“Artık milli sporumuz güreş değil karate” fakat o da 2024 olimpiyatlarında yok!

Türkiye, olimpiyatlarda en fazla madalyayı 1948 Londra (12) ve 2020 Tokyo (13) olimpiyatlarında elde etti. Londra’da en fazla madalya güreşte, Tokyo’da ise karatede geldi. Türkiye’de faal sporcuların yarısını Uzakdoğu sporlarıyla uğraşanlar oluşturuyor. Spor yazarı ve hocası Ahmet Talimciler’e göre Türkiye’de mücadele sporlarına duyulan ilgi sosyal hayattaki sertlikle; jimnastik ve okçuluk gibi spor dallarındaki gelişme de kentleşmeyle ilintili. Talimciler, T24’teki yazısında olimpiyatlarda alınan sonuçlardan hareketle Türkiye’deki spor eğilimlerini inceliyor.

Olimpiyat oyunları dünyanın en büyük spor aktivitesi olduğu kadar en önemli kültürel faaliyetlerinden de birisidir ve burada yer almak son derece büyük bir kazanımdır. Tokyo’da yarışan sporcularımız aracılığıyla bundan sonra alttan gelecek yeni jenerasyonlara rol modeli olacak çok önemli örneklere sahip olduk.

Bir yıl gecikme ile düzenlenen ve seyircilerin alınmadığı dünyanın en büyük spor organizasyonu olan olimpiyatlar Pazar günü sona erdi. 23 Temmuz ile 8 Ağustos tarihleri arasında sporseverler ekran başında tam anlamıyla bir spor şölenine şahitlik ettiler. Otuz üç farklı branşta binlerce sporcunun katıldığı ve izleyenlere gerçekten son derece keyifli anlar yaşatan bir organizasyonu da geride bıraktık. Olimpiyatlar, sporun en üst noktası belki de yerinde bir tanımlama ile şahikasıdır bu yüzden de orada elde edilen başarılar kadar, oraya gidebilmek ve orada yarışabilmek de çok ama çok büyük bir başarıdır. Tokyo 2020 pek çok branşta yaşattığı ilklerle sporun neden hala dünyanın en önemli fenomenlerinden bir tanesi olduğunu göstermekle kalmadı aynı zamanda içinden geçmekte olduğumuz tuhaf zamanlardaki insanlık hallerine ilişkin de hâlâ umudu canlı tutabilmemize de aracı oldu. Aynı altın madalyayı paylaşan sporcuları da gördük, kazandığı karşılaşma sonrasında kaybeden rakibini teselli edeni de takdir ettik.

Türkiye açısından Tokyo 2020 oyunları aslında ileriye dönük olarak nelerin yapılmaması gerektiğini göstermesi açısından son derece önemli bir deneyim silsilesi olmuştur. Başarı ya