“Hıristiyan milliyetçiler, ABD’nin bir Hıristiyan ülkesi olduğunu söylemeyi sever. Bu sadece tarihsel olarak yanlış veya teolojik olarak küfür değil, aynı zamanda doğru da değildir. Etrafımıza bir bakalım. Burası gerçekten bir Hıristiyan ülkesi olsaydı, öğrencilerin borçlarını affederdik. Burası gerçekten bir Hıristiyan ülkesi olsaydı, herkese ücretsiz sağlık hizmetini garanti ederdik. Burası gerçekten bir Hıristiyan ülkesi olsaydı, tüm eşcinsel komşularımızı severdik. Eğer bu gerçekten bir Hıristiyan ülkesi olsaydı, bu eyaletteki ve bu ülkedeki her çocuğun barınması, beslenmesi, giyinmesi, eğitilmesi ve sigortalanmasını sağlardık. Eğer bu gerçekten bir Hıristiyan ülkesi olsaydı, onu asla bir Hıristiyan ülkesi yapmazdık. Çünkü dostluk sofrasının Budist, Hindu, Yahudi, Müslüman, Sih ve ateist komşularımız da dahil olmak üzere herkese açık olduğunu biliyoruz. İsa istese bir Hıristiyan teokrasisi başlatabilirdi. Ama onun sevgisi buna asla vermezdi. Zira cennete en yakın şey, gücün tüm insanlar arasında gerçekten paylaşıldığı, insanlık tarihinde henüz var olmayan, çok ırklı, çok kültürlü bir demokrasidir.”

“Rumi, her dinin sevgiye sahip olduğunu, ancak sevginin dininin olmadığını söylemiştir. Tanrı, insan kategorilerinden çok daha büyüktür. Tanrı, Presbiteryen değildir. Tanrı, Hristiyan değildir. Tanrı, bir isim değildir. Tanrı, bir fiildir. Tanrı, bir varlık değildir. Tanrı “varlık”tır. Tanrı sevgidir. İşte bu yüzden İsa, komşular arasındaki sevgiye engel olan her şeye, din dahil, karşıdır. Bu yüzden her zaman dini kuralları çiğner. Bu yüzden her zaman dini otoritelerle sorun yaşar. Bu yüzden günahkarların İsa Mesih’i göreceklerini söyler. İsa, dünyaya bir Hıristiyan ulusu kurmak için gelmedi.”

Bu sözlerin de bir Pazar günü yankılandığı St. Andrew’s Presbiteryen Kilisesi sadece Teksas’ın değil; büyük ihtimalle ABD’nin de en ilginç vaazlarına ev sahipliği yapan mabetlerinden biri. Trump’ın polislerinden kaçan göçmenlerin sığınabildiği, Müslümanların gelip ibadet edebildiği, eşcinsellerin dini törenle evlenebildiği bu kilise Trumpçıların yoğun olduğu Teksas eyaletinde aktif bir muhalefet cephesi. Kilise Trump’ın eşcinsellere yönelik hak kısıtlayıcı hamlelerine karşı gökkuşağı bayrakları asıyor, her türlü hamlesini kurumsal olarak eleştiriyor, özellikle göçmen hakları konusunda sayısız kampanyaya imza atıyor.

Kilise cemaatinin lideri ise Rahip Jim Rigby. Rigby özellikle göçmen hakları konusunda protestolara ve meclis işgallerine katılan, sık sık gözaltına alınan aktif bir din adamı. Amerika’da eşcinsel evlilik resmileşmeden önce kilisede eşcinsel çiftleri dini nikahla evlendirmesiyle gündeme gelen Rigby, sadece yıllardır Teksas’ın Demokrat eğilimli metropol kenti Austin’de cemaatini adım adım büyütmekle kalmamış, aynı zamanda birçok gence de el vererek yeni vaizler yetiştirmiş. Başka kiliselerin kapısından bile girmeye korkan veya daha sert bir dini yorum karşısında dinden soğuyabilecek genç kadınlar, eşcinseller dini eğitimden geçerek vaiz olmuş; Rigby ile birlikte kilise yönetiminde yer almışlar.

