Adana’da Rafael Gilodo’nun yağ fabrikası nasıl Sabancıların Marsa’sı oldu – 3 (*)

“Tüm vatandaşlarımız, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi, istihbarat çarkının doğal olarak fahri bir üyesidir. Ülkemiz ile ilgili edinmiş oldukları herhangi bir bilgiyi başta Millî İstihbarat Teşkilatımız olmak üzere, diğer tüm ilgili birimlere bildirmelidir…” (Yazdığı makalede Rafael Gilodo’yu “Türk düşmanı bir casus” olarak resmeden emekli albay Dr. Servet Avşar’ın Türk vatandaşlarına yaptığı çağrı).

Birinci bölüm:

İkinci bölüm:

Seyhan Valiliği’nin tüm iddialara cevabı

Seyhan Valiliği 7 Kasım 1933 gün ve Emniyet Siyasî Ş. 2245 sayı ile Dâhiliye Vekâleti’ne gönderdiği cevapta özetle, iddiaların bir kısmı teyit edilirken, önemli bir kısmı ciddi bir hukuki ve kurumsal dille reddedilmiştir. Raporda ismi geçen Adana Polis Müdürü İbrahim Ünalan’ın İstiklal Savaşı madalyalı bir polis memuru olduğu, isminin böyle bir olayda geçmesinin bile üzüntü verdiği ifade edilmiştir.

Fabrika müdürü Emin Bey’in de 1. Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düştüğü, Kurtuluş Savaşı’nda askeri polis teşkilatında çalıştığı, güvenilir bir insan olduğu söylenmiştir.

Posta memuru Raif’in rüşvet almadığı, oğlu Salim’in parasız kaldıkça Gilodo’yu tehdit ederek para aldığı, Gilodo’nun bu durumu kurumlara şikâyet ettiği tespit edilmiştir. Diğer kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma suçlaması değerlendirilmiş, suçlamalar reddedilmiştir.

Bu dosyanın başında, Gilodo Fabrikası’nın bir “casusluk yuvası” olarak hikâyesinin emekli bir subayın bir dergiye yazdığı makaleden özetlenerek geçtiğimiz günlerde ulusal basında yer aldığını belirtmiştik.

Makale sahibi emekli subay, tarihçi Dr. Servet Avşar’ın makalesini bitirme şekli hayli ilginç:

“Örneğini verdiğimiz iki ihbarda olduğu gibi, ülkesini seven, maddi ve manevi yönden olgun bir düzeye gelmiş olan her Türk vatandaşının, düşmanların açık veya gizli bir şekilde ülkemize verebilecekleri zararlara karşı uyanık bulunması ve mücadele etmesi gereklidir. Tüm vatandaşlarımız, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi, istihbarat çarkının doğal olarak fahri bir üyesidir. Ülkemiz ile ilgili edinmiş oldukları herhangi bir bilgiyi, formalitesiz ve herhangi bir endişe taşımaksızın başta Millî İstihbarat Teşkilatımız olmak üzere, diğer tüm ilgili birimlere bildirmelidir. Tüm bu anlattıklarımızın sonunda, idari olarak yürüyen bu soruşturmanın adli boyuta ulaşıp ulaşmadığını, herhangi bir mahkeme kararının olup olmadığını bilmiyoruz. Normal olarak asgari hukuk devletinin gereği, tüm bu yazışmaların adli boyuta geçmesidir. Mahkemelerin bu konuda yetkili olmasıdır. Bu durum mahkemelere yansımadıysa, idarenin keyfiliği bahis mevzudur.”

Rafael Gilodo

Gilodo’nun yakasından bu kez varlık vergisi tutuyor

Önce İçişleri Bakanlığı sonra Ticaret ve Maliye Bakanlığı’nın bunaltıcı denetimleri ile köşeye sıkışan Gilodo ailesi 1942’de bir sürprizle daha karşılaşmış, o yıl yayımlanarak yürürlüğe giren Varlık Vergisi, ailenin yeni kâbusu olmuştur.

Gayrimüslim iş adamlarının ülkeyi terk etmesine ve Türkiye’de sermayenin el değiştirmesine neden olan, günümüzde de hâlâ tartışılan Varlık Vergisinin Adana boyutu belli olduğunda, Gilodo için de sonun başlangıcı evresine girilmiş oluyordu.  

İlginçtir, Varlık Vergisi Tarh Olunan Tüccarlar Listesi’nde (sıralama tarh olunan miktara göre yapılıyordu) ilk sırada Gilodo ailesi yer almıştır. Gilodo tahakkuk eden vergiyi de ödemiş, direnmeye devam etmiştir. (“Adana’da Varlık Vergisi Uygulamaları”, 1942 – 1944).

Sabancılar sahnede, Sakıp Ağa anlatıyor

Tüm olup bitenler karşısında direnmeye devam eden Gilodo’ya, bu sefer devletten değil özel sektörden taarruz başlar. Hem de çok tanıdık bir yerden.

Hatıratında Sakıp Sabancı anlatıyor:

“O tarihte çiğidin tek alıcısı da S. R. Gilodo, Nebati Yağ Fabrikası. Fabrikanın almadığı çiğidi yakmaktan başka kullanım alanı bilinmiyor. Fabrika Salomon Rafael Gilodo isimli bir Rus Musevisi göçmenine ait. Gilodo, Rus ihtilali sırasında Anadolu’ya göçmüş, önce Mersin’de yaşamış, 1927 yılında Adana’ya gelerek, İstasyon civarında Rus’un Fabrikası diye tanınan Nebati Yağ Fabrikası’nı kurmuş. Babam ve arkadaşları uzun bir süre Gilodo’ya, O’nun verdiği fiyattan çiğit sattıktan sonra rahatsız olmaya başlamışlar.

“Harp konjonktüründe yağ fiyatları yükselip, Nebati Yağ Fabrikası’nın kârı artınca, rahatsızlıkları daha da büyümüş. O yıllarda Gilodo’nun fabrikasında 150 kadar işçi çalışır, yılda 1.8 milyon kilo pamuk yağı, 5.8 milyon kilo küspe, 143 bin kilo sabun üretilirmiş.

“Bu üretim rakamları ve o günün 8-10 milyonluk cirosu, gerçekten herkesin iştahını kabartacak bir cazip iş olarak görülmeye başlamış. Hacı Ömer ve ortakları Gilodo’ya gitmişler. Bu fabrikayı bize sat demişler. Gilodo, satma işine hiç yanaşmamış. Ümidi kesen babam ve ortakları, hemen Gilodo’nun fabrikasına bitişik araziyi satın almışlar.

“1944 yılında babam Hacı Ömer ve ortaklarının ilk sınai tesisleri Türk Nebati Yağlar Fabrikası üretime geçmiş. Türk Nebati Yağlar Fabrikası’nın kurulmasıyla, yaşam şansının ortadan kalktığını gören Gilodo, bir yıl sonra kendi Nebati Yağ Fabrikası’nı da babam Hacı Ömer ve ortaklarına satmış. Bu fabrikanın adını 1945 yılında Toroslar Yağ Fabrikası olarak değiştirmişler. Uzun yıllar böyle çalıştı. Fabrikanın tamamı zamanla Sabancıların oldu, genişletildi. Margarin tesisleri eklendi, bugünkü Marsa haline geldi. (Sakıp Sabancı, “İşte Hayatım” s. 60, 61).

Yerel şiveyle konuşması, sempatik tipolojisi ile her daim gülümsememize sebep olan Sakıp Ağa, olan biteni ne de güzel anlatmış…

Hacı Ömer Ağa tabii ki zeki bir adam. Gilodo’dan alınan fabrikanın başına, Milli Mücadele döneminde Adalet Bakanlığı yapmış olan Ahmet Rıfat Çalık’ı getirerek, milli mühürü fabrikanın böğrüne basmış.

İlginç hikâye değil mi?

İhbar mektupları ile başlayan, Maliye Bakanlığı tazyiki ile devam eden, Varlık Vergisi ile sıkıştırılan Yahudi işadamına son kroşeyi yerli ve milli sermaye olan Hacı Ömer Sabancı vurmuş.

O dönemlerde hiç kimsenin aklına gelmeyen pamuk yağını imal etmiş, halkta karşılık bulamayınca köylere kadar ücretsiz dağıtmış, ayçiçek ekiminin akıllara gelmediği vakitlerde ayçiçek ekimini gündeme getirmiş (Adana günümüzde yağlık ayçiçek üretiminde öncü bir şehirdir) sıra dışı bir sanayici Gilodo. Pamuğun itibarını zedelemeye çalışıyor algısı yaratılmaya çalışıldığı senelerde, pamuk ve türevleri alanında devrim yapmış bir insan.

Pamuk o yıllarda o kadar itibarlıymış ki, bu bitkinin üretimini ve dağıtımını yönetmek üzere Pamuk İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuş (4 Haziran 1937).  Adana tarımında milat sayılan Çukobirlik’in kuruluş tarihi ise 1940.

O yıllarda Adana’da pamuk üretimini gösteren çizelgeyi paylaşıyorum (bu çizelge için Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç’e teşekkür ediyorum):

Macintosh HD:Users:yildirayogur:Desktop:gilodo3.png

Gilodo’ya yönelik ithamların en komiği

Raporlarda geçen “Gilodo Sudan’dan tohum getirdi, bunun bir kısmı ekildi, bu nedenle o dönem pamukta kurt görüldü” ithamı ise hakikaten komiktir. Bu konuda onlarca bilimsel makale yazılmıştır; Çukurova bölgesinde yeşil kurt ile mücadele her daim gündemde olmuştur, bugün bile bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir.

Aslında iddiaların iler tutar bir yanı yok. Fotoğraf çok net. Hikâye, Adana sanayi tarihine çok önemli katkılar yapmış bir ailenin yok edilme hikâyesidir.

Tüm bunları okurken, Kanlı Topraklar’ın yazarı Orhan Kemal geldi aklıma. Birçok romanına serpiştirdiği, bazen Tanrı’ya dahi isyan ettiği haksızlıklar… Kanlı Topraklar’daki Topal Nuri gözümün önünden hiç gitmiyor. Kanlı Topraklar benzetmesini ise hayli manidar buluyorum.

Tüm bunların üstüne, merak ettiğim başka bir husus daha var; Gilodo FETÖ’cü müydü?

(NOT. Yazı boyunca atıfta bulunduğumuz Emniyet Genel Müdürlüğü arşivine dayalı bilgiler, Dr. Servet Avşar’ın makalesinden alınmıştır.)

(*) Gazeteci Taner Talaş’ın yazısı, izniyle kucuksaat.com sitesinden alınmıştır.

Önceki İçerikABD ve AB’den Belarus’a ilişkin ortak açıklama
Sonraki İçerik26 yıl önce “uçaktan düşen bombalar”…