Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor

Dünya değişti. Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor. Bir inkılabın içinde değilsek eğer, eşiğindeyiz. Yasa yasama yapamadığı için hasta ve yasta. Peki, yasanın yerini ne alacak?

Dünyada neler oluyor? Kimiları hala soruyor: Demokrasi elden mi gidiyor? Basın özgürlüğü, sivil toplum, demokrasi, Avrupa Birliği vs ne olacak? Çağdaş olmak için eğitim yahut hukukun üstünlüğü gibi şeyler lazım değil miydi? Silahlarla ne işimiz var? Nereye gidiyoruz, sonumuz ne olacak? Bunlar hep eskiye ait sorular.

Dünya değişti. Yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor. Bir inkılabın içinde değilsek eğer, eşiğindeyiz. Yasa yasama yapamadığı için hasta ve yasta. Peki, yasanın yerini ne alacak? Yasanın ardından yas tutanlar değişimi anlamakta zorlanıyor. Yasal olmayan mermileriyle başka bir düzen yaklaşıyor. Yasasız bir düzen. Yeniden vahşileşiyoruz. Faşizm, otoriterleşme, kural ihlalleri bunun birer detayı.

Batının elinde tek’leşen dünya, Batı’nın elinden ve bizzat Batının eliyle Batıdan azad oluyor: Dünya tek olmaktan çıkıyor. Merkezi olan bir küreselleşme yerini küresiz bir adem-i merkeziyetleşmeye bırakıyor. Ahidleşmeler ve selam (DarülSelam, Civil State, liberal toplumsal sözleşme, commonwealth, icma-ı düvvel) bozuldu. Onun yerini doğa hali ve yasa-öncesi veya yasa-sonrası yabanîlik hali (DarülHarb, State of Nature, vahşet, icmaın bozulması) alıyor. Taraflar selamı (sabahı) kesiyor. Sivil toplumun yerini askeri toplum alıyor.

Bir karikatüre dönüşen feminizm ve başka aşırılıklar kendilerini tüketti. Bugüne kadar aptalca tekmelenen ailenin ve aşiretin dönüşünü izleyeceğiz. Demokrasi naiflikleri, woke’çuluklar geride kalacak. Hıfz-ı hayat endişesi hayata kan pompalamaya başlayacak. Yasanın kötürüm sukuneti yerini teyakkuzun canlı dinamizmine terkedecek. Yasadan overdose olan insanlık tekrar doğanın vahşetinde kendini sağaltmaya başlayacak.

Yasa yırtılıyor. Yasanın yerini şahıs(lar) alıyor. Devlet bürokratik bir temsil makamı olmaktan yavaş yavaş şahsi bir hüküm makamı olmaya geçiyor. İnsanlar yasa perdesini yırtarak başlarını yasanın üstüne çıkarıyorlar. Herkes memnun olmasa da kitleler temiz hava buluyor. Burada eski otoriterler ile yeni demokrasiler birleşiyor. Çin Amerika’dan daha çağdaş çıkıyor. Türkiye’de “şahsım” ile dalga geçenler, çok geçmeden Trump’ın “like”lama ile devlet yönettiği gerçeğiyle tanıştıkça geride değil ileride olduklarını anlayacaklar. Türkiye gibi yeterince yasaya geçmeden bu hayata dönüş operasyonuna maruz kalan bir ülkenin bu dönüşümün neden olduğunu yeterince takdir etmesi zordur. Geride sayıp kaçtığı şeyin gelecekte karşısına çıkmasına şaşırması bu yüzden normal.

Yasayı yırtan bir diğer değişim ise sosyal medyanın evrimi ve Instagram’ın Twitter’in tahtını devirmesi oldu. Sadece bilenler veya yalandan uzmanlar değil artık (ağzı olan) herkes konuşuyor. Konuşma bile yazıdan soyundu, yazı-lı olmaktan çıktı. Sözün egemenliği yerini görüntünün (ve cazibenin) egemenliğine bıraktı. Sözün doğruluğu sözün popülaritesine yenilmekle ilk darbesini yedi. Sonra söze hacet bırakmayan görüntü-ses-duygu hitabın yeni kralı oldu. Kimse artık köşe yazısı okumuyor, video seyretmek istiyorlar. Haksız sayılmazlar. Çünkü fenomenolojik olarak çok daha kapsamlı ve tesirli bir hitap platformudur video. Bastırılan insan (köylüsüyle, magandasıyla, delisi ve manyağıyla) kamusal serpintiye dahil oldu. Sonuç: Şahsın geri dönüşü. Edeb, haya, bilgi, logos, doğruluk gibi perdelerin yırtılmasıyla milyonlar yasanın istibdadından kurtulup meydana canlı, kanlı (ve bazan çıplak) şahıs olarak döküldüler.

Şimdi çok söz var. Fikir, güvenilemeyecek kadar kalabalık ve yorucu. Mürşid ihtiyacı kaçınılmaz. “Gurusu olmayanın gurusu şeytandır” düsturu mucibince bu kaosta tutunacak birşey lazımdır. Descartes’ın var’lığını düşünme’sine bindirmesine ters bir nazire olarak insanlar düşüncelerini itimad ettikleri kişilerin varlığına delege etmeyi seçtiler. Influencer’lar (çağımızın şeyhleri) irşad vazifelerini fikirden çok “likeable” olma ile ifa ediyorlar. Marifete ihtiyaç duymayan bir Muhabbet çağındayız: Abone olmayı ve like etmeyi unutmayınız.

Bugünkü durumun bir bileşeni de uzmanlıkların ölümüdür. Post-truth inkılabı, ağırlaşan ve yabancılaşan merkezileşme eğilimine karşı yürütülen bir yerlilik isyanı idi. Post-truth denilen hadisenin sanıldığı gibi bir doğru karşıtlığı veya yalana taraftarlık ile hiç bir ilgisi yok. Post-truth yabancı ve uzak doğruya yerli ve yakın doğruyla itiraz etme durumuna verilen bir isim. Doğruda yaşanan bu adem-i merkezilik veya parçalanma da yasanın başka bir cepheden ölümü sayılır. Herkesin doğrusu kendine olunca ortada bir doğru kalmıyor, kesler yani kişiler kalıyor. Bir başka açıdan şahsın geri dönüşü.

En son Venezuela’da bir devlet başkanının başka bir devletin askerlerince kaçırılması garip yorumlara sebep olmuşa benziyor. Kimisi “uluslararası yasalara aykırı” derken hala eski yasayı var sanıyor. Diğerleri ise “ama o kötü bir diktatördü” derken Amerika’nın had bilmez davranışına çocukça bir güçlü tapıncıyla alkış tutuyor. Halbuki manzara çok daha radikal bir değişimin yansımalarından biri. Konunun diktatörlükle filan ilgisi yok. Konu Maduro da değil. Maduro dediğin en fazla bir mağduro, mağdurlardan biri o.

Uluslararası sitemin çöküşünü izliyoruz. Yavaş başlayan bu çözülüş son bir kaç yılda hızlandı. Ortadoğu merkezli dünyanın en büyük terör örgütünün canlı yayında soykırım işlemesi sadece bir yasa ihlali değildi. Dünya çözülürken, terör örgütü de Batının (liberty) gemisinin batırılabilir hale gelişini hem tarihlemek hem de gerektiğinde yolcu değil batıran aktör olarak emlakına konmak için zımni bir devir-teslim töreni yapmış sayılmalı. Bugüne kadar Batı medeniyetini bir taşıyıcı olarak kullanan terör örgütü de Batı merkezli dünya hakimiyetinin tasfiye edilme vaktinin geldiğini görüyor. O da kendi tedbirlerini alıyor. İçerden ele geçirip köleleştirdiği veya doğrudan saldırarak paralize ettiği devletleri tek tek kendi egemenliği altına alıyor. Dünyayı yapay zeka ve tekno-terör ile kendi imparatorluğunun oyun sahasına çevirme işlemini artık açıktan yapıyor olması da eski uluslararası sistemin çöktüğünün başka bir işareti.

Peki gelecekte bizi ne bekliyor? Evet yasa çağı bitti, hayat tekrar başlıyor. Formatlanmamış yahut formatı bozulmuş bir yeni hayata dönüyoruz. Eldeki en önemli korunma silahı: Şahsiyet. Kendi olma dirayeti. Gücün köleleştirme enstrümanlarına karşı insaniyetin şahsiyet bütünlüğü insanların en önemli savunma mevzii olacak. İçeriden ele geçirilemeyen insanlar yaşayacak. Diğerleri yapay zeka ve diğer araçlarla zombileştirilebilecekler. İçtihad kabiliyeti hayatî bir donanım olacak. Yerli ve yerinde düşünen şahıslardan oluşan toplumlar geleceğin başarılı toplumları olacak.

Önceki İçerik“Olmazlar” değil “Olurlar”
Sonraki İçerik“Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı bir vatandaşımızı alıp götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan”