İngiltere devleti ile BBC’yi mahkemelik eden haberin anlattıkları…

İngiltere’de BBC’nin yayımlamak istediği bir haber başsavcılık tarafından “ulusal güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle yasaklandı. BBC ve İngiltere devleti mahkemelik oldu. Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan dava gösterdi ki: a) Devlet sırrı ve çıkarı söz konusu olduğunda, bireylerin endişeleri ve hakları İngiltere’de de ikinci plandadır, b) İngiltere’deki gazetecilikle Türkiye’deki gazetecilik arasında dağlar kadar fark vardır.

Devlet karşısında bireyi ve toplumu önceleyen bakış açılarının dünya çapındaki geri çekilişi gazeteciliği de çok etkiledi. Ulusal çıkar, devlet sırrı gibi hassasiyetler son 20-30 yılda başına bela gelmesini istemeyen gazetecilerin daha fazla dikkate alması gereken hassasiyetler olarak öne çıkmaya başladı.

Bu anlamda ‘iyi’ gazeteciliğin en iyi örneklerinden biri olan BBC gazeteciliğinin dahi eski tadının kalmadığı bir vakıa. Bugün, İngiltere’nin taraf olduğu bir savaşta BBC’nin editoryal çizgisinin ve haber dilinin Falkland savaşındaki (1982) gibi olacağını düşünemeyiz: BBC için İngiltere’nin ‘biz’ sayılmadığı bir savaştı o;  BBC Falkland’ı “bizim askerlerimiz”le “onların askerleri” arasındaki bir savaş olarak değil, “İngiliz askerleri” ile “Arjantin askerleri” arasındaki bir savaş olarak haberleştirmişti… BBC Genel Müdürü, savaşta evladını kaybetmiş İngiliz anneleriyle evladını kaybetmiş Arjantinli annelere eşit söz hakkı vermelerine gelen eleştirileri, “BBC’nin gözünde evladını kaybetmiş bir İngiliz anneyle, evladını kaybetmiş bir Arjantinli anne arasında hiçbir fark yoktur” diye karşılamıştı.

Tabii devletlerin bireyler ve toplumlar karşısında daha avantajlı bir konum elde etmiş olmaları, devletleri denetleyen kurumların -parlamentoların, yargının ve basının- dünyanın her yerinde eşit ölçüde geri çekildiği anlamına gelmiyor. Diyelim Türkiye ile İngiltere’yi bu açıdan karşılaştırıp “orada da devlet bizdeki gibi baskın”, “orada da basın bizde olduğu gibi güçlü ve bağımsız değil” denemez. Denirse, şimdilerde iktidarın ve iktidar yandaşı basının Türkiye’deki enflasyonu perdelemek için başvurduğu hilebaz “ama oralarda da enflasyon yüksek” mugalatasına benzer bir tez ileri sürülmüş olur; nispîlik diye bir şey var.

BBC ‘kadınların kendini koruma hakkı’, İngiliz devleti ‘ulusal güvenlik’ diyor

Bana bu çok genel girizgâhı yaptırtan şey, çok somut bir haberin bende uyandırdığı çağrışımlar…

Meselenin ne olduğu, BBC Türkçe’de üç gün önce yayımlanan “MI5 muhbiri sevgilisinden şiddet gören kadın anlatıyor: Bana cinsel tacizde bulunuyor, ‘konuşursan seni öldürürler’ diyordu” başlıklı haberin girişinde şöyle özetleniyor (haberin tamamı için https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-61521020):

“İngiliz iç istihbarat servisi MI5 için çalışan bir muhbirin, statüsünü kullanarak partnerine defalarca tacizde bulunduğu ve şiddet uyguladığı ortaya çıktı. BBC’nin ulaştığı bir videoda aşırı sağcı ve Nazi sempatizanı olduğu belirtilen muhbir, elindeki palayla kadını öldürmekle tehdit ediyor.

“Hükümet, haberi engellemek için BBC’ye dava açtı. Yüksek Mahkeme’de görülen davada savcılık yabancı uyruklu bu kişinin ifşa edilmesinin ulusal güvenliğe zarar vereceğini ve muhbirin hayatını tehlikeye atabileceğini savundu.

“BBC ise kadınların bu kişinin adını bilme hakkı olduğunu, bunun başka kadınların mağdur olmasını engelleyeceğinde ısrar etti.

“Yargıç, muhbirin kimliğinin açığa vurulmaması kaydıyla haberin yayınlanabileceğine hükmetti.”

MI5 ajanlarının ve muhbirlerinin suç işleme ‘hakkı’

İngiliz istihbarat yasaları büyük suçların engellenmesi, hayat kurtaracak bilgilere ulaşılması ve ajanların kendi can güvenliklerini korumaları için istihbarat servislerince görevlendirilen kişilere suç işleme hakkı veriyor. Ancak suç işleme izni ajanların özel hayatlarını kapsamıyor.

BBC’nin -mahkeme kararı nedeniyle- ‘X’ olarak adlandırdığı MI5 muhbiri, haberde ‘Beth’ takma adıyla anılan kadına uyguladığı işkence ve tacizleri, onu statüsünün kendisine sağladığı ‘hak’larla korkutarak gerçekleştirmiş:

“Beth (gerçek adı değil) adlı İngiliz kadın BBC’ye, muhbirle internette tanıştığını ve sonra birlikte yaşamaya başladıklarını söyledi.

“Beth’in ifadesine göre, güzel başlayan ilişki, muhbirin şiddet eğilimi ve kadın düşmanlığının açığa çıkmasıyla eziyete dönüştü. Beth, muhbirin kendisine defalarca tacizde bulunduğunu, yaşadıklarını anlatması halinde öldürüleceğini söylediğini anlattı.

“Beth, ‘Bana yaptıklarından; cinsel ve fiziksel şiddetten kimseye bahsedersem yüksek yerlerde dostlarını olduğunu, hemen devreye girip beni öldüreceklerini söylüyordu’ dedi.

“MI5 tarafından aşırı sağcı gruplara sızmak için görevlendirildiği söylenen muhbirin evinde silah koleksiyonu olduğu ve kadına sürekli infaz ve cinayet videoları izlettiği belirtiliyor.

“Beth’in cep telefonuyla kaydettiği bir videoda kadının üstüne palayla gelen muhbirin ölüm tehdidi savurduğu duyuluyor. Video kadının çığlıklarıyla son buluyor.”

Savcı polise, BBC de savcıya ‘hop’ diyor

Geniş versiyonunu BBC’nin İngilizce sitesinde bulabileceğiniz https://www.bbc.com/news/uk-61508520 bu haberin geçmişi 24 Şubat’a kadar uzanıyor. 24 Şubat ve 1 Mart’taki haberlerde devletin, “ulusal güvenlik, MI5 muhbirinin insan haklarının korunması” gibi gerekçelerle BBC’nin haberini engelleme girişimi karşısında BBC’nin kararlılıkla yürüttüğü hukuk mücadelesi anlatılıyor.

24 Şubat tarihli BBC haberi, “Hükümet, bir MI5 ajanının iki eski kadın partnerini (biri yukarıda adı geçen ‘Beth’, öbürü yine takma adıyla ‘Ruth’) taciz eden tehlikeli bir aşırılıkçı ve kadın düşmanı olduğu iddiasıyla yayına koymak istediği bir BBC programını durdurmak istiyor” cümlesiyle başlıyordu.

Cümleden de anlaşılabileceği gibi, BBC istiyordu ama isteğini gerçekleştiremiyordu. Çünkü Başsavcı Suella Braverman yayının ulusal güvenliği tehdit edeceği ve bir MI5 muhbirinin hayatını tehlike altına sokacağını iddia ederek yayını durdurmuş, BBC hakkında da dava açmıştı. Başsavcı sadece muhbirin isminin açıklanmasına değil, soruşturmanın yayımlanmasına da karşı çıkıyordu.

Savcı, ilk duruşması 1 Mart’ta yapılacak olan davanın basına ve halka kapalı olarak yürütülmesini istediyse da yargıç Justice Chamberlain bu talebi reddetti.

BBC’nin konuya dair ikinci haberi, duruşma günü olan 1 Mart’ta yayımlandı. BBC, duruşmada yargıçtan MI5 muhbirinin isminin yayımlanmasına izin vermesini talep etti. Buna karşılık savcı tekraren, bunun muhbirin hayatını ve ulusal güvenliği riske atacağını söyleyerek talebin reddini istedi.

BBC’nin karşı argümanı ise muhbirin tanımlanmaması ve isminin açıklanmaması durumunda başka kadınlara vereceği zararın önüne geçilemeyeceğine dayanıyordu.

BBC avukatları ayrıca, bir yayın organının ortaya çıkardığı bir gerçeği MI5 yetkililerinin bilmemesinin mümkün olmadığını, buna rağmen onu çalıştırmaya devam etmelerinin suç teşkil ettiğini öne sürdüler.

Mahkemeye tanık olarak katılan ‘Ruth’, MI5 muhbirinin kendisine yaptığı işkenceleri ve yönelttiği ölüm tehditlerini anlattıktan sonra şöyle dedi:

“O çok tehlikeli bir kişi; benim için de başka kadın partnerleri için de. Erkeklerin kadınlara, onun bana davrandığı gibi davranmasının uygun olduğunu düşünüyor. Kadınlar onun kimliğini ve nasıl biri olduğunu bilmeli. İsminin açıklanmasının gerektiğine inanıyorum.”

Son duruşmada mahkeme soruşturma dosyasının yayımlanabileceğine fakat muhbirin isminin açıklanamayacağına karar verdi.

Kıssadan hisseyle bitirelim…

Bu dava iki şeyi gösteriyor: Öncelikle devlet sırrı ve çıkarı söz konusu olduğunda, İngiltere’de de bireylerin endişelerinin ve haklarının ikinci planda kaldığını… İkinci olarak da, bu olayda istediğini tam olarak elde edememiş olsa da İngiltere’deki gazetecilikle Türkiye’deki gazetecilik arasında dağlar kadar fark olduğunu…