Ana SayfaGÜNÜN YAZILARISurvivor entelektüel!

Survivor entelektüel!

Hem Naziler hem Sovyetlerin nüfus mühendisliğinin mağduru olmuş bir milletin mensubu olarak 1947’de Avusturya’da bir Nazi mülteci kampında doğmuş Ortaylı’nın ırkçı bir nüfus mühendisliğine hevesi neyle açıklanabilir?

Türkiye gibi devirlerin, devranların birbirini izlediği, dün helal olanın yarın haram ilan edilebildiği, dün konuşulanın bugün yasak olduğu bir ülkede konuşmak ve yazmak hiç kolay değildir.

Her an gençlerin tabiriyle ‘dark side’a düşebilir, kırmızı listelere girebilir, lanetlenebilirsiniz.

Bu Survivor adasında her devir ayakta kalmayı başarmış, en başarılı isimlerden biri muhakkak İlber Ortaylı.

Devirler değişiyor ama kimse konseyde kağıda onun adını yazıp adadan göndermiyor.

Ortaylı tabii ki büyük bir tarihçi.

Her ne kadar 1983’de yazdığı İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’ndan sonra akademik eserler vermeyi bırakmış olsa da, sadece becerikli editörlerin konuşmalarından kotardığı popüler kitaplar dışında kitap ya da makale yazma zahmetine girmese de, tarihi aile içinde birini çekiştiriyormuş rahatlığında anlattığı tv programları, bir guru tarafından aşağılanmanın ve cahilliğinin yüzüne vurulmasının verdiği mazoşist zevkle dinlenen konuşmaları, beş dilden aşağısına konuşma hakkı vermeyen özgüven kırıcı çıkışları, her an bir köşede karşınıza çıkabilecek konferansları ve tabii aldığı genelde güçlülere dokunmayan, zayıfları hırpalayan risksiz siyasi pozisyonlarıyla 40 yıldır popülaritesini korumak da büyük bir başarı.

Belki de her devir ayakta kalabilme yeteneğini bir mülteci kampında doğmasına borçludur.

Ortaylı, 21 Mayıs 1947’de Avusturya’nın en batısındaki Bregenz şehrinde doğdu.

Ailesi diplomat olduğu ya da burada çalıştığı için değil.

Hikayesini bu köşede daha önce yazmıştım.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Almanlar ve Sovyetler arasında el değiştiren Kırım, 1921’de katıldığı Sovyetlerde önce Lenin, ardından Stalin dönemlerinde baskı, sürgün dolu 20 yıl geçirdi.

Haziran 1941’de Alman Wehrmacht birlikleri Sovyet topraklarına girdi ve Ekim ayında da Kırım’ı işgal ettiler.

1941-44 arasında Kırım’ı yöneten Nazilerin Kırım için de Ortaylı’nın ‘Doğu’ için yaptığı gibi ırksal dönüşüm ve demografik planları vardı.

Adını “Yeni Rusya” diye değiştirdikleri Kırım’ı “Karadeniz’in Cebelitarık’ı”na çevirmek istiyorlardı, bunun için Kırım’ı bir otoyolla Almanya’ya bağlayıp, buraya Almanları getirerek iskan edeceklerdi.

Peki Kırımlılar?

Kızılordu’da görev yaptığı için ya da Bolşevikli suçlamasıyla binlerce Kırımlı öldürülmüştü.

1942 ile 1944 yılları arasında, binlerce Kırım Tatarı da “Ostarbeiter” denen “Doğulu İşçiler” olarak savaş döneminde Avrupa’ya götürülerek işçi olarak çalıştırıldı.

Bunlardan bir kısmı Avusturya’ya gönderildi. Viyana’da ceset topladılar, yol inşaatlarında hastanelerde, madenlerde ve tarımda çalıştırıldılar.

Özellikle Avusturya Cumhuriyeti’nin en batıdaki eyaleti Vorarlberg’e gönderilen Kırımlı Tatar işçiler hidroelektrik şantiyelerinde, tekstil sanayinde ve tarımda çalıştı.

Bir de Bolşeviklere karşı Nazileri destekleyen Kırımlılar vardı.

Nazi işgali Bolşeviklerle yıldızı barışmayan milliyetçi Ukraynalılar, Slovenler, Ermeniler, Baltık halkları, Kafkas halkları, Türki milletler ve tabii Kırım Tatarları için ise bir fırsattı.

1941-44 arasında Kırım’ı yöneten Naziler, kendileriyle birlikte hareket eden Sovyet karşıtı Tatarlara cami açma, gazete çıkarma gibi haklar vermişti. Mirzalardan kendilerine işbirlikçi bir yönetici sınıfı kurdular.

Naziler Sovyetlerdeki anti-komünist halklardan 1 milyona yakın kişilik Doğu Lejyonları oluşturup Kızılordu’ya karşı savaştırdı.

Tatarlardan da önce Mavi Alay, Selbstschutz denen Nefsi Müdafaa Taburları, avcı birlikleri oluşturdular.

1943’den sonra Kudüs Müftüsü El-Hüseyni’nin Berlin’de Himmler ile görüşmesinden sonra Müslümanlardan oluşan ayrı bir tümen kurulmasına karar verildi. Doğu Müslüman SS Tümeni’nde Azerbaycanlı, Kazak, Çerkeslerle birlikte 20 bin Kırım Tatarı vardı.

Daha sonra bu tümenin adı Himmler’in talimatıyla “Doğu Türk Silahlı Birlikleri (Osttürkischer Waffen‑Verband der SS)” olarak değiştirildi.

1944’de Kızılordu güçleri Kırım’a doğru yaklaşmaya başlayınca, Nazi birlikleri çekilmeye başladı, onlarla birlikte Doğu Lejyonları’ndaki diğer eski Sovyet kökenli askerlerle birlikte on binden fazla Kırımlı Tatar asker de aileleriyle birlikte Bolşeviklerin eline düşmemek için Nazi ordularıyla Avrupa doğru göç etti.

Vatansız kalan Tatarlar, Nazilerin elindeki Almanya, Avusturya, İsviçre’deki mülteci kamplarına yerleştirildiler.

Berlin’deki Nazi yanlısı Türk Tatar Komitesi, muhacirlerin Alman kamplarına yerleşmesini organize etti.

10 Nisan 1944’te Kızılordu birlikleri Kırım’a girdi.

Ve 18 Mayıs 1944’de 250 bin Kırımlı, Sovyet rejimi tarafından Nazi işbirlikçisi olarak zorunlu göçle trenlere doldurulup Orta Asya ve Sibirya’ya doğru tehcir edildi.

Savaş sırasında Naziler tarafından Doğulu İşçi (Ostarbeiter) olarak Kırım’dan götürülen, savaş esnasında Nazilerle birlikte Kırım’ı terk eden Kırım Tatarlar, Kızılordu ve müttefikler ilerledikçe Batı’ya ve Almanya’ya doğru farklı kamplara yerleştirildiler.

Önce Graz’a, sonra İnnsbuck’a, ardından eski bir Nazi gençlik kampı olan Landeck’e, en son da Avusturya’nın en batıdaki eyaleti Vorarlberg’in başkenti Bregenz şehrinee bağlı Alberschwende’deki Nazi mülteci kampına yerleştirdiler.

yildirayogur.jpg

Kamplara yerleştirilenler arasında Nazilerle birlikte Kırım’ı terk eden, Kırım’ın önde gelen soylu “mirza” ailelerinden Karaşay (Karaşayskiy) ailesi de vardı.

1931’de Sovyetlerin baskılarından kaçarak Stalingrad’da saklanan aile, 1943’de Nazilerin işgaliyle Kırım’a geri dönmüş ve Kırım’da Nazi yönetimiyle işbirliği içinde yöneticilik yapmıştı.

Kampta yaşayan ailenin kızı Şefika Hanım, Stalingrad’da iyi bir eğitim görmüştü. Rusçası mükemmeldi.( Nitekim Türkiye’de DTCF’de Rusça hocalığı yaptı.)

Yine kampa yerleştirilen Kemal Bey ise Kırım’ın Kefe şehrine bağlı Ortay bölgesindendi. O yüzden Kemal Ortaylı olarak biliniyordu.

Kampta olmasının sebebi ise Osttürkischen Waffenverband der SS yani Doğu Türk Silahlı Birlikleri SS’inde görev yapan bir üst teğmen olmasıydı.

Nazi ordusuyla birlikte Kırım’dan çekilen Tatar SS birlikleri içindeydi.

Bregenz şehrine bağlı Alberschwende’deki kampta Kemal bey ve Şefika Hanım tanışıp evlendiler.

Sonra Naziler yenildi, kampın kontrolü Müttefiklere geçti. Müttefikler kampı “vatansız kişiler” (DP) kampına çevirdiler.

Şefika Hanım ve Kemal Bey’in 21 Mayıs 1947’de Bregenz’deki mülteciler kampında bir oğulları oldu.

Bir yıl sonra kampta yaşayan Tatarlara Kırım’a dönme hakkı verildi. Ama Şefika Hanım ve Kemal Bey, Kırım’a dönmek istemediler:

Türkiye’ye geldiler.

Ve Ortaylı soyadını aldılar.

Bregenz’de mülteci kampında doğan oğulları da Türkiye’nin en tanınan tarihçilerinden biri oldu; İlber Ortaylı.

Ama bir mülteci kampında doğmuş bir tarihçi, maalesef bizzat kendi aile tarihinden bile bir empati hissi geliştiremedi.

Yıllar önce sınavlarda ‘Doğu’daki öğrencilerin başarılarını kopya çekilmesiyle açıklamıştı.

Sonra ortaya çıktı ki, sınavlarda hileyi Kürtler değil, o yıllarda çok güçlüyken yanlarında durduğu, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Barış Köprüleri kitabının yazarları arasında yer aldığı cemaatin mensupları yapmıştı.

Ama çok daha azından pek çok akademisyenin adı KHK listelerine yazılmışken, daha azı için Mete Tunçay gibi büyük bir tarihçi dışlanmışken, Ortaylı’nın üzerine yapışmadı, bu kez Erdoğan’ın davetlerinde, ödül törenlerinde görülmeye başlandı.

Dünyanın en trajik mültecilik tarihine sahip bir milletin mensubu, savaş yüzünden ülkesinden kaçmış bir ailenin, bizzat mülteci kampında doğmuş bir oğluyken bir ara dilsiz, zayıf Suriyeli mültecilerle uğraştı. Ailesi iki kez ülkesini savunmayıp savaştan kaçmışken, Suriyelileri savaştan kaçmakla, ülkelerini savunmamakla suçladı.

En son kuraklıkla mücadele için “bizim” milletlerden Uygurları, Kırgızları alıp, ‘Doğu’daki ‘terkedilmiş köylere’ yerleştirmeyi teklif etti. Herkesin unuttuğu 1930’lardaki İskan Kanunlarını hatırlattı.

Hem Naziler hem Sovyetlerin nüfus mühendisliğinin mağduru olmuş bir milletin mensubunun, ırkçı bir nüfus mühendisliğine hevesi neyle açıklanabilir?

Herhalde bir Nazi kampında doğmasıyla ya da babasının bir SS üsteğmeni olmasıyla değil.

Galiba mültecilikten kaynaklı korkularla, geldiği son yere sıkı sıkı tutunma hissiyle.

Bu aile hikayesi, en güçlünün hayatta kalacağı ve zayıfın öleceğini söyleyen bir sosyal Darvinist hissi, insanın hiçbir dilden anlamayan, en cahil hayatta kalma genini tahrik etmiş olmalı.

Ayakta kalma hissi de her an tetikte olmayı gerektiren bir yaşam stratejisine dönüşüyor.

Her zaman gücü takip ve hesap etmeli, asla “dark side”a düşmemelisiniz.

Ortaylı’nın geçen hafta bir gün arayla katıldığı iki konferansın haberini okuyalım.

Önce İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin davetiyle İzmir’de konuştu. Tabii ki iktidarı da eleştirdi:

“Hiçbir zaman hiçbir grup ‘iktidardayım’ diye muhalefete karşı bu tavrı takınamaz. Bazı olayları bahane ederek sabahtan akşama karşı tarafın sinirleriyle oynaması doğru bir şey değildir. Bunu yaptığınız an orada saygısızlık başlıyor. Onun arkasından facia geliyor” diye konuştu”

Ertesi gün Teknofest’te “Akdeniz ve Osmanlı Denizciliği” başlıklı bir konferans verdi. Burada da iktidarın savunma politikalarını övdü.

Ama asla ikisini birbirine karıştırmıyor.

İzmir’de iktidarı övmüyor, Teknofest’te iktidarı eleştirmiyor.

Açık ki başta devlet olmak üzere güçlüleri, zenginleri, elitleri seviyor, zayıflardan, cahillerden ise hiç hoşlanmıyor.

Galiba başarının sırrı da cahil olmamakta ya da mutlaka Farsça ve Rusça bilmekte değil, burada…

O sadece büyük bir tarihçi değil, aynı zamanda yenilmez bir survivor…

- Advertisment -