD Başkanı Donald Trump için topluca dua etti. Dua, özellikle İran’la yaşanan savaş bağlamında Trump’a bilgelik, güç ve korunma verilmesi amacıyla gerçekleştirildi.

Beyaz Saray’da Trump’ın etrafında toplanan Evanjelik papazların, ellerini onun omuzlarına koyarak dua etmeleri ilk bakışta sıra dışı bir sahne gibi görünse de aslında Hıristiyan geleneğinde kökleri oldukça eskiye uzanan bir ritüelin modern yansımasıdır.

Gerek Yahudilikte gerekse ondan neşet eden Hıristiyanlıkta siyasî liderler için dua etmek, onların Tanrı’dan hikmet ve adaletle yönetme gücü almaları için yapılan bir şefaat duası olarak kabul edilir.

Tarihsel arka plan

Papazların Trump’ın üzerine ellerini koyarak dua etmeleri, Hıristiyanlığın çok eski bir sembolik pratiğine dayanır. Bu ritüelin kökleri Tevrat’a kadar uzanmaktadır. Yahudi-Hıristiyan gelenekte bir kimsenin başına ya da vücuduna el koyarak dua etme (semikha, סְמִיכָה), o kişiye ilahî koruma ve rehberlik dilenen sembolik bir takdis hareketi olarak kabul edilir. Musa’nın İsrailoğullarının liderliğini devrederken Yeşu’nun (Yûşâ) üzerine elini koyması, Tanrı tarafından verilen otoritenin sembolik aktarımı olarak yorumlanır:

Tanrı Musa’ya buyurdu: İçinde hikmet ve bilgelik ruhu barındıran Nun oğlu Yeşu’yu yanına al ve elini onun üzerine koyarak onu onurlandır. Onu, Kohen (İmam) Eleazar’ın ve tüm halk topluluğunun huzuruna çıkar; herkesin gözü önünde ona yeni görevini resmen tebliğ et!” (Tevrat, Sayılar 27:18–23).

Aynı uygulama Yeni Ahit’te de devam eder. İsa Peygamber’in Havarilerinin, göreve gönderdikleri kişilerin üzerine ellerini koyarak dua ettikleri belirtilir (İncil, Elçilerin İşleri 6:6; 13:3).

İncil’de yöneticiler için dua edilmesini öğütleyen metinler (1. Timoteos 2:1–2), liderin üzerine el koyma geleneği (Tevrat, Sayılar 27:18–23; İncil, Elçilerin İşleri 13:3) ve Tanrı’dan hikmet ile koruma dileme teması (İncil, Yakup 1:5; Tevrat, Mezmurlar 121:7–8), bugün hâlâ Hıristiyan dünyasında siyasi liderler için yapılan duaların temel referanslarını oluşturmaktadır.

Papazların ellerini Trump’ın üzerine koyarak dua etmeleri de işte bu gelenekselleşmiş uygulamanın bizim de şahit olduğumuz günümüzdeki bir yansımasıdır.

Duanın içeriği ve dini dayanağı

Dün Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te yapılan dua, belirli bir İncil pasajının doğrudan okunduğu resmî litürjik bir metin değil, Evanjelik papazların serbest biçimde icra ettikleri bir takdis duası niteliğindeydi. Papazlar, Trump’ın etrafında toplanarak ellerini onun üzerine koymuş, klasik Evanjelik üslupla “İsa’nın adıyla” ifadesini kullanarak başkan için Tanrı’dan şu ifadelerle lütuf, koruma, güç ve bilgelik dilemişlerdir:

Tanrım, Başkanımızın kalbini ve zihnini yönlendirecek gökten gelen bilgelik ve hikmet için Sana dua ediyoruz. Ona lütuf ve koruma vermen için Sana yalvarıyoruz. Askerlerimize ve silahlı kuvvetlerimizde görev yapan tüm erkek ve kadınlara lütfunu ve korumanı esirgeme. Tanrım, Tanrı’nın altında tek bir ulus olarak geri dönerken, büyük ulusumuzu yönetmek için ihtiyaç duyduğu gücü başkanımıza vermeye devam etmeni diliyoruz!

Her ne kadar bu duada belirli bir pasaj doğrudan okunmamış olsa da, bu dua formunun dini arka planı Kutsal Kitap’a dayanmaktadır. Nitekim Trump ve benzeri liderlere yönelik bu tür dua metinlerinde kullanılan ifadeler, çoğu zaman Kutsal Kitap’taki klasik temaları içermektedir.

Mesela dün Trump için “hikmet” talep edilmesi, İncil’de yer alan şu ifadeyle ilişkilidir: “İçinizden birinin hikmette eksiği varsa, herkese cömertçe ve azarlamadan veren Tanrı’dan istesin, kendisine verilecektir!” (İncil, Yakup 1:5).

Benzer şekilde Tanrı’nın Trump’ı koruması için yapılan dua, Kutsal Kitap’taki şu koruma temalı pasajlarla bağlantılıdır: “Tanrı seni her kötülükten korur; O senin canını korur”. (Tevrat, Mezmurlar, 121:7–8).

Ayrıca Yahudi geleneğinde olduğu gibi Hıristiyan dua geleneğinde de “kutsama” (bereketlendirme) ifadeleri, çoğu zaman Tevrat’taki Hz. Musa’nın Hz. Harun’a yaptığı meşhur kutsamaya dayanır: “Tanrı sizi kutsasın ve korusun. Tanrı yüzünü sizin üzerinizde parıldatsın ve size lütfetsin. Tanrı yüzünüze baksın ve size selamet versin!” (Tevrat, Sayılar, 6:24–26).

Bu bağlamda papazların Trump için lütuf, koruma ve rehberlik talep etmeleri, kutsal metinlerdeki bu klasik kutsama kalıplarının çağdaş dua dili içinde yeniden ifade edilmesi olarak değerlendirilebilir.

ABD’de başkanlar için yapılan dua törenleri

Beyaz Saray’da dün görülen bu tür dua törenleri Amerikan siyasî geleneğinde yeni değildir.

ABD siyasetinde yeni seçilen bir başkanın kiliseye giderek dua yapmasına dair en eski örnek, 1789 yılında George Washington’ın (ilk başkanlığı: 1789-1793; ikinci dönemi: 1793-1797) yemininden hemen sonra Kongre üyeleriyle birlikte New York’taki St. Paul Şapeli’ne giderek bir ayine katılmasıdır.

Modern dönemde bu gelenek daha kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Günümüzde Washington Millî Katedrali’ndeki resmî ve kamusal “göreve başlama takdisi” geleneği 1933’te Franklin D. Roosevelt’in (başkanlığı: 1933-1945) ilk yemin töreni ile başlamış, daha sonra Amerikan başkanlarının seçimden sonra göreve başlama törenlerinin bir parçası haline gelmiştir. Bu uygulama, yemin töreninden sonra yeni başkanın din adamlarıyla birlikte ülke için dua ettiği kamusal bir dua töreni olarak zamanla gelenekselleşmiştir.

ABD’de Soğuk Savaş sonrasındaki göreve başlama törenlerinde İncil kaynaklı bu törenler daha görünür hale gelmiştir. Ronald Reagan (ilk başkanlığı: 1981–1985; ikinci dönemi: 1985–1989), 1985’te ikinci yemin töreninden sonra Ulusal Katedral’de bir “Ulusal Şükran ve Dua Töreni”ne (National Prayer Service of Thanksgiving) katılmıştır.

1989 yılında George H. W. Bush (başkanlığı 1989–1993) için yine yemin töreninin hemen sonrasında Washington Milli Katedrali’nde bir başkanlık dua töreni düzenlenmiştir. Böylece dua, yalnızca özel bir inanç pratiği değil, başkanlık iktidarının kamuoyu önünde kutsanmasına eşlik eden sembolik bir devlet ritüeline dönüşmüştür.

Bu gelenek sonraki başkanların göreve gelmesinden sonra da devam etmiştir. 2001’de George W. Bush (Oğul Bush) (ilk başkanlığı: 2001–2005; ikinci dönemi: 2005–2009) için yine Washington Milli Katedrali’nde dua töreni yapılmıştır.

2009’da Barack Obama (2009–2013) da aynı mekânda düzenlenen başkanlık dua programından sonra göreve başlamıştır. Daha sonra 2013’te Obama’nın ikinci dönemi (2013–2017) için de “Dinler Arası (Interfaith) Dua Merasimi” adı ile bir tören gerçekleştirilmiştir.

Cumhuriyetçi ya da Demokrat fark etmeksizin, kökeni Kutsal Kitap’a dayanan göreve başlarken dua töreni, Amerikan başkanlığının partiler üstü törensel unsurlarından biri haline gelerek gelenekselleşmiştir.

Trump dönemi: Modern dua tiyatrosu

Trump döneminde ise göreve dinî bir törenle başlama geleneği, daha farklı ve daha açık bir siyasî-dinî görsellik kazanmış; hatta birçok gözlemciye göre bu ritüeller giderek bir “siyasî şov”a dönüşmüştür. 2017 yılında ilk döneminde (2017–2021) Washington Milli Katedrali’nde yapılan dinî bir törenle göreve başlayan Trump’ın, ayrıca Eylül 2017’de Oval Ofis’te de bugün görülen benzer bir sahnede, Evanjelik dinî liderlerin ellerini üzerine koyarak dua ettikleri görüntüler kamuoyuna yansımıştır.

Aslında bu sahne, klasik “başkan için dua” geleneğinin televizyon kameraları önünde daha kişisel, daha karizmatik ve daha gösterişli bir biçimde görünür hale geldiğinin en dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur.

Trump, 21 Ocak 2025’te ikinci kez başkan seçildiğinde de Milli Katedral’deki “Ülke İçin Ortak Dua Merasimi”ne (Service of Prayer for the Nation) katılarak bu uygulamayı sürdürmüştür.

Oval Ofis’te yapılan bu son dua seansı da aynı geleneğin günümüzde giderek daha fazla siyasî gösteri niteliği kazanan en dikkat çekici halkalarından biri olarak değerlendirilebilir.

Sonuç yerine

ABD’de 1789’da Washington’ın St. Paul Şapeli ziyaretiyle başlayan sembolik dua ayini, 1933’ten itibaren kurumsal bir ulusal dua geleneğine dönüşmüş; 1985’te Reagan, 1989’da George H. W. Bush, 2001’de Bush, 2009 ve 2013’te Obama, 2017 ve 2025’te ise Trump örnekleriyle devam etmiştir.

Trump döneminde buna bir unsur daha eklenmiştir: Dua artık yalnızca ulus için edilen törensel bir yakarış değil, aynı zamanda liderin dinî bir koruma çemberi içine alındığını gösteren güçlü bir kamusal gösteriye dönüşmüştür.

Devlet başkanlarının göreve dua ile başlaması, aslında insanlığın kadim dinî ve siyasî geleneğinde gayet müspet ve anlamlı bir uygulamadır. Bir liderin Tanrı’dan hikmet, adalet ve merhamet talep ederek göreve başlaması; gücün sınırlandırılması, iktidarın ilahî bir sorumluluk bilinciyle kullanılmasının hatırlatılması bakımından anlamlı bir göstergedir.

Ne var ki son yıllarda, özellikle Siyonist siyasetle iç içe geçmiş Evanjelik papazlar bu kutsama ritüellerini birer siyasî şova dönüştürmüşlerdir. Peygamberlerin öğretilerine dayanan masum dua ve kutsama geleneği; insanlık için adalet, barış ve merhamet dilemek yerine, gücü kutsayan ve savaş politikalarını meşrûlaştıran bir dinî retoriğe dönüşmüştür. Böylece din; hakikatin ve merhametin dili olmaktan çıkarılarak, siyasî çıkarların hizmetine koşulan bir aygıt haline getirilmiştir.

Bugün bazı Evanjelik çevrelerin Siyonist politikalarla kurduğu bu ittifak, kutsama duasını barış ve hikmet talebinden uzaklaştırarak adeta bir “kutsal meşrûiyet üretme” aracına dönüştürmüş durumdadır. Oysa peygamberlerin öğretilerinde dua, zulmü kutsamak için değil, adaleti ayakta tutmak içindir; savaşları körüklemek için değil, barışı tesis etmek içindir.

Ne yazık ki son “Trump Dua Şovu”nda görüldüğü üzere, bu tür gösterişli ama daha kötüsü kışkırtıcı “kutsama törenleri”, özelde İslam dünyasına, genelde ise dünya halklarına kan, gözyaşı, yıkım ve kaos üreten politikaların dinî bir kılıfla sunulmasına hizmet etmektedir. Bu, insanlık adına bir utançtır. Bu durum, Tanrı’nın muradı değil; nefsine tapan mütekebbir insanların murat ettiği bir kötülüktür.

Keşke bu dualar, iktidarı kutsayan bir propaganda sahnesine dönüşmek yerine gerçekten insanlık için barış, adalet ve merhamet dilemenin vesilesi olabilseydi. Zira dua, güç sahiplerinin savaşlarını kutsamak için değil, insanlığı hayra, adalete ve barışa çağırmak için vardır.

Hz. İbrahim’den Musa’ya, İsa’dan Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin ortak öğretisi ahlâk, adalet, merhamet ve barıştır.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın