SerbestiyetSerbestiyet
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / İsviçre’nin “tarafsızlık” dâvâsı: Blocher’le birlikte kimler kaybetti?

İsviçre’nin “tarafsızlık” dâvâsı: Blocher’le birlikte kimler kaybetti?

İsviçre halkı, tarafsızlık ilkesini anayasada katılaştırmayı ve BM kararları dışında üçüncü ülkelere yaptırımları engellemeyi öngören inisiyatifi yüzde 70’e yakın oyla reddetti. Sonuç, kampanyanın öncüsü sağ-popülist İsviçre Halk Partisi’nin eski lideri Christoph Blocher için yenilgi olurken, İsviçre’nin Rusya’ya yönelik Avrupa yaptırımlarına katılabilmesinin de önünü açık tuttu.

Avrupa başkentlerinin yakından izlediği İsviçre’deki 27 Eylül tarihli halkoylamasında karar çıktı. Sağ-popülist İsviçre Halk Partisi’nin (Schweizerische Volkspartei) yanı sıra kimi marjinal sol örgütlerce de desteklenen ve bir nevî “hamiliği” yapılan halk inisiyatifi yüzde 70 civârında bir oranda reddedildi.

“Savaşa Hayır. İsviçre’nin tarafsızlığı için EVET” sloganıyla egemenlikçi “Pro Suisse” oluşumunun yürüttüğü kampanya, İsviçre Anayasası’nda hâlihazırda yürütmeye elastikiyet sağlayan bir tarzda işlenmiş olan “tarafsızlık” ilkesini “dâimî” kılarak katılaştırmayı hedefliyordu.

Oluşum, inisiyatif metnini 2022’de imzaya açmış ve halkoylamasına gidilmesi için yeterli sayıda imzayı toplamıştı. Metin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgâlini ve İsviçre’nin Rusya’ya karşı Avrupa Birliği (AB) yaptırımlarına katılma kararını müteakip kaleme alındığından kamuoyunda “Rusya yanlısı bir tarafsızlık anlayışı tahkim etmeye çalışmak”la eleştirildi.

Doğrusu bu eleştiri, metnin zamanlaması ve içeriği dikkate alındığında pek de haksız sayılmaz. Nitekim kampanyanın daha ilk günlerinde Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın inisiyatifi selâmlaması, girişimin Moskova açısından neden cazip görülebileceğine ilişkin tartışmaları daha da harladı.

Halkoylamasına sunulan inisiyatifin içeriğinde “tarafsızlık” ilkesini anayasal düzlemde “dâimî” kılmanın yanında bir de İsviçre’nin ileride herhangi bir askerî ittifaka dâhil olmasının önüne set çekiliyor, BM kararları müstesna üçüncü ülkelere yönelik ekonomik yaptırım uygulamasını da menediyordu.

Kampanyanın yükünü bizzat 85 yaşındaki eski Halk Partisi lideri ve milyarder iş insanı Christoph Blocher sırtladı. Blocher’in İsviçre sağ-popülizmindeki sembolik ağırlığı yadsınamaz. Parti’yi ülkenin “birinci partisi” mevkiine kendisi taşıdı. Üstelik 2004-2007 aralığında Federal Konsey üyeliği yaptı. Her ne kadar 2018’de parti-içi resmî görevlerinden ayrılmışsa da son “tarafsızlık” halkoylamasındaki “evet” kampanyasının toplam bütçesinin iki milyon frangı aşan kısmını doğrudan kendisi karşıladı.

Öte yandan Blocher’in bugün kızının başında olduğu aile şirketinin – “aile şirketi” dediğimize bakılmasın, küresel bir kimya devi gerçekte – Rusya ve Çin gibi ülkelerle önemli ticarî ilişkileri mevcut. Dahası, şirketin yaptırım kararlarının ardından da Rusya ile ilişkilerini sürdürmesi – başta kamu yayıncısına bağlı Swissinfo olmak üzere – muhtelif medya mecralarında irdelendi. Çin’le olan ticâret ise çok daha kapsamlı. Yarın-öbür gün Çin’in de benzer yaptırımlara muhatap edilmesi ihtimali karşısında, Blocher’in kendi “şahsî menfaatleri” doğrultusunda bu inisiyatifi desteklediği tezi, pek çok İsviçreli siyasetçi tarafından kampanya boyunca dillendirildi.

İsviçre sağ-popülizminin, hususen de Halk Partisi’nin Avrupa radikal sağ nebulasındaki konumunu da inkâr etmek mümkün değil.

Hatırlanacağı üzere 2009’da Halk Partisi’ne yakın Egerkinger Komitesi’nin öncülüğünde yapılan bir halkoylamasıyla ülkede minâre inşâsı yasaklanmış, kampanyaya damgasını vuran ve İsviçre bayrağının üzerinde füzeleri andırırcasına yükselen minarelerle peçeli bir kadın figürünü yan yana getiren afiş, pek çok şehirde yasaklanmıştı. Sonraları bu afiş, başta Fransa’dan (o dönemki “Ulusal Cephe”) Avusturya’ya (FPÖ) ve Almanya’ya (Pro-NRW) değin akraba oluşumlara ilham vererek benzer afişlerin mantar gibi çoğalmasının önünü açmıştı.

Ne var ki İsviçre seçmeni, harcanan meblağlara ve cezbedici sloganlara karşın, sağ-popülist siyâsetin bu defa tarafsızlık üzerinden kurguladığı seferberliğe kolunu kaptırmadı. İnisiyatif, Anayasa değişiklikleri için ayrıca aranan kantonlar çoğunluğunu da sağlamakta kifâyetsiz kaldı. Halk Partisi’nin geleneksel olarak yüzde 35’lerin üzerinde seyrettiği kimi bölgelerde dahi “evet” oylarının yüzde 30’ların altında kalması ayrıca manidardır.

Sonucu isabetle okuyabilmek için tarafsızlık ilkesinin (ve pratiğinin) İsviçre’de ne anlam ifâde ettiğini hatırlatmakta fayda görüyorum.

Tarafsızlık İsviçre’de 1815 Viyana Kongresi’nden itibaren kuşaktan kuşağa aktarılan, neredeyse kurucu bir kimlik unsuru olarak ulusal mitolojinin taşıyıcı sütunlarından birini teşkil ediyor. Hatta biraz ileriye gidersek, bir “ulusal kurum”dan bile bahsedebiliriz. Kamuoyu yoklamaları da İsviçrelilerin ezici çoğunluğunun tarafsızlıktan vazgeçmek istemediğini yıllardır tesciller mâhiyette.

1848’de modern federal devleti kuran anayasanın yapıcıları tarafsızlığı devletin amaçları arasına değil, Federal Meclis’in ve Federal Konsey’in görevleri arasına yerleştirmişti. 1999’da yürürlüğe giren bugünkü anayasa da bu mimarîyi korudu (bkz. 173-1a: “Federal Meclis İsviçre’nin dış güvenliğini, bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak adına gerekli tedbirleri almaya yetkilidir” ve 185-1: “Federal Konsey İsviçre’nin dış güvenliğini, bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumak için tedbir alır”). Böylece yürütmeye bir “manevra marjı” – bir “özgürlük” temin edilmiş, “tedbirler”den söz açılırken muhteviyatına ve yorumuna dair ucu açık bırakılmıştır.

İşte yürütmeye tanınan ve Blocher’in inisiyatifinin ortadan kaldırmayı hedeflediği esneklik de tam bu “tanımsızlık”tan doğuyor.

Hâl böyleyken, 27 Eylül’de çıkan ret kararını, tarafsızlığın topyekûn reddi olarak değil, onu zaman içinde ve değişen koşullardan bağımsız olarak sınırlayabilecek düzeyde statikleştirmenin reddi olarak okumak daha isabetli olur.

