ANALİZ – Orhan İnandı olayı öncekilere benzemiyor: Türkiye bir yabancı ülke vatandaşını kaçırmış oldu

1990’ların ortasından beri Kırgızistan’da yaşayan, 2001’den itibaren bu ülkedeki Gülencilerin kurduğu okulların başında bulunan Orhan İnandı’nın MİT tarafından kaçırılıp Türkiye’ye getirilmesi, öncekilere benzemeyen sorunlu bir durum yarattı. Çünkü İnandı, 2012’den beri Kırgız vatandaşı. O kadar da değil: Türkiye’nin Kırgızistan Büyükelçiliğinden bir yetkili BBC’ye İnandı’nın Türk vatandaşlığından çıktığını söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, Gülencilerin Kırgızistan’daki eğitim örgütlenmesinin başında bulunan Orhan İnandı’nın Türkiye’ye getirildiğini açıkladı.

İnandı bundan 35 gün önce 1 Haziran’da arabasından alınarak kaçırılmıştı.

İddialara göre operasyon neticelenmeden durum fark edilince, İnandı başkent Bişkek’teki Türkiye Büyükelçiliği’ne götürüldü; o andan itibaren de büyükelçilik önünde ve ülkenin başka yerlerinde protesto gösterileri yapılmaya başladı.

Haziran’ın ikinci yarısından itibaren konu uluslararası bir mesele haline gelmeye başladı.  

Alman hükümeti, 18 Haziran’da Yeşiller Partisi milletvekili Cem Özdemir’in, benzer olaylara da işaret ederek sorduğu “Federal Hükümet benzer bir olayın Almanya’da olmayacağını garantileyebilir mi” sorusuna “somut bir tehlikeye işaret eden bir ipucu yok” cevabını verdi. Alman hükümeti daha sonra Orhan İnandı’nın akıbetini Kırgız yönetimine sordu ve yaşanan belirsizlikten duyduğu endişeyi dile getirdi.

Orhan İnandı’nın eşi önceki gün Kırgızistan parlamentosunun önünde adalet nöbetine başladığını açıkladı, dün de Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnandı’nın Türkiye’ye getirildiğini duyurdu.

Bu kaçırma öncekilere benzemiyor

Türkiye, daha önce de farklı ülkelerde yaşayan Gülen örgütlenmesine mensup bazı kişileri MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirdiğini açıklamıştı. Gerçi bu da ülkenin uluslararası imajı açısından sorunlu ama Orhan İnandı’nın bir MİT operasyonuyla Türkiye’ye getirilmesi yeni ve çok daha sorunlu bir düzeyi ima ediyor.

Ülkeler, kendi yasalarına göre suçlu olduğuna inandıkları ve fakat yabancı bir ülkede yaşayan vatandaşlarını uluslararası hukuk çerçevesinde isteme hakkına sahip; bu süreç İnterpol aramasıyla başlar ve devam eder… Suçluları istihbarat operasyonlarıyla ülkeye getirme pratiği yok değil ama bunu şimdiye kadar sadece ABD gibi, İsrail gibi birkaç ülke yaptı; o da davu zurnayla ilan ederek değil, tam tersine inkâr ederek…  

Orhan İnandı olayında ise bunlara ilaveten dev gibi bir sorun daha çıkıyor Türkiye’nin karşısına. Bu sorun, İnandı’nın 2012’den beri Kırgız vatandaşı olmasından kaynaklanıyor. Öte yandan bugün (6 Haziran) BBC’de yer alan bir haberden, İnandı’nın o zamandan beri Türkiye vatandaşı olmadığını da öğreniyoruz:

“AFP’ye konuşan İnandı’nın avukatı Talaygül Toktakunova, müvekkilinin Kırgızistan’a 1990’larda taşındıktan sonra 2012’de Kırgız vatandaşlığı aldığını söylemişti.

“(Kırgız haber ajansı) 24.kg’ye bilgi veren Türkiye’nin Bişkek Büyükelçiliği’nden bir yetkili ise İnandı’nın Kırgız vatandaşlığı aldıktan sonra Türk vatandaşlığından çıktığını belirtmişti.”

Yani neticede Türkiye yabancı bir ülkeden o ülkenin uyruğu birini Türkiye’ye kaçırmış oluyor.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin göze aldığı şey bu.

Önceki İçerikİstanbul Sözleşmesinin ruhu Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planında yaşıyor
Sonraki İçerik‘Enflasyon canavarı’ çizimlerinin izinden bir Türkiye hikâyesi…