Ana SayfaGÜNÜN YAZILARITarih bilinci hayat kurtarır!

Tarih bilinci hayat kurtarır!

Tarih bilincine sahip ve bunu hayatına da tatbik eden kişi kesin konuşmaz, yürüttüğü fikri meşkuk (şek ve şüphe içinde) ve mütereddit biçimde ifade eder, ön yargılardan, peşin hükümlerden uzak durmaya çalışır, yanıltıcı iç ve dış baskılardan kurtulmaya gayret eder. Komplo teorilerini bir tarafa atar. Ama en önemlisi tarihin asla ve kat’a tekerrür etmeyeceğini bilir!

Birçok vesileyle söyledim ve yazdım: Tarih bilinci, millet, soy, sop, ülke, ced, ata edebiyatı yapmakla değil, tarih biliminin ne menem bir şey olduğuyla ilgilidir. Kişide bu bilinç yüksekse, tarihçinin geçmiş zamanı nasıl tarih ürününe dönüştürdüğünü bilecektir. Tarih bilinci düşükse, ister üreticisi olsun ister tüketicisi, eldeki tarih ürününün hakikati tam manasıyla yansıttığını zanneder.

Tarih bilinci değil ama tarih hamaseti iktidarların işine yarar. Çün ki tarih bilinci aslında iktidar açısından tehlikelidir. Zira tarih bilincinin artmasıyla tarihin mahiyeti anlaşılır ve eldeki tarih ürünlerinin yanlışlanabilir oldukları öğrenilir. Bu da tarihi, iktidar için güvenilmez bir araç haline getirir. Bu, aslında tarihçiler için istenen bir durumdur. Zira tarihin yanlışlanabilirliği anlaşıldıkça araçsallaştırılmaktan daha çok kurtulabilir, özerkliğine bir adım daha yaklaşabilir.

Buraya kadar anlattıklarımı ve makalenin başlığıyla kastımı bazı örneklerle somutlaştıralım.

Örnek 1:

Türkiye’nin tarihçi yetiştiren nadir hocalarından birinin öğrencisi, ‘Oğlum biliyor musun çok soylu ve asil bir aileden geliyoruz!’ diyen İzmitli babasına, ‘Baba tarihimizi biri yazmış mı ki böyle söylüyorsun? Yazdıysa kim bu? Nasıl yorumlamış?’ gibi sorular yönelttiğinde, baba-oğul birlikte e-Devlet kayıtlarına bakacaklar ve üç nesilden öncesinin sistemde varolmadığını görecekler. Kökleri sadece söylenceden ibaret duruma düşecek… Tarih okuyan oğul varsayalım iyi bir öğrenci olsun, timar ve şeriyye sicil kayıtlarına bakmayı akletsin. İnternette YÖK’ün sayfasına girip İYİP Başkanı Meral Akşener’in İzmit Şer’iye Sicili (1805-1814) isimli doktora tezine rast gelsin. Bir de ne görsün? Babasının övündüğü ataları meğerse zamanın İzmit kadılarının başlarına bela olmuş, çeşitli suçlara boğazlarına kadar batmış kimselermiş!..

Burada suç da olsa talihleri yaver gitti, daha eski kayıtlara ulaştılar. Böylelikle tarih mi yazılmış oldu? Tabii ki hayır. Aile tarihi vesikadan ibaret değildir. Çün ki tarih ürünü kendi içinde tutarlı bir varlık alanı inşa eder. Bu varlık alanıysa, zamanla başka tarihçilerce, hatta ilk tarihçi tarafından bile değiştirilebilir, hatta yanlışlanabilir.

Bu şekilde işlemeye başlayan tarih bilinciyle kişi, hem ailesi hem soyu hem ceddi hem nesli hem de milleti hakkında tarihçilerce ileri sürülenlerin mutlak olmadığını, hakikati hiçbir şekilde yansıtamayacağını öğrenir (hakikat ayrıdır gerçek ayrı!). Böylelikle kişi çok büyük bir aşamayı atlar: Asabiyetten (taassuptan, derin bağlılıktan) insanlığa yönelir. İnsanlar arasındaki tüm ayırt edicilerin, aslında en eski tarihçilerden bugünkilere kadar onların eseri kul yapısı olduğunu görür ve fark eder.

Tabii unutmuyoruz ki halklar ve diller arasındaki farkları Tanrı’nın yarattığına inananlar da mevcut. Ama onlar dahi halkların ve dillerin tarihlerini ancak yine tarihçilerin ürünlerinden okuyup öğrenebiliyorlar. Kur’an dahil tüm kitapların kayda geçiriliş ve sahihlik sağlamalarının yapılması dahi tarihçilik süreçleri sonucudur. Bununla ilgili okuma yapmak isteyenler “Kuran Tarihi” başlıklı kitaplara müracaat edebilirler.

Kısaca, tarihçilere güvenerek tuğla koyarız ve derin bağlılık geliştirdiğimiz birimleri (entité) inşa ederiz. Daha doğrusu tarihçiler inşa eder, bizler de onlara gönülden bağlanırız! Ama bağlandıklarımız unutmayalım ki kul yapısıdır! İyi bir BMW ile saatte iki yüz kırk basarsınız ama bir vida fırlar ve araç devrilebilir!

Örnek 2:

Tarih bilincinin arz ettiği tehlike sadece iktidarlar için değil kişilerin gündelik hayatları sözkonusu olduğunda da geçerli. Kişi tarih bilincine sahip olunca bu bilinç başka alanlarda da onu sorgulamaya, mantıklı konuşmaya ve hareket etmeye sevk ediyor.

  • ‘Akşam iş çıkışı nereye gittin, sevgilim?’
  • ‘Müşterilerle yemekli toplantı vardı.’
  • ‘Uydurma! Sen olsa olsa yine kumara gitmişsindir!’
  • ‘Neden benimle böyle konuşuyo’sun, gitmedim dedim ya!’
  • ‘O zaman neden görüntülü aradığımda telefonunu açmadın?’
  • ‘Pili bitmek üzereydi ben de kasanın yanına şarZa takmıştım. O yüzden duymadım!’
  • ‘Yalan söyleme!.. Sen telefonundan bir an bile ayrılmazsın. Gece yatarken bile benden çok ona yakın uyuyorsun. Artık ne gizliyo’san, Allah bilir!’
  • ‘Dedim ya şarZdaydı diye.’
  • ‘Neden o zaman, bu şimdi merak eder bi’ haber vereyim demedin veya gidip ara ara telefonuna bakmadın, mesaj atmadın? Umursamazsın, umursamaz.’
  • ‘Çünkü sevgilim, çok hararetli bir toplantıydı. Müşterilerle sıkı pazarlık yaptık. Lavaboya bile ancak kaç saat sonra girebildim. Giderken de mesajını gördüm ve hemen yazdım!’
  • ‘Kaç kere söyledim insan lavaboya değil tuvalete girer, şarZa değil şarja takar. Cahilin tekisin ve artık sana hiç güvenmiyorum. Bu kaçıncı yalan; artık yettin ama!’

Eşlerden biri düşüncesizse, diğeri de ‘olsa olsa’ (contingence) ile hareket eden ve delilsiz konuşan paranoyağın teki!..

Böyle hayat çekilmez.

Böyle birliktelik ya hiç yürümez yürüse de marazidir (toxic)!

Bu tür ilişkiler ister ebeveyn-çocuk arasında, ister devlet-birey arasında, isterse işveren-işçi arasında olsun! Yürümez… sağlıksız olur…

Tarih bilincine sahip ve bunu hayatına da tatbik eden kişi kesin konuşmaz, yürüttüğü fikri meşkuk (şek ve şüphe içinde) ve mütereddit biçimde ifade eder, ön yargılardan, peşin hükümlerden uzak durmaya çalışır, yanıltıcı iç ve dış baskılardan kurtulmaya gayret eder. Komplo teorilerini bir tarafa atar. Ama en önemlisi tarihin asla ve kat’a tekerrür etmeyeceğini bilir!

Yani?

Örnek 3:

Seni veya bir önceki ticari ortaklarını defalarca aldatan yeniden aldatacak demek değildir. Eski aldatmalar elbette ki dikkatli olmamızı icap ettirir! Dikkat etmemek safdilliktir. Korkuyorsan ortaklık kurmazsın, olur biter. Ama ortaklığı tesis ettikten sonra elinde kesin delil(ler) olmadan ortağını suçlayamazsın. Fikirlerinden ve sezgilerinden her zaman şüphe duymalısın. Sezgilerine yüzde yüz güvenemezsin. Güvenirsen en basitinden kalp kırarsın.

  • ‘Peki’ hocam o kişinin daha önce çok sayıda aldatma olayı yeniden aldatma ihtimalini de mi arttırmaz?’
  • ‘Hayır. İnsan davranışlarında matematik, istatistik işlemez! Tahtaya milyon kere yan yana paralel dik çizgi de çeksem onlara ilave edeceğim yeni işaretimin dik çizgi olma ihtimali %50’dir. Ya yeni bir dik çizgi çekerim ya da başka bir şey! Ama matematik ve istatistik, geçmişe bakarak dik çizgi çekme ihtimalimi çok yüksek görür. Çekmeme ihtimali için 0,000001’dir der. Bu hoca kendini tekrar ediyor der! Umarım yapay zekâ ileride bu kadar cahil davranmaz! Sosyologlar ve butik olmayan (yani kuram peşinde koşmayıp her kişiyi ve rahatsızlığı biricik kabul etmeyen) psikologlar daha da beterler. Çeşitli değişkenlerle diğer değişkenleri eşleştirip genellemelere varırlar. Sosyolog, örneğin Ankaralı, eğitim ve gelir seviyesi yüksek, sigara ve içki tüketen, rock dinleyen ve Audi kullananların eşlerini aldatma oranını şüphelerine delil olarak kullanır ve ‘Sen mi bunun dışında kalacaksın Allah aşkına?’ diye bir de eşini köşeye sıkıştırır. Psikolog ise ‘Sen şu şu alametleri (semptom) bariz şekilde gösteriyorsun! Bu durumda çok rahatlıkla aldattığını söyleyebilirim!’ der. Sosyologların veya psikologların elinden gelse bu işin yasasını bulduklarını da iddia edecekler: ‘Aman siz siz olun bunlarla sakın herhangi bir ortaklığa girmeyin! Onlar yalnız kendi türleri içinde yaşayıp dursunlar.’

Yankesici bir sülalede, dikkat buy’run ailede demiyorum, sülalede doğan ve yankesicilik yapmak üzere büyütülen, yetiştirilen, parmakları kırılıp yeniden kaynatılan bir genç, maliyeti çok ağır da olsa eski hayatını terk edebilir ve alışkanlıklarını değiştirebilir. ‘Armut dibine düşer!’, ‘Böyle gelmiş böyle gider!’ gibi sözler tarihçileri asla bağlamaz! Biz, insanın her zaman farklı olabileceğini, farklı davranabileceğini ve değişebileceğini kabul ederiz.

İşte bütün bunları tarih bilinci yüksek kişiler anlayabilir. Gereksiz şüphe hatta yetersiz delil ve ‘olsa olsa’larla akıl yürüterek hüküm vermeler tüm birlikteliklerin zehirlenmesine, dağılmasına er ya da geç yol açar. Bu birlik ‘ben’ (je/ego) ve ‘kendim’den (moi) oluşan birey için de geçerlidir. Benden adam olmaz diyen ve bunu çok sık tekrarlayan birey, büyük bir ye’s (ümitsizlik) ve karamsarlık bataklığına düşecektir. Sonuçta birliği bozulacak, battıkça ben’inden uzaklaşıp cünun olacaktır.

Tekrar ediyorum, ileri sürülen delillerin mutlaka herkesçe ulaşılabilir, sağlaması yapılabilir ve kavi olması lazımdır. Yani delilini bir başkasına gösterdiğinde, evet, ben de bu delilden senin anladığını anlıyorum demesi gerekir! Ama eski örneklere bakarak kıyas veya tek delil ile veyahut sezgilerle hükme varmak tehlikelidir! Her zaman başka ihtimalleri de göz önünde bulundurmak icap eder.

Çok mu mekanik oldu? Saatin tıkır tıkır işlemesi lazım! Sezgilerin gücü çok mu göz ardı edildi? Belki de!…

Bence öyle ya da böyle mühim olan, ilişkiye başlamak deği,l başlanılan ilişkiyi mutluluk ve huzur içinde yürütmektir. Mesela marifet bir yılda altmış arkadaş veya on sevgili edinmekte değil o yıldan kaç arkadaş tutabildiğinde, sevgilinle kaç yıl birlikte mutlu olabildiğinde saklıdır.

Yazımın başında tarih bilinci, tarihin ne menem bir şey olduğuyla ilgilidir; kişide tarih bilinci düşükse tarih ürününün hakikati yansıttığını zanneder demiştim. Şimdi anlatabildim mi neden aynı nehirde iki kez yıkanıl(a)mayacağını?

- Advertisment -