Bu sorunun cevabını en iyi matematikçilerin bileceğini düşünebilirsiniz. Ama öyle değil. Matematikçi oldukları için değil zeki oldukları için cevabı en iyi bilenler matematikçiler arasından çıkabilir şüphesiz. Fakat cevabın temel matematik bilgisinden öte matematikle fazla ilgisi yok. Bu soruyu iki ihtimal arasında bir cevap arayışı gibi kullanabileceğiniz gibi düşünmede bir derinlik testi olarak da ele alabilirsiniz.
İnsanların çoğu matematiğin haddizatında mevcut olduğunu, insanların ise sadece onu keşfettiğini düşünür. Matematiğin mevcut birşey olmayıp insanın türettiği sentetik bir zihni ağ olduğunu tasavvur etmekte zorlanırlar. Halbuki matematikte doğal olan hiçbir şey yoktur. Bir tutarlılık teknolojisi olarak matematik, bizim doğaya/kainata nüfuz ve hakimiyetimizde önemli bir araç olduğu için insanlar onu doğanın bir gereği veya doğanın örtüsünü kaldırdıkça açığa çıkardığımız bir parçası sanıyor. Matematiğin doğaya uygulanmasının neticeleri sayılabilecek fizik gibi bilimler bile aslında doğal değiller.
Ne yani doğal bilimler bile doğal değil mi? Evet, doğal bilimler bile doğal değil. Nasıl çiğköfte yaparken ellerimizle şekil veriyor veya kurabiye yapmak için hamura baskı uygulamak için şekil veren şeyler kullanıyorsak öyle de doğa bilimleri aracılığıyla doğayı kendi hazım ve fehmimize uyan lokmalar halinde dilimlemiş, kavramış, filtrelemiş oluyoruz. Bu yüzden şu veya bu bilimi ezeli veya ebedi sayan yaklaşımlar birer gafletin ürünüdür.
Beşeri bilimler nasıl gerçekte bilim değil de birer sohbet ise doğa bilimleri de en derininde birer sohbettir. İnsan bilimlerinde sohbeti başlatanlara kurucu babalar ve onların üzerinde durduğu konu ve kavramlara kanon veya literatur deniliyor. Onlar sadece o konuda ilk sözü alanlardır. Bilim tarihi uzayan bir sohbetten ibarettir (hem de başlamak zorunda olmayan bir sohbet).
Dil nasıl bir karşılıklı stabilizasyon mekanizması olarak sentetik ve kırılgan bir tutunma ve tutarlılık ilişkisi ise matematik de doğaya nispetle geliştirdiğimiz bir alemi kavrama ve süzme ilişkisidir.
Bir inch ile bir santimetre arasındaki fark konumuz açısından namevcut bir farktır. Çünkü santimetre de inch de bir icadın ürünüdür. Bu keyfi mesafelerin kendi içlerindeki tutarlılık formül ve mantığı bize daha sonra zorunluluk dayattığında bile bunlar doğal olmak zorunda değildir.
Nihayet matematikteki sayılar da doğal değildir. Çünkü kainatta iki yoktur. Sadece birler vardır. İki dediğimiz şey, ikinci bir birin birinci diye elde tuttuğumuz bir bire nispetiyle ancak bizim “atfettiğimiz” bir özelliktir. Bir şeyin bir bir olması için başka bir şeyin de nispetli bir bir sayılması durumunda ancak iki dediğimiz etiket doğar. Haddizatında doğada hiçbirşey iki(inci) değildir. Bumerang gibi biz ancak ve sadece kendi fırlattığımızı geri yakalarız. Hakikati bir yerlerde (veya başka yerlerde) arayanların anlamadığı sır budur.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.