ANALİZ | Erdoğan’ın müjdesi: Tahammülfersâ bir nezaketsizlik

Anlaşılan, Cumhurbaşkanı ve danışmanlarının aklına, Kıbrıslıların mevcut cumhurbaşkanlığı ve parlamento binalarından memnun olmaları ihtimali hiç gelmemiş. Fakat ya öyleyse? Ya memnun oldukları halde bunu Cumhurbaşkanına söyleyemiyeceklerse?.. Tahammülfersâ bir nezaketsizlik, tahammülfersâ bir ataerkillik.

Serge Latouche, Dünyanın Batılılaşması adlı kitabında yerli halkların baskıya, köleleştirmeye karşı nesiller boyu direndikten sonra, onlara yardım etmek üzere gelen “yardım gönüllüleri” karşısında nasıl kollarının kanatlarının kırıldığını, direnme kapasitelerinin paramparça olduğunu anlatır. “Çünkü,” der artık yenilip teslim olmuş ve ‘modernleşmiş’ yerli kanaat önderleri, “Sana kötülük yapmak için gelenlere direnebilirsin, fakat sana iyilik yapmak üzere gelenlere karşı o gücü bulamazsın kendinde…”

Bunu kendi kişisel hayatlarımızdan da biliriz. Birileri bize yardımcı olmak istediğinde, aslında onu istemesek de bu isteksizliğimizi dile getirmekte zorlanırız, nezaketsizlik ediyormuşuz gibi gelir bize; çoğu kez “sağol ama istemiyorum” diyemeyiz, meğer ki bize yardım diye önerilenin bizim felâketimiz olacağına inanmış olalım; o zaman durum değişir, o zaman çok daha kolay bir biçimde “hayır” diyebiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs’a bir Cumhurbaşkanlığı külliyesi ve bir parlamento binası inşa etme “müjdesi” Kıbrıslıların felâketi olmaya aday bir proje değil; bu özelliğiyle de kolay kolay “Çok teşekkür ederiz ama istemiyoruz, biz memnunuz mevcutlardan” demenin, diyebilmenin zor olduğu “iyilik” kategorisinde yer alıyor.

Anlaşılan, Cumhurbaşkanı ve danışmanlarının aklına, Kıbrıslıların mevcut cumhurbaşkanlığı ve parlamento binalarından memnun olmaları ihtimali hiç gelmemiş. Fakat ya öyleyse? Ya memnun oldukları halde bunu Cumhurbaşkanına söyleyemiyeceklerse?

Öte yandan: Bir yandan bağımsız devlet kurmayı hak etmiş olgun bir toplumdan söz edeceksiniz, diğer yandan onun neyi sevip neyi sevmeyeceğine siz karar vereceksiniz. İfedelere bakın: Planlarını yaptık… İnşaata başlıyoruz… 1500 dönümlük bir alanı da millet bahçesi için tahsis ettik. E, hani burası fiili bir devletti ve şimdi onu resmen de ilan etmenin zamanı gelmişti? Kendi binaları, kendi toprakları üzerinde tasarruf yetkisi olmayan bir devlet olur mu?

Fakat biliyoruz ki ortada olgunluğuna inanılan ne bir devlet var ne de bir toplum. Ortada bir “yavru” ve bir “baba” var. Yavrunun, babasının verdiği hediyeyi beğenmeme ve istememe hakkı olabilir mi?

Tahammülfersâ bir nezaketsizlik, tahammülfersâ bir ataerkillik.

Önceki İçerikBatıdan doğuya, kuzeyden güneye: Türkiye artık büyük bir eylem sahası
Sonraki İçerikBabacan: “Popülist partiler ‘Mültecilerin hepsini göndereceğiz’ diyecek ama yapamayacak”