Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılında

Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılındayız. 19 Ocak, Türkiye’nin belleğinde yalnızca bir suikastın tarihi değil, birlikte yaşama ihtimalinin, her yıl yeniden sınandığı bir eşik. İstanbul’da, Sebat Apartmanı’nın önünde bir araya gelmek artık “Buradayız” demenin, suskunluğa karşı yeniden söz kurmanın yolu.

Beyrut’un Ermeni mahallesindeyiz. İpek, Nuray, Hrant ve ben… Hrant, her gittiğimiz şehirde, daha önce ne kadar Ermeni yaşadığını, şimdi kaç kişi kaldıklarını, mutlaka öğrenirdi. Büyük bir heyecanla, antika Ermenice kitaplar bulur, onları merakla karıştırmaya başlardı. Arşivimde bir fotoğrafı duruyor. İsfahan’da, Ermeni kitapçısının önünde, sırtındaki çuvala antika Ermenice kitaplar atmış, gülümsüyor. Bir başka resim Kahire’de Shepheard Hotel’de. Bu kez yanında Mısırlı bir Ermeni var. Ondan kitapların içeriğini öğreniyor. Hrant’ın yaşadığı dönemde, Kürt meselesi de ateşli şekilde ülkenin gündemindeydi. Tabii bu meselenin gündeme gelmesiyle birlikte Hrant’ın Agos Gazetesi iki kat daha fazla satışa ulaşarak bir “hedef”e dönüşmüş, Agos’a tehdit ve saldırılar başlamıştı. Hrant’la yaşadığımız bir Antalya deneyimi var ki oldukça uyarıcı ve korkutucuydu. “

Hrant Dink ve Orhan Pamuk hakkında açılan davalarda, insan hakları ve adalet nasıl işliyor” konusunda konuşmak üzere Akdeniz Üniversitesi’ne davet ettiler. Hrant’la telefonlaştık. “Vural Savaş’ın olduğu yere ben gitmem” dedi. Bunun üzerine “Tamam, Vural Savaş’ı çıkarttık” dediler. Biz de Hrant’la gitmeye karar verdik. Orhan Pamuk ise en baştan itibaren katılmayı reddetti. Hrant’ın vurulmasından bir yıl önceydi. Antalya, Şubat 2006. Bilmediğimiz bir yerde, nasıl gelişeceği bilinmeyen bir toplantıyla yüz yüzeydik. Üstelik Vural Savaş oradaydı. Emekli savcı Çetin Yetkin, deneyimli bir sorgucu olarak karşımızdaydı. İlk önce Hrant Dink’in yargılanmasına neden olan yazıdan bir bölümü okudu. Hrant’ın Ermeni diasporasını uyaran, içinizdeki öteki olan Türk’e hasımlığınızdan kurtulun diyen ve içlerine yerleşmiş olan Türk’e yönelik öfkeyi eleştiren yazısını, sanki Türklere hakaret ediyormuş gibi bir üslupla sundu. Hrant, yazısındaki mantığı ve yaklaşımı özetledikten sonra “Ben Türklüğü aşağılamam.

Ermeniliği de aşağılatmam. Hiçbir farklılığı aşağılamam. Böyle bir suçlamayı kendime hakaret sayarım” dedi. Hrant’ın açıklamaları ve konuşması salonda destek buldu. Aleyhimize hazırlanmış tehlikeli bir komplo, Akdeniz Üniversitesi öğrencilerinin bizi desteklemeleri ve gereken duyarlılığı göstermeleri sonucu, bertaraf edilmişti. Hrant Dink’i yitirişimizin 19. yılındayız. 19 Ocak, Türkiye’nin belleğinde yalnızca bir suikastın tarihi değil, birlikte yaşama ihtimalinin, her yıl yeniden sınandığı bir eşik. İstanbul’da, Sebat Apartmanı’nın önünde bir araya gelmek artık “Buradayız” demenin, suskunluğa karşı yeniden söz kurmanın yolu. Hrant şöyle demişti: “Tek yolumuz ‘bir arada yaşamayı savunmak’ olmalı. Bu yol hem aklın hem de vicdanın gereği.” Hrant’ın hikâyesi, Anadolu’ya ait. 1954’te Malatya’da doğmuştu. Ermeni meselesini konuşurken de Kürt meselesine bakarken de derdi aynı yere varırdı: Hak ve adalet. “Bu yönteme başvurmadan Kürt sorunu üzerine konuşmak ahlaki de değildir, adil de” derken basit ama zor bir davet yapıyordu: Ötekinin yerine bir anlığına geçebilmek. Bugün Hrant, Anadolu’nun birçok kentinde, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde özlemle anılıyor. “Bugüne hak ettiği değeri verebilmek için geçmişin kokusunu almamız gerekiyor.” Dumitru Novac

Önceki İçerikSuriye’deki gelişmelere Türkiye’den tepkiler: “Sürece etkisi olumlu olur”
Sonraki İçerikBakırhan: “İktidarın Suriye ile süreci oyalama bahanesi kalmadı. Orada entegrasyon görüşmeleri masada”