ABD ve dünyadaki belki de birçok kiliseyi şaşırtabilecek bu kilisenin vaizlerden en yetenekli ve popüleri ise 36 yaşındaki James Talarico. Küçük yaştan beri annesiyle birlikte kilise cemaatinin aktif bir üyesi olan Talarico, bu sene vaizlik eğitimini tamamladı ve Pazar günleri siyaset ve insan hakları temalı vaazlar vermeye başladı. Fakat Talarico’nun vaazları kilisedeki diğer ilginç din insanlarının vaazlarından çok daha ilginç.
Zira Pazar günleri dini vaazlar veren James Talarico, haftanın geri kalan günlerinde yüksek profilli bir Demokrat Partili siyasetçi ve 2026 ara seçimlerinin kaderini belirleyecek, belki de Trump’ın azledilmesini sağlayacak olan bir senatör aday adayı. Popüler tabirle “dini siyasete alet eden” ve bunu da çok özgün bir şekilde yapan zeki bir hatip.
Teksas’ın mavisi, Demokrat’ın dindarı

Bekar bir anne tarafından yetiştirilen James Talarico, lisans eğitimini Texas’ta, yüksek lisansını ise eğitim bilimleri üzerine Harvard Üniversitesi’nde yapmış, mezun olduktan sonra memleketine dönüp bir ortaokulda İngilizce edebiyat öğretmenliğine başlamış bir idealist. Genç “çalıkuşu” özellikle göçmen kökenli öğrencilere destek olmuş, akran zorbalığına karşı birçok çocuğu korumuş, çalıştığı öğrencilerde iz bırakmış. İki senelik öğretmenlik kariyerinin ardından yoksul mahallelerdeki okullara teknolojik araçların verilmesi için faaliyet gösteren bir STK’nın başına geçen Talarico, bütün bu kariyeri boyunca annesiyle gitmeye başladığı kilise cemaati içerisinde aktif rol oynamış, dini eğitimlerini mesai saatleri dışında ihmal etmemiş.
Talarico’nun din anlayışının temelini oluşturan “komşunu sev” mottosu ise siyaset için kolları sıvamasına sebep olmuş, Trump’ın başkan seçilmesinin ardından siyasete atılmış ve 2018 ara seçimlerinde Teksas Eyalet Meclisi’ne seçilmiş.

Talarico’nun eyalet meclisinde bir yıldız gibi parlaması ise dindarlığını sol fikirleriyle harmanlaması oldu. Zohran’ın New York seçimlerinde yaptığına benzer bir şekilde dindarlık anlayışıyla sosyal devlet ve kimlik konularındaki ilerici pozisyonuyla birleştiren bir söylem kullandı ve özellikle muhafazakar Cumhuriyetçilerin hakim olduğu Teksas’taki dini içerikli yasalara dindar bir bakış açısıyla karşı çıktı. En büyük çıkışı, Teksas meclisinin 10 Emir’i kamu destekli okullardaki sınıflara asılmasını zorunlu kılan yasa tasarısına gösterdiği muhalif duruşla sergiledi. Özellikle Hz. İsa’nın Hıristiyan olmayan öğrencileri düşününce böyle bir şeyi istemeyeceği, bunun her türlü objeyi putlaştırmaya karşı çıkan gerçek Hıristiyanlığa ve anayasaya aykırı olduğunu söyleyen duygusal konuşması sosyal medyada dikkat çekti ve Talarico birden kendisini ulusal arenada buldu. ABD’nin en ünlü podcast yayıncısı Joe Rogan’a konuk olan, dindarlıkla fikirlerini harmanladığı her konuşması sosyal medyada paylaşılan Talarico böylece çok ciddi bir “fenomene” dönüştü.
10 Emir’in sınıflara asılmasının zorunlu kılınmasını eleştirdiği konuşması gerçekten de dünyadaki inanç üzerine yürütülen birçok toplumsal tartışmanın özeti gibiydi: “Eğer bir din meşruiyetini göstermek için insanları bir poster asmaya zorluyorsa bu din çoktan ölmüş bir dindir. Ve ben ne böyle bir ölü dinin parçasıyım ne de bir parçası olmak isterim.”

Herkes 2026 ara seçimlerinde vali adayı olmasını beklerken bu yoğun ilgi karşısında kritik bir karar alarak senatör adayı oldu.
Teksas en son 1988 yılında Demokrat Partili bir senatör seçen muhafazakar bir eyalet. Her seçimde özellikle Hispanik ve siyahların sayısının giderek artmasından dolayı Demokratların umut bağladığı bu kalabalık eyalette, Trump 2024 seçimlerini 14 puan farkla aldı, özellikle Hispanik seçmen nezdinde oyunu arttırdı.
Talarico seçim kampanyası boyunca Trump seçmenlerine seslenen dindar bir söylem ile göçmen, kadın ve eşcinsel haklarını anlattı, birçok Demokrat Partili Trump’ın hedef göstermesi karşısında özellikle trans bireyler gibi kırılgan grupları geride bırakırken Talarico inadına sahip çıktı ve bunu yaparken kendi dini yorumlarını kullanarak ilginç bir retorik oluşturdu.
Anketlerde yükselen Talarico’nun en dişli rakibi ise Demokrat Parti adaylık önseçimlerinde bir ay kala senatör adaylığını açıklayan “performatif” muhalif Demokrat Partili Jasmine Crockett oldu.
Manşetlerin adayı, kazanacak adaya karşı

