“Bağırarak, çağırarak, sokakları terörize ederek, gençleri provoke ederek vatandaşlarımızın huzurunu kaçırmayın. Mübarek Ramazan’ın manevi atmosferine gölge düşürmeyin!”
Cumhurbaşkanı Erdoğan “21 Mart Nevruz Günü Anma Programı”nda bu sözleri CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sokak çağrısı üzerine söyledi.
Burada Erdoğan’ın Ramazan vurgusu önemliydi.
Çünkü muhafazakâr basın bile İsrail saldırılarını haber yaparken “İsrail ordusu Ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi’nde 182 katliam gerçekleştirdi,” şeklinde “Ramazan”ı hatırlatarak özellikle süreçteki kutsal zamana vurgu yapar.
Malumunuz İslam inancında Ramazan “Rahmet, Mağfiret ve Beraat” demektir.
Bir Müslüman için can yakmak hoş karşılanmazken, Ramazan’da daha da ayıplanır.
Buna rağmen bazı radikal İslami örgütlerin silahlı terör eylemlerinde Ramazan/ Bayram dinlemediklerini hepimiz biliyoruz.
Ya bu Ramazan yaşadıklarımız!..
Görüldüğü üzere herkes kendine Müslüman!
Lakin Erdoğan’ın “manevi atmosfer” dediği sürecin Ramazanla sınırlı olmadığını gözden kaçırmayalım.
Malumunuz İslam dünyasında Recep, Şaban ve Ramazan aylarına zincirleme bir kutsiyet atfedilir.
Dolayısıyla bu zincirleme atmosfere düşürülen gölgelerin bilançolarına ay bağlamında tek tek bakmak gerekir.
Recep (1 Ocak-30 Ocak)
31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra Hakkâri, Esenyurt, Mardin, Batman, Tunceli, Halfeti, Ovacık ve Van Bahçesaray Belediyelerine kayyum atandı ve bir kısım belediye başkanları da tutuklandı.
Bu tutuklamalar ve kayyum atamaları, 2025 yılının Recep ayının atmosferine çökecek kara bulutların da habercisiydi.
Recep ayı içerisinde Mersin Akdeniz ve Siirt belediyelerine kayyum atandı; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ise tutuklandı.
Bu arada İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüşen DEM Parti heyeti, siyasi partilerle görüşme turu kapsamında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüştü.
DEM parti turları devam ederken Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ gözaltına alınarak tutuklandı.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı 5 teğmeni TSK’dan ihraç etti.
Gezi eylemleri sayfası nedense yeniden açıldı ve Gezi Parkı protestolarının planlayıcılarından olma suçlamasıyla menajer Ayşe Barım tutuklandı.
Halk TV genel yayın yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı; program koordinatörü Kürşad Oğuz ve gazeteci Barış Pehlivan adli kontrolle serbest bırakıldı.
Bu arada Bolu Grand Kartal Otel Yangınında 78 kişinin göz göre göre ihmalden ölmesi ise Recep ayının manevi amosferini bir isyan çığlığına dönüştürdü.
Yangın sonrası aklımda sadece Portekizli yazar Jose Saramago’nun “Körlük” adlı romanında geçen şu cümle kalmıştı:
“Tam anlamıyla insan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi de yaşamamak için elimizden geleni yapalım.”
Şaban(31 Ocak-28 Şubat)
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 7 yıl 4 ay hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.
DEM Parti yönetimindeki Van Büyükşehir Belediyesi ile Kağızman Belediyesi’ne kayyum atandı.
Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler gözaltına alınmasını müteakip tutuklandı.
Gezi Parkı soruşturması kapsamında tutuklanan Emine Ayşe Barım tahliye edildi ve aynı gün tekrar tutuklandı.
Ayşe Barım hakkında tahliye kararı veren İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Fatih Kapan hakkında soruşturma başlatıldı.
Bu arada “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mektubunun sonunda Abdullah Öcalan, 1978 yılında kurulan PKK’ya kendisini feshetmesi çağrısında bulundu.
Cumhur ittifakından oluşan iktidar da “Terörsüz Türkiye” sloganıyla bu çağrıya alan açtı.
Ancak terör soruşturmaları artan bir ivmeyle devam etti ve devam ediyor.
Neticede Recep ve Şaban ayları arasında rekabet kıyasıya sürdü.
Ramazan (1 Mart-29 Mart)
Zorlu Holding CEO’su Cem Köksal gözaltına alınmasının ardından istifa etti.
Flaş TV ve Pozitifbank’a el konuldu; sahibi Erkan Kork gözaltına alındı.
Gezi Parkı protestolarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ifade veren Sanatçılar Halit Ergenç ve Rıza Kocaoğlu hakkında “yalan tanıklık” suçlamasıyla 2 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dâhil 28 kişinin üniversite diploması iptal edildi.
Gazeteci İsmail Saymaz Gezi Soruşturması kapsamında gözaltına alındı ve hakkında ev hapsi tedbiri uygulandı.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile 10 kişilik yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan davada, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, başkan ve yönetiminin görevine son verilmesine ve yeniden seçim yapılmasına hükmetti.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve sanatçı Ercan Saatçi’nin de aralarında bulunduğu 106 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.
Yapılan soruşturma sonucunda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ında aralarında bulunduğu 48 kişi tutuklandı.
İstanbul genelinde 19-27 Mart tarihleri arasında eylem yasağı getirildi.
