Adana’da Rafael Gilodo’nun yağ fabrikası nasıl Sabancıların Marsa’sı oldu – 1 (*)

Emekli bir albayın bir dergide yayımlanan makalesinden kotarılan bir haber 16 Ağustos 2020’de ulusal basında yer aldı. Haberde, 1930’larda Adana sanayisinde çok önemli bir yere sahip olan Gilodo Yağ Fabrikası’nın aslında bir fitne ve casusluk yuvası olduğu anlatılıyordu. Dedesi de burada çalışan Adana’nın önemli gazetecilerinden Taner Talaş iddiaları araştırdığında bambaşka bir tabloyla karşılaştı. Talaş’ın kapsamlı dosyası üç gün boyunca Serbestiyet’te.

Taner Talaş / ADANA

16 Ağustos 2020 tarihinde ulusal haber sitelerinde yayımlanan bir haberle, Adana sanayisinde 1930’larda çok önemli bir yere sahip olan Gilodo Yağ Fabrikası’nın aslında bir sanayi kuruluşu olmadığını, İngilizlere çalışan, Adana ekonomisini hedef almış bir bozgun yuvası olduğunu öğrenmiş olduk. Birçok mecrada yayınlanan haber, yurt çapında ilgi gördü.

https://www.milliyet.com.tr/gundem/95-yil-once-yasanan-casusluk-olayi-6282840

https://odatv4.com/kim-bu-adanadaki-casus-kardesler-16082038.html

1945 yılına kadar Adana’da faaliyet gösteren Gilodo Yağ Fabrikası’nda çalışıp şu anda da hayatta bulunan çalışanlarının anlatımları haberde dile getirilen  iddiaları doğrular nitelikte olmadığı için, konuyu araştırmaya karar verdim. 

Adana sanayisini konu alan çalışmalarda Gilodo Fabrikası ve sahipleriyle alakalı hep övücü kelimeler duymanın tetiklediği merak ise ayrıca etkili oldu. Öte yandan Gilodo Yağ Fabrikası’nda işçi olarak çalışan milliyetçi-muhafazakâr dedemin anlatımları da belleğimde durduğu için kafamda soru işaretleri canlanmaya başladı. 

Gilodo’nun hazin hikâyesi başlıyor

Basına bir şekilde ulaşan ve habere dönen bilginin kaynağına Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi’nin yayınlarında rastlamak mümkün. Genelde akademisyen makalelerinin yer aldığı dergide, 16 Ağustos 2020 tarihinde, emekli albay Dr. Servet Avşar imzası ile “Cumhuriyetin ilk yıllarında Adana’daki İngiliz İstihbarat Yuvası: Gilodo Nebati Yağ ve Sabun Fabrikası” başlıklı bir makale yayımlandı. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1204026)

29 sayfalık makale esasen makale sahibinin Emniyet Genel Müdürlüğü arşivinde rastladığı 11312-36 numaralı dosyada yer alan yazışmalara ve yazarın şahsi yorumlarına dayanıyor. Bu yönüyle, ilgili belgelere Türk okuyucusu ilk defa ulaşmış oluyor. Basında çıkan haberler de, bu makalenin çok kısa özetinden oluşuyor.

Gilodo Yağ Fabrikası’nın sahibi S. Rafael Gilodo, Bolşevik ihtilalinden kaçıp Adana’ya yerleşen Yahudi kökenli bir işadamı. Fabrikasını da 1926 yılında Adana’da kurmuş.

Zamanla Adana sanayisinde ciddi bir mevki elde eden Gilodo kardeşler, hiç kimsenin aklına gelmeyen bir işe yönelmişler, pamuk çiğidinden yağ, küspe ve gübre elde edilmesini sağlayarak Adana’da sevilen ve sayılan bir pozisyon elde etmişlerdi. 

Ancak 5 Eylül 1933 tarihinde İstanbul Nişantaşı’ndan Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü’ne H. Hilmi imzası ile gönderilen ihbarla Gilodo için huzursuz bir dönem başladı. 

İhbar mektubunda şöyle deniyordu: 

“Efendim, sevgili yurdumuzun en önemli kısmını ve oldukça çok pamuk üretimi ile âdeta altın kaynağını oluşturan Çukurova’nın, her tarafında bozgunculuk ve kışkırtıcılık yürütmekte olan bir işletmenin varlığını, bir buçuk yıldır Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde seyahat etmekte olan güvenilir bir arkadaşımızdan çok net bir şekilde öğrendik. Bu bozgunculuk yuvası, Adana’da S.R. Gilodo işletmesi olup İngilizlerin İstihbarat teşkilatının bir şubesi olduğu Fransa’da ortaya çıkarılmıştır. Yüksek zekâsıyla bütün dünyaya ün salmış olan saygın polisimizin dikkatli bakışlarından böyle bir şeyin kaçmayacağına ve er geç, bu bozgun yuvasının ortaya çıkarılacağına emin olmakla birlikte, yurt sevgisi ve vatan endişesi nedeniyle biz de duyduğumuzu bildirmeyi, kendimize kutsal bir borç bildik, bu vesile ile saygılarımızı arz ederiz efendim.” (EGM Arşivi, 11312-36 Numaralı Dosya, Belge No:138). 

Olayın gerçekliğinin araştırılması için Gilodo ve fabrikasında çalışanlar, Adana Valiliğince takip ve gözetim altına alındı. Bu durum yaklaşık bir yıl devam etti. 

İlk soruşturma 24 Ekim 1933 tarih 2706 sayılı yazı ile başlatıldı. Soruşturma devam ederken başka bir mektup resmi makamlara ulaştı. 

Mektupta, Adana’da esnaflık yaptığını söyleyen ve Kıbrıslı Ahmet Rasim imzasını kullanan biri Başvekil İsmet İnönü’ye hitap ediyor, çok daha tafsilatlı, daha ciddi iddialar içeren bilgiler veriyordu. Ne var ki Adana’da böyle biri yaşamıyordu. 

Soruşturma başlıyor 

Mektupta yer alan iddialar resmi evraka dönüştürülerek, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliği’nden Genel Sekreter Recep Peker imzası ile İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya gönderildi. Yazı, ön araştırması yapıldıktan sonra 27 Mayıs 1934 tarihinde Başvekil İsmet İnönü’ye arz edildi. Burada dikkat çekici isim Recep Peker’di.

Recep Peker, o dönemde radikal sağcı fikirleri ile bilinen, faşizmi araştırmak için Avrupa’ya gidip, dönüşünde Türkiye’de faşist bir rejim kurulmasını salık veren, Nazi hayranı bir devlet adamıydı. İleride göreceğimiz gelişmelere ışık tutması açısından bilinmesinde fayda olduğuna inanıyorum.

Adanalı esnaf Ahmet Rasim

Adanalı esnaf “Kıbrıslı Ahmet Rasim”in ihbar mektubu yaklaşık altı sayfaydı. İçerdiği tafsilat ve teknik ayrıntılar, mektubun bir esnafın kaleminden çıkmasını kuşkulu hale getiriyordu: 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1204026)

(Mektup için bkz. yukarıdaki link, s.  274, 275, 276, 277, 278, 279).

“Adana Valisi, Emniyet Müdürü, belediye başkanı, borsa genel sekreteri, posta çalışanı, ticaret bölge müdürü, Gilodo’dan rüşvet almaktadır. Gilodo, İngiliz casusudur, Gilodo Adana’da pamuk üretimini sekteye uğratmaya çalışmaktadır. Siyonisttir, Yahudileri işe alıp, Türkleri işe almamaktadır.” 

Mektubun devamında çok ince detaylara giriliyor, Adana’da ne kadar yetkili ve etkili isim varsa, tamamı töhmet altına sokuluyordu. 

Mektubu gönderen Adanalı Esnaf Kıbrıslı Ahmet Rasim o kadar bilgiliydi ki, Gilodo Fabrikası’nın İstanbul Galata yakınlarında, sapa bir sokak içinde, Çitoris Hanı’nda, “Gilodo” ve “Nates” isimli bürolarının olduğunu; Gilodo Fabrikası’nda çalışan kimyager Herman’ın ortaokul mezunu olduğunu; gün ve dakika bilgisi vererek fabrikayı ziyaret edenleri, Gilodo’nun Sudan’dan hastalıklı tohum getirdiğini ancak bunun Mersin gümrüğünde yakalandığını ve buna rağmen Gilodo’nun 3-5 kilo çalarak Çukurova’da dağıttığını; Gilodo’nun otomobilinde kimlerin olduğunu mektubunda yetkililere bildiriyordu. 

Soruşturma kapsamında ilk başta araştırılan konu Gilodo’nun kendisi oldu. Gerek Emniyet Genel Müdürlüğü gerekse Millî Emniyet Hizmetleri (MAH) tarafından, Gilodo’nun geçmişinin ve yaptığı ticaretin takibine başlandı. 

Kronolojik bir sıra takip ettiğimizde, bu konudaki ilk araştırmanın, Millî Emniyet Hizmeti Riyaseti (MAH) tarafından Emniyet İşleri Umum Müdürlüğüne gönderilmiş olan, 24 Ekim 1933 gün ve MAH RS Ş.B.2706 sayılı yazıyla başlatıldığı görülmektedir.

Artık soruşturma başlamıştır. İddiaların araştırılması için devletin tüm kurumları teyakkuza geçmiş, hatta ihbar mektubunda olmayan hususlara da ulaşılmış, Rafael Gilodo ve fabrikası hakkında her türlü ince detay değerlendirilmiştir.

Bu meyanda yazışmalarda adı geçen ilginç bir kişi de Abdülkerim Refii Bey’di.

Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü (Emniyet Genel Müdürlüğü), 27 Aralık 1933 gün ve 1.A.11351 sayılı yazı ile Salihli Kaymakamı Abdülkerim Beyefendi’den Gilodo hakkında bilgi talebinde bulundu: “Adana’da pamuk fabrikası olan Mösyö Gilodo’nun genel durumu hakkında bir bilginiz varsa bildirmenizi rica ederim efendim.” (EGM Arşivi, 11312-36 Numaralı Dosya, Belge No:163).”

Emniyet İşleri Umum Müdürlüğünün, Salihli Kaymakamı Abdülkerim Beyefendi’ye göndermiş olduğu bu yazıya karşılık olarak 7 Ocak 1934 gün ve 2 sayılı yazıda verilen cevapta, Abdülkerim Beyefendi Gilodo hakkında bildiklerine ilişkin yazısında şu ifadelere yer veriyordu:

“31/12/1933 gün ve I. Şube 11351 sayılı gizli soruşturmaya cevaptır: 1- Gilodo Rus Yahudisidir. Zannedersem, Taşkentlidir. Rus ihtilâlinde, ekonomik olarak zarar görmüş ve Türkiye’ye kaçmıştır. Komünizm aleyhtarıdır. 2- Adana’da açtığı çiğit yağı fabrikası ile pamuk çekirdeği fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Böylece, ekonomimize hizmet etmiştir. Yıllar geçtikçe, işlerini geliştirmiş ve pamuk ticaretinde bir hayli ilerlemiştir. 3- Geçen seçimlerde, Serbest Fırka’nın Adana’daki çalışmaları sırasında durumun Bolşevik ihtilâlini andırdığını ve buna bir an önce önlem alınması gerektiğini çevresinde bulunan aydınlara anlattığını ve fırkamız (Cumhuriyet Halk Fırkası) lehinde bütün gayretiyle çalıştığını biliyorum. 4- Gilodo saf ve korkak bir kişidir. 5- Gilodo’nun yanında Salomon isminde topal bir kardeşi vardır. Salomon çok tehlikelidir. 6- Gilodo’nun başında bulunduğu şirket İngiliz sermayesi ile çalışmakta ve tüm büro görevlileri de Londra’dan gelmektedir. Bu duruma bakarak şirketin bir gizli servisle ilgili olacağını kabul etmek lazımdır. Dört beş yıl önce, vilayet mektupçusunun çirkin ahlaklı oğlunun yüksek maaşla şirkete alınması da son derecede dikkat çekicidir. 7- Bana öyle geliyor ki Gilodo’nun şüphe uyandırmayan kimliği siyasi amaçlar izleyen bir şebekeye perde olarak kullanılmaktadır. 

“Durum böyle iken ben Adana bölgesinde Gilodo ve yakınları ile ilgilenecek herhangi bir sıfat ve görevde olmadığım için burada yazmış olduğum şeyler tamamen benim kişisel görüşlerimdir. Belki yanlış bile olabilir. Bu konuda en doğru bilgileri Adana Valiliklerinde bulunmuş, şu anda Devlet Şûrası Reisi (Danıştay Başkanlığı) Reşat12 ve Dâhiliye Müsteşarı (İçişleri Müsteşarı) (EGM Arşivi, 11312-36 Numaralı Dosya, Belge No:133) Vehbi Beyefendiler gibi yüksek idare amirlerinden edinmek mümkündür. Saygılarımla arz ederim efendim.”

(EGM Arşivi, 11312-36 Numaralı Dosya, Belge No:132).

Salihli Kaymakamı Abdülkerim Refii Bey, vermiş olduğu bilgilerde ortaya karışık yapmış gibidir. Bazı maddelerde Gilodo’yu temize çıkarırken, bazılarında iddiaları doğruluyor gibi davranmaktadır. Bütün bunlardan sonra da söylediklerinin yanlış olabileceğini  belirtip “benden daha büyük adamlara sorun” diyerek, lisanı hal ile “bu iş beni aşar” demeye getiriyor.

(*) Gazeteci Taner Talaş’ın yazısı, izniyle kucuksaat.com sitesinden alınmıştır.

Bu yazı dizisinin diğer yazıları:

Önceki İçerikKorona kast sistemi: Düzenli test yaptıranlar, öksürmeden test yapılmayanlar
Sonraki İçerikRuşen Çakır vesilesiyle (2) Marksizmin baştan sakat siyaset anlayışı