2020’den beri federal Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Crockett, Talarico neyse onun tam tersi. Trump seçmenine ulaşmak yerine onlarla kavga eden, sosyal medyaya büyük manşetlere verme peşinde olan “performatif” bir muhalif. Trump’a oy veren Hispanik seçmenlere “köle” diyen, Trump seçmenine hasta lakabını takan öfkeli bir hatip. Özellikle Kongre’deki Cumhuriyetçilerle girdiği sözlü kavgalarda karşı tarafı fiziksel özellikleriyle eleştirmeyi tercih ediyor, Trump’a en çok hakareti en hızlı sürede etmek konusunda televizyonda rekor üstüne rekor kırıyor.
Teksas Hispaniklerin %40, beyazların %40 ve siyahların %11 olduğu bir eyalet. Jasmine Crockett de özellikle siyah toplumunda aktif biri olarak siyah seçmenin oyunu alarak önseçimleri kazanmayı, ardından genel seçimlerde yeterince sandığa gitmediğini düşündüğü beyaz olmayan seçmenin oyunu alarak ön plana çıkmak istiyor.
Fakat Trump seçmenini aşağılayan bir dil kullanarak Trump seçmeninin çoğunluk olduğu bir eyalette seçimleri nasıl kazanacağı meçhul. Büyük ihtimalle herkesin ara seçimlere kitlendiği ve Teksas’taki seçimlerinde önemli olduğu bir dönemde senatör adayı olup yüksek miktarda bağış almak ve sonraki kampanyalarında kullanmak, en önemlisi daha fazla medya görünürlüğü elde etmek istiyor. Talarico’nun derdi ise seçimleri kazanmak. Crockett ise konumundan memnun müzmin bir muhalif.
Bu nedenle Talarico’nun CBS’te Stephen Colbert’e konuk olacağı programı ABD’nin RTÜK’ünün baskısıyla iptal edildi, bu iptale rağmen programın Youtube kaydı 7 milyon kişi tarafından izlendi, Talarico bu iptalin ardından bağış rekorları kırdı.
Birçok Cumhuriyetçi genel seçimlerde şanslarının artması için Talarico yerine performatif ve saldırgan Crockett’in önseçimleri kazanmasını istiyor. Zira kendi önseçimlerinde görevdeki mevcut senatöre nazaran çok daha radikal bir sağcı olan eyalet savcısının kazanması muhtemel. Böyle bir durumda anketlere göre merkeze yakın birçok muhafazakar Talarico’ya yöneliyor veya sandığa gitmiyor. Cumhuriyetçiler özellikle Crockett gibi Cumhuriyetçi seçmenle kavga eden birinin aday olması durumunda radikal bir sağcı aday ile bile seçimleri kazanabileceklerini düşünüyor. Talarico’nun zaferinden korkuyorlar.
Bu nedenle özellikle sosyal medyada popüler bir isim olan Crockett’in Cardi B gibi isimlerin desteğini alarak yaptığı yüksek profilli seçim kampanyası aslında Demokrat Parti’ye içeriden kurulmuş bir tuzak.
Demokrat Parti’nin Trump’ı yenmek için James Talarico ve benzerlerine çok ihtiyacı var.
Sanırım Talarico’lara ihtiyacı olanlar da sadece Trump’ı yenmek isteyen Demokrat Partililer değil.
Talarico’nun derdi ne?
Talarico, tipik bir siyasetçi değil. Crockett İsrail’e yönelik desteğine devam ederken Talarico, İsrail lobisinden bağış almayı reddediyor, Gazze’deki katliamı eleştiriyor, Gazzeli çocukların çığlıklarının Tanrı’nın insanlığa çığlığı olduğunu söylüyor. Kimseyi ötekileştirmemekle beraber hedef aldığı tek grup “milyonerler”. Milyonerlere karşı sert söylemleri var. Zohran Mamdani’nin platformuna oldukça benzer vaatleri var. Herkes için ücretsiz sağlık hizmeti, ücretsiz eğitim gibi sosyal demokrat projeleri savunuyor, gündelik hayat sorunlarına değiniyor, bir yandan da eşcinsel, kadın ve göçmen hakları konusunda asla taviz vermiyor.
Fakat James Talarico’yu müstesna kılan şey tıpkı Zohran’da olduğu gibi dindarlığı ve dindarlığını siyasi arenada saklamaması, ideolojisi ile birleştirmesi. Cumhuriyetçilerin Hıristiyanlık ve din üzerinde bir tekel kurmaya, Demokratların da dindar seçmeni kaybetmeye başladığı bir düzlemde Talarico din ve dindar seçmenlerle kavga etmek, onlarla dalga geçmek yerine yeni bir tartışma alanı yaratıyor. Cumhuriyetçilerin tanımladığı din algısı üzerinden bir tartışmaya girmek, tutucu ve dışlayıcı bir dini inancın temel alındığı bir masaya oturmak yerine masayı dağıtıyor; kapsayıcı, kimsenin dışlanmadığı, nefret değil sevginin odak olduğu bir yeni bir dindarlık hikayesini yazıyor. Böylece Cumhuriyetçilerin kültür savaşında hikayeyi oluşturan nadir Demokratlardan birine dönüşüyor.
Diğer Demokratlar özellikle trans hakları, göçmenlik gibi konularda Cumhuriyetçilere cevap vermekle uğraşırken Talarico yepyeni bir kurgu yaratıp karşı tarafa yanıt vermek yerine bu konularda taviz vermeyen, özgüvensiz olmayan yeni bir “dindarlık” tanımı yapıyor. Elbette bununla tatmin olmayanlar, Talarico’yu dinden çıkmakla suçlayanlar da var. Fakat Talarico’nun ciddi duruşu, konuşmalarını dini metinlerle temellendirmesi, yorumlarını hikayeleştirmesi “radikal solcu bir cemaat” algısının yapışmasını zorlaştırıyor, belki de bu dini yorumun giderek ana akımlaşmasını sağlıyor.
Büyük ihtimalle Crockett 3 Mart günü yapılacak önseçimleri isim bilinirliği, siyah seçmenin kimlik üzerinden mobilize olması ve büyük finansal destek ile kazanacak; fakat James Talarico önseçimleri kaybetse bile çok büyük bir zafer elde etti bile.
ABD’ye ve belki de Amerikan siyasetini takip edenlere yeni bir dindarlık hikayesi sundu. İster istemez hayatının merkezine dini koyan ve bu dini duygularla hareket eden seçmenle kavga etmek yerine, yeni bir din ve dindarlık hikayesi yazmanın da çözüm olabileceğini, kültür savaşlarında din gibi önemli bir cepheyi dışlayıcı siyasetin tekeline bırakmamak gerektiğini gösterdi; cevap vermek, manşetlere çıkmak, laf ebeliği yapmak yerine masayı yıkıp inadına yeni bir söylem oluşturmanın önemini vurguladı.
Crockett gibi performatif siyasetçiler istedikleri kadar “Olacak O Kadar” jenerik müziği eşliğinde “güldürürken düşündüren”, sosyal medyada beğeni yağmuruna tutulan, her seçimde “bu sefer kazandık gazını” alan hızlı tekerlemeli laf oyunları kurup karşı tarafa laf soksun, rakip partinin seçmenini aşağılasın; seçim kazanmanın ve siyaset yapmanın tek yolu seçmeni dinlemek, anlamak ve fikrini değiştirmek için yeni bir hikaye, yeni bir oyun kurgulamak. Talarico’nun yaptığı da tam olarak bu.
Bu yeni hikayenin adı da bu yazıyı okuyan birçok insana pek de yabancı gelmeyecek, belki de Talarico ile kendilerini özdeştirecek olan eski ama yeni popüler olmuş bir fenomen: Demokrat Dindarlık.
Talarico’nun önseçimleri kazanıp kazanmayacağı meçhul.
Fakat bu demokrat dindarlık hikayesinin Crockett’in laf oyunlarından daha ilgi çekici olduğu kesin.
Zohran ve Talarico’ların devamı gelecek.
Bu hikaye daha yeni başladı.
Hayırlı olsun. İlgilisine öneri: James Talarico’nun 2023 yılında verdiği önemli bir kilise vaazı. Tamamen Hıristiyan Milliyetçiliğine yönelik bir antitez. Tam bir demokrat dindarlık manifestosu. https://www.youtube.com/watch?v=Blph_2RSBno&t=110s
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.