Son olayların etkisiyle menkul kıymetler ve hisse senedi piyasası çökünce döviz ve altın fiyatları adeta tsunami gibi yükselişe geçti.
Bunun hazineye maliyetinin şimdilik 25 milyar dolar seviyelerinde olduğu iddia edildi.
Mübarek üç ayların sonuncusu Ramazan’ın diğer ayları geride bırakarak ipi göğüslemesi garanti gibi …
Kaldı ki bayramın çok da sakin geçmeyeceği “perşembenin gelişi gibi” ortada…
Sert tedbirler, yanlışların ikrarı
Son birkaç gündür avukat olarak yaşadıklarımız bile bunu anlamaya fazlasıyla yetti.
Her bir olayı kendi içerisinde değerlendirmek gerektiğinden, bir hukukçu olarak yukarıda belirttiğim olayların esasına girmek istemiyorum.
Fakat ortada sergilenen usul, esas hakkında zaten fazlasıyla ipucu veriyor.
Mesela İmamoğlu soruşturması kapsamında müvekkillerimize hukuki yardımda bulunmak için gittiğimiz İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bize reva görülen muameleler yenilir yutulur cinsten değildi.
Kapatılan Vatan Caddesi’nden dolayı, bırakın Emniyet Müdürlüğü’ne girmeyi, kapsına dahi yaklaştırılmadık.
Emniyet Müdürlüğü’ne yaklaşık 400 metre uzaklıkta kurulan bariyerlerin önünde müvekkillerimizle görüşmek için saatlerce ayakta bekletildik.
İfade sıramız geldiğinde bile içeri girmemiz saatler aldı.
Olay belki Adliye’de düzelir diye beklerken; daha da vahim bir manzarayla karşılaştık.
Emniyette ifadeye katılmayan avukatlar Adliye binasına yaklaştırılmadı bile.
Ruhsatları Adalet Bakanlığınca verilen avukatlara, yine aynı bakanlık mensuplarınca adeta vebalı muamelesi layık görüldü!
Oysa adliye binaları avukatların iş yeridir; bir doktorun hastaneye girmesine mani olmak ile eşdeğerdir bu durum.
Ceza Muhakemesinin 149. Maddesi şüpheli veya sanık müdafinin sayısı bakımından herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır.
Yasa istisna olarak soruşturma esnasında ifade almada ve örgütlü suçlarda en çok üç avukat sınırı getirmiştir.
Ancak savcılıkça verilen talimat sonucunda, emniyette ifadeye katılmayan avukat haricinde hiçbir avukat Adliye binası içerisine alınmadı.
Üstelik Adliye binasına alınan bir avuç avukatın iki üç katı çevik kuvvet polisi vardı içeride.
Dikkatinizi çekmek istiyorum; bu polisler adliye binası dışında değil, savcılık ve mahkeme koridorları önünde avukatlara karşı barikat oluşturmuşlardı.
Bu kime karşı neyin tedbiri veya neyin korkusuydu anlayamadık!
Tutuklamaya sevk edilen şüphelilerin kimler olduğunu adalet binası içerisinde olan bizler de A Haber’den öğrendik.
Geçmişte Samanyolu TV’den öğrendiğimiz gibi.
Bir örgütü hain ve terörist ilan edip yöntemlerini benimsemek neyle izah edilebilir?
Bir gün önce saat 21.00’da girmiş olduğumuz Adliye binasından ancak ertesi gün saat 12:00 civarında çıkabildik.
Tüm bunların hem de Ramazan’ın 19-23 ncü günlerinde meydana geldiğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı?!
Aşırı tedbir zorbalık getirir
Kendi yaşadıkları süreci unutup aynı süreci başkalarına yaşatmanın bir sonuç vermeyeceğinin farkında olmamaları ciddi bir akıl tutulmasıdır.
17/25 Aralık soruşturmalarında izlediğimiz çelik kasa, balya balya para görüntüleri ile dinlediğimiz para sıfırlama tapeleri hala hafızalarımızda yerli yerinde duruyor.
Gerek soruşturma biçimi ve gerekse soruşturmayı yürütenlerin niteliği 17/25 Aralıktaki bu yolsuzluk iddialarını nasıl gözardı ettiyse, aynı metodlarla yürütülen bugünkü soruşturmalardaki iddialarla da kimse ilgilenmeyecektir.
Dolayısıyla iktidarın almış olduğu bu sert tedbirler, yaptığı yanlışın bilinçaltı yansımalarıdır.
Zira bir toplumda meydana gelebilecek siyasal bir infial ihtimali, yapılan eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu ile doğru orantılıdır.
Yaptığı bir işlemin hukuk sınırları içerisinde olduğundan emin olanlar asla yaptığından her hangi bir endişe duymazlar.
Çünkü böyle bir endişe, tedbir adı altında zorbalığı rasyonelleştirir.
Geldiğimiz noktada yaşadığımız olaylardan yükselen zehirli gazlar bırakın Ramazan’ı, ülkenin atmosferini bile delik deşik etti.
Bu durumda Ramazan’ın manevi atmosferine gölge düşüren kim; şahsen bilemedim (!)
Sonuç itibariyle Sayın Erdoğan’ın çağrısına kulak vermemek mümkün mü?
Hatta ben daha fazlasını söyleyeyim:
Su mübarek üç ayların ve özellikle de Ramazan’ın manevi atmosferine kim gölge düşürdüyse, düşürdüğü gölgenin hesabını “Cumhur”a milim milim vermeli!
Hepinize iyi bayramlar!