Kaldı ki, inisiyatifin “Rusya yanlısı” imajı ve Blocher’in meseleyi kişiselleştirdiği algısının ötesinde, İsviçre halkı tarafsızlık pratiğine atfettiği pragmatik değeri daha rijit bir yorumlamaya feda edip Batı bloğundan soyutlanmayı da göze almadı.

Batı âleminin, bilhassa da Avrupa başkentlerinin halkoylamasında çıkan “hayır” kararıyla derin bir nefes aldığı aşikâr. Ukrayna savaşının dördüncü yılını geride bırakan kıtada, Rusya’ya yönelik yaptırım rejiminin bütünlüğü bakımından İsviçre gibi bir küresel finans merkezinin tutumu da önem arz ediyor.

Potansiyel bir “evet” sonucu, İsviçre’yi AB yaptırımlarının dışına itmekle kalmayıp, Moskova ile yakınlaşmayı savunan Avrupa sağ-popülizmleri için de güçlü bir argüman hâline getirebilirdi. 2027’de Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve – şâyet daha erkene çekilmezse – 2029’daki Almanya genel seçimlerine bağlı takvim de dikkate alındığında, meselenin Avrupa müesses nizâmı için ehemmiyeti de billurlaşıyor.

 2009’da minare afişiyle Avrupa radikal sağına ilham kaynağı olan İsviçre örneği, bu kez aynı muhitin önünde takoz oldu.

Her şeye rağmen bu sonucu İsviçre’de sağ-popülizmin gerilemesinin habercisi olarak okumak aceleci bir değerlendirme olur. Halk Partisi, geçmişte de kimi halkoylamalarından mağlubiyetle çıkmış (bkz. son olarak geçtiğimiz aylardaki “10 Milyon nüfuslu İsviçre” halkoylaması) ve fakat kanton meclislerinde kayda değer bir sandalye artışı elde ederek ülkenin açık ara en büyük siyasi gücü olma konumunu pekiştirmeyi sürdürmüştü.

Manzara ilk bakışta çelişkili gibi dursa da aslında İsviçrelilerin sağ-popülizme “temsil” düzeyinde gösterdikleri teveccühün, anayasal düzeni dönüştürmeyi hedefleyen halkoylamalarında aynı iştahla ete kemiğe bürünmediğini bize fısıldıyor. Velhâsıl, bir “tepki” ve “itiraz” aracı olarak Halk Partisi oyu, halkoylamalarında “ihtiyat” ve “gerçekçilik”le dengeleniyor.

Sonuç olarak, İsviçre’deki “tarafsızlık” tartışması – çıkan berrak sonuca rağmen – mevzubahis halkoylamasıyla bıçak gibi kesilmeyecek. Çünkü devamı var. İsviçreliler 29 Kasım’da bu kez savaş malzemeleri yasasının esnetilmesini oylayacaklar. Mevcut mevzuat çatışmaya taraf ülkelere silâh ihracatını yasaklarken, önerilen değişiklik “yakın ortak” sayılan kimi devletlere bu kapının aralanmasını öngörüyor.

Dolayısıyla tarafsızlığın sınırları, bu kez daha az ideolojik ama bir o kadar çetrefil bir zeminde, silâh sanayiinin menfaatleri ile siyâsî dayanışma arasındaki gerilim üzerinden yeniden masaya yatırılacak.

İsviçre halkı, 27 Eylül’deki ilk raundda tarafsızlığı yeni jeopolitikaya nispetle “yoğrulabilir” canlı bir pratik olarak yaşatmayı seçti. Alpler’in eteklerinden hem Moskova’ya hem de içerideki Halk Partisi dâhil Avrupa sağ-popülist galaksisine bir “ihtar” çekildi.İkinci raundda ise İsviçrelilerin cevaplaması gereken soru ahlâken daha çetin olacak.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın