Tarih ne işe yarar?

Tarih (ürünleri) biz tarihçiler isteyelim ya da istemeyelim, öngörelim ya da görmeyelim, alet olalım ya da olmayalım BM, NATO, UNICEF gibi (devletlerarası, devletlerüstü) dev örgütler, imparatorluklar, ulusdevletler, siyasal erkler, partiler, hizipler, (ulusal, uluslararası, uluslarüstü) sivil toplum kuruluşları, tarikatlar, cemaatler, sektler, sülaleler, aileler tarafından (sui)istimal edilir. Bunun önüne geçmenin imkanı da yoktur!

Genellemeleri sevmem ama şahit olduğum kadarıyla umumiyetle insan evladı sorular karşısında bulduğu hazır ve/ya çabuk cevaplarla tatmin olma yolunu seçiyor!

Yazını (literatür) taradığımda da başlıktaki soruya verilen cevapların kimse kusura bakmasın ama derinlikten yoksun olduklarını görüyorum. Cevaplar çoğunlukla medeniyet, millet, ümmet, ideoloji, topluluk gibi büyük birimlerin (ünite) oluşmalarına ve mevcudiyetlerini korumalarına yarar şeklinde verilmiş.

*Fransızlığın inşası ve mevcudiyetinin muhafazası tarih ile mümkündür…

*Biz Çinliler öyle büyük ve eski bir medeniyete sahibiz ki bunu gelecek nesillere aktarırken tarih bilmek hayati önem arz eder.

*Biz Koreliler bu dünyada komünizmin yegane gerçek temsilcisi olarak tarihin bize yüklediği vazifeyi (misyon) ilelebet başarı ve sabırla yerine getireceğiz.

Bendenizse başlıktaki soruya cevap ararken biraz daha derine inmeyi denedi.

Cevaplarımı bel(li) ki mesleki tahribatın (déformation professionnelle) bir neticesi olarak göreceksiniz. Ama yine de denemekten vazgeçmeyeceğim.

Tarih (ürünleri) biz tarihçiler isteyelim ya da istemeyelim, öngörelim ya da görmeyelim, alet olalım ya da olmayalım BM, NATO, UNICEF gibi (devletlerarası, devletlerüstü) dev örgütler, imparatorluklar, ulusdevletler, siyasal erkler, partiler, hizipler, (ulusal, uluslararası, uluslarüstü) sivil toplum kuruluşları, tarikatlar, cemaatler, sektler, sülaleler, aileler tarafından (sui)istimal edilir. Bunun önüne geçmenin imkanı da yoktur! Tarih tüm kurum ve kuruluşlara meşruiyet kazandırmak için kullanılır ve gayet de işe yarar bir nesnedir (<ne ise ne).

Tarih bu bakımdan her zaman işe yaramıştır ve yarayacaktır.

Tarihin işe yaraması bahsinde ulaşılabilecek en dip noktanın onun insanı yaratması olduğunu düşünüyorum.

İnananlar için söyleyecek olursak elbette ki insanı Tanrı yaratmıştır ama orada bile Tanrı Âdem’i zaman içinde hâlk ederek ve ona isimleri öğreterek (dominus dedit) kısaca onu tarih ile insan haline getirmiştir. Bedenini yaratırken evet balçık kullanmış olabilir ama onu insan haline getirirken zamana tabi kılmayı ve kelimeleri talim etmeyi yani tarihi kullanmayı tercih etmiştir. Ona benliğini tarih ile vermiştir: “Ben Rabb, sen insan, bu elma, şu melek, o da yasaklı ağaç… Unutma! İblis senin düşmanındır!” Âdem’e böyle böyle gereken tüm manaları öğretmiştir. Ve biliyoruz ki manalar tarihseldir; yani ezeli değillerdir; zamanın bir anında doğmuşlardır ya da yaratılmışlardır. Tüm manalar ise tarih binasının tuğlalarıdırlar.

Açıklayayım.

Lakin dikkat çekmek isterim ki bu açıklamamda dilin henüz ol(uş)madığını farz ettiğim Tanrısız bir geçmiş tasavvurunda bulunuyorum. Bu yüzden olabildiğince az kavram kullanacağım. Bugün ismi olup da o gün olmayanları ise tırnak içine alacağım.

“İki” “insan” “tahayyül” edelim. “Bir”i “doğal” “yol”larla “ol”uşmuş “bir” “ateş” “gör”dü. “El”ini “değ”dirdi, “yan”dı. Diğer “insan”ı “tut”tu “ateş”in “yan”ına “getir”di. “Göster”di, “an”lattı.

Bununla bir anı oluştu. Anılar birikmeye (teraküm) başladı. Seslerle anılara konu olan nesnelere isimler takıldı: ateş manasında (cızz), diken manasında (ayy)… dendi.

Peki’ isterseniz daha da geriye gidelim.

Tek bir insan yavrusu olsun. Yapayalnız. İster yaratılmış, ister evrilmiş diye kabul edilsin. Bu yavru hayatta kalabilirse (ki muhal ender muhaldir) kimseyle iletişime geç(e)meyeceği için kelime de geliştir(e)meyecek veya çok az uydurmakla iktifa edecektir. Hayvanlarla iletişim içinse seslerini taklit etmesi yetecektir! Dolayısıyla da lisan (dil) oluş(a)mayacaktır.

Lisan yoksa anılar birikse bile bizimkilerden çok daha çabuk bulanıklaşacak, muğlaklaşacak ve unutulacaklardır. Çün ki anılarımızı kelimelerle, isimlerle hafızalarımıza çıpalarız (ka’n-nakş fi’l-hacer). Üzerinde biraz düşünün isterseniz…

Anı yoksa tarih de oluşamaz. Tarih yoksa o insan yavrusu da biyolojik olarak hayvanlardan farklı bir şekle sahip olsa da (factus est homo in animam viventem) benlik olarak insan olamayacaktır. Neyi neyin üstüne koyup da benliğini inşa edecektir? Hangi kelimeyi hangi kelime yanına getirip de cümle kuracaktır? Hangi duygusunu (feeling), heyecanını (emotion) [hayvanlardan farklı olarak] lisanla ifade edebilecektir? Acaba isim tak(a)madığından içinde beliren duygu ve heyecanlarını diğer duygu ve heyecanlarından nasıl ayırt edecek ve koruyabilecektir? Aşk ile şehveti nasıl karıştırmayacaktır?[1] Susuzluk (déshydratation) ile bunaltı hissini nasıl tefrik edecektir?..

İnsanın insan olması ancak tarih ile mümkündür. Ailemiz bize farkında olsalar da olmasalar da dil, tavır ve kültür öğretirken tarih dayatırlar. İşte bu dayatma eyleminin adı insan yaratmaktır. Doğan bebeğin yani doğanın insan haline sokulması ve konulmasıdır.

Tekrar ediyorum dayatılan tarihtir ve bu insanı yaratır.


[1] Amor est latens ignis, gratum vulnus, sapidum venenum, dulcis amaritudo, delectabilis morbus, iucundum supplicium, blanda mors.