ANALİZ – 104 amiral bildirisi karşısında Erdoğan ve Bahçeli’deki bariz ton farkı

Devlet Bahçeli’nin -104 amiral olayında da gözlenen- hiç bitmeyen el yükseltme hamleleri, zamanı geldiğinde AK Partiye dönüp, “yeterince yerli ve milli olamadın, vesayet odakları karşısında yeterince dik duramadın; seni her seferinde uyardım ama dinlemedin ve bak işte böyle oldu” suçlaması için malzeme biriktirme gibi bir yön de taşıyor olabilir mi?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugün (6 Nisan) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın ‘104 amiral’ bölümündeki çok yüksek hararetle, Erdoğan’ın dünkü ‘düşük tonlu’ konuşması arasında bir bağlantı var mı? Yani Bahçeli bu tona sinirlenmiş ve Erdoğan’a “Seni onaylamadım ve tansiyonu düşürme çabalarına izin vermek niyetinde değilim” mesajı vermiş olabilir mi?

Bahçeli’nin, ‘bildiri’ye Twitter üzerinden verdiği ilk tepkiden bile sert sözlerini bir daha hatırladığımızda, bu ihtimalin yabana atılacak bir ihtimal olmadığı anlaşılır.

Bahçeli’nin “104’lükler” ifadesi, iktidarın ‘elebaşı’ olarak gördüğü birkaç generali cezalandırma perspektifiyle yetinme görüntüsüne sembolik bir cevap niteliğinde olabilir. Malûm, bu adlandırma tarihimizde devletin mim koyduğu, ‘affetmediği” bazı insanları topluca adlandırmak için kullanılan bir kalıp.

‘Bildiri’nin üzerinden geçen yaklaşık iki gün boyunca Erdoğan’ın çevresinin verdiği celalli tepkiler göz önüne alındığında daha da dikkat çekici bir hal alan dünkü düşük tonlu tepkiyi açıklamaya çalışanlar oldu ama bunların hiçbiri ikna edici olamadı. Fakat belli ki Erdoğan henüz bilemediğimiz nedenlerle tansiyonu yükseltmek istemiyor; ki bunu hiç kimse tahmin edememişti. Beklenti, çevresinin uygun koşulları sağladığı ve ‘al da at’ denilen topu kaleye göndermesiydi.

“Erdoğan’ın tonunu böyle yapan şey ne” sorusuna cevap ararken benim aklıma en başta muhtemel yeni tepkileri tetiklememe kaygısı geliyor. Mesela “Ya bunu başka bildiriler izlerse” kaygısı… Toplumdan gelen ortak imzalı bildiriler iktidarı tedirgin etmeyebilir, fakat bu başka bir hesap…

Aynı şekilde Bahçeli’nin bu malzeme üzerinden ne yapmak istediği de tam belli değil. Şimdilik bilebildiğimiz, Erdoğan’ın aksine onun oluşmuş harareti dindirmek niyetinde olmadığı ve ‘sonuna kadar’ gitmeye niyetli olduğu…

Bahçeli’nin tavrı belki çok genel olarak “Erdoğan ne kadar sıkıştırılırsa o kadar iyi, her olay bana ne kadar muhtaç olduğunu anlamasına yardım ediyor” düşüncesiyle açıklanabilir. Bu da yabana atılacak bir ihtimal değil, hatta bu davranış tarzının otomatik bir taktiğe, bir reflekse dönüştüğü bile söylenebilir.

Peki, Devlet Bahçeli’nin hiç bitmeyen el yükseltme hamleleri, zamanı geldiğinde AK Partiye dönüp, “yeterince yerli ve milli olamadın, vesayet odakları karşısında yeterince dik duramadın; seni her seferinde uyardım ama dinlemedin ve bak işte böyle oldu” suçlaması için malzeme biriktirme gibi bir yön de taşıyor olabilir mi?

Bence bu da yabana atılmamalı…

Önceki İçerikŞamanist ayin misali AKP kongreleri
Sonraki İçerikÇin Büyükelçiliği’nden Akşener ve Yavaş’a: Haklı karşılık verme hakkını saklı tutmaktayız