
Bundan tam 23 yıl önce İran’a bir haftalık bir gezi yapmıştık. 22-29 Eylül 2003 tarihli Doğu Konferansı heyeti olarak gezimizin amacı, Irak’ın ABD tarafından işgaline karşı bölgede ortak bir aydın duruşu oluşturmaktı. O yıllarda İran’da reformcular güçlüydü. Meclis’te çoğunluğa sahiplerdi. Bazı bakanlıklarda reformcu siyasetçiler etkindi. Tahran Belediye Başkanı da reformcuydu. Reformcular hapisten yeni çıkmıştı. Reformcular “Bizim mücadelemizde halkın özgürlüğü ön planda.
Demokrasi ve özgürlük mücadelesi olmadan yürütülen antiemperyalist mücadelenin başarıya ulaşacağına inanmıyoruz. Demokrasi olmadan ABD ile mücadelenin bir anlamı olmaz” diyorlardı. O günlerde reformcular etkili olsalar da iktidar mollalardaydı. Onlar sistemi ince ayarlarla adım adım örmüşlerdi. Milletvekili adaylarını onlar belirliyorlardı. Meclis’ten çıkan bütün kanunlar onayları olmadan yürürlüğe giremiyordu. Ki bunlar hala böyle. Tabii bugün o döneme kıyasla şöyle bir farktan söz edilebilir: Artık rejimle uyumsuz olan güçlerin çoğu aktif şekilde muhalif ve birlikte hareket ediyorlar. Bunların içinde de birbirinden çok farklı eğilimler var. Bugün (engellemelere rağmen) internet sayesinde dünyayı gören, seküler yaşam tarzını dijital olarak deneyimleyen ve “reform” değil “değişim” kavramının etrafında toplanan gençlerden söz edebiliyoruz.
Baskıcı rejim, en çok kadınların ve gençlerin haklarını hedef aldı. 1979 yılında Şah Rejimi kadının evlenme yaşını 15’ten 18’e çıkarmıştı. Ancak onlar bu yaşı başta 9 yaşa kadar düşürdüler, sonra 13 oldu. Bir dizi kanun ve yönetmelik, kadınların özgürlüklerini kısıtlamayı “yenilik” olarak hayata geçirdi. Kadınların örtünmesini sağlayan sisteme karşı direniş çok uzun ve acılı oldu. Yuvalar kapatıldı. Doğum kontrolü ve kürtaj yasaklandı. Liste uzayıp gider. Önceleri daha çok ekonomik yoksulluk karakterli gösterilerle başlayan isyanlar, 2022’de Mahsa Amini adlı genç kızın silahlı devlet güçlerince öldürülmesiyle birlikte sonsuz bir isyan isteğine dönüştü. Ardından 28 Aralık 2025’te yeni bir isyan dalgası geldi; 15 günü geçti. En küçük kasabalara kadar yayıldı. Her sınıftan ve yaş grubundan, her türlü etnik kökenden İranlılar meydanları dolduruyorlar.
Bugünlerde İran sokaklarında yükselen ses, on yıllardır biriken adalet, özgürlük ve onur talebinin sesi. Kadınların bedenine, gençlerin geleceğine, toplumun nefesine çizilen sınırlar artık kabul edilebilir değil. İranlıların barışçıl gösteri hakkı korunmalı. Keyfi gözaltılar, idamlar, hızlı yargılamalar ve iletişim kesintileri son bulmalı. İran’ın farklı şehirlerinden, sınıflarından ve kimliklerinden gelen geniş koalisyon, dünyaya, bambaşka bir yaşamın mümkün olduğunu hatırlatıyor. “Dünyanın en büyük aliminin liderliğinde, dünyanın en güçlü İslam devletini kuracağız” iddiasıyla başlayan yolculuk, aradan geçen 47 yılın sonunda, toplum açısından bir hayal kırıklığına dönüşmüş durumda. 21.Yüzyıl’da, İran gibi büyük bir ülke, dogmatik öğretilerle yönetilemez. Bu rejim, bir süre daha ayakta kalabilir. Ama bence geleceği olmayan bir rejim.












