Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Semiha Berksoy: O resimlerde benim bütün hayatım var

Semiha Berksoy: O resimlerde benim bütün hayatım var

Semiha Berksoy’un “Tüm Renklerin Aynası” başlıklı sergisi 22 Ocak–6 Eylül 2026 tarihleri arasında İstanbul Modern’de. Sergi, sanatçının erken dönem desenlerinden opera temalı resimlerine, otoportrelerinden portrelerine uzanan 200’ü aşkın yapıtı bir araya getiriyor.

Semiha Berksoy’u uzun yıllar “deli kadın”, “çılgın kadın” diye sevdim. Ama o deliliğin arkasında yalnızca kişisel bir taşkınlık değil; toplumsal önyargılara meydan okuyan bir cesaret ve neredeyse bir yüzyıla yayılan istikrarlı bir öncülük var. Semiha Berksoy, 1910-2004 arasında yaşadı. Operacı, tiyatrocu ve ressamdı. Milli Reasürans Sanat Galerisi’nin uzun yıllar küratörlüğünü yapan Amelie Edgü, onu şöyle tarif ediyor: “Çok, çok, çok büyük ressam. Güçlü bir kadın.” Semiha Berksoy’un “Tüm Renklerin Aynası” başlıklı sergisi 22 Ocak–6 Eylül 2026 tarihleri arasında İstanbul Modern’de. Sergi, sanatçının erken dönem desenlerinden opera temalı resimlerine, otoportrelerinden portrelerine uzanan 200’ü aşkın yapıtı bir araya getiriyor. Berksoy, ressam kimliğinin yanı sıra tiyatro ve sinema oyuncusu, opera sanatçısı olarak da her alanda iz bırakmış bir yıldız. İstanbul’da doğdu. Annesi Fatma Saime ressam ve heykeltıraş, babası Ziya Cenap Berksoy şairdi.

Sahneyle ilişkisi, yalnızca bir “gençlik dönemi” parantezi değil; ömrünün tamamına yayılan bir ısrar ve tutku. Bir dönem New York Lincoln Center Festivali’nde misafir sanatçı olarak sahneye çıktığında, kısa süreli performansında Wagner’in Tristan ve Isolde operasından bir aryayı seslendirmesi, bu tutkunun en çarpıcı simgelerinden biri olarak anlatılır. Öte yandan, yıllar önce “İstanbul Sokaklarında” gibi erken dönem sinema örneklerinde beğenilen bir oyuncu olmayı da başarmıştı. Edgü, Berksoy’un “bir yüzyılda başlayıp başka bir yüzyıla sahnede giren” nadir sanatçılardan olduğunu söylerken, bunu sahne üzerinde gerçek bir hareketle de ilişkilendiriyor. New York’ta bir tiyatroda, onu sahnenin bir ucundan diğer ucuna kaydırarak taşıdıklarını anlatıyor: “New York’ta binlerce kişi onu görmek için geldi. Hem müzik dünyasında, hem tiyatroda, hem de ressam olarak çok önemli. Türkiye’de ve dünyada bir benzeri yok; biricik” diyor.

Sergi, dört büyük salonda düzenlenmiş. Salondan salona geçişte kurulan zengin sunum, izleyicideki hayranlığı adım adım büyütecek biçimde kurgulanmış. Berksoy’un hayatına dair en kapsamlı kayıtlardan biri ise Kutluğ Ataman’ın çektiği 8 saatlik video. Bu çalışma Venedik, İstanbul, Berlin ve São Paulo gibi bienallerde gösterilmişti. Filmi izleyerek Berksoy’u keşfeden yönetmen Robert Wilson’ın onu arayıp festivalde sahnelenecek oyununa davet ettiği, Berksoy’un da “Sanatın yaşı olmaz, sahneyi hiçbir zaman bırakmayacağım” diyerek bunu geri çevirmediği anlatılır. Tiyatro sonrasında verilen bir partide, yanına gelip tebrik eden isimler arasında uluslararası sinema ve tiyatro dünyasından tanınmış kişiler de vardı. Berksoy bir yandan “hâlâ genç bir kız gibiydi” dedirten bir enerji taşırken, bir yandan da “Artık resim yapamıyorum, yeni kuşağa ayak uyduramıyorum” diye yakınırdı. Resimleri sorulduğunda ise o cümleyi kurardı: “Onlarda benim bütün hayatım var.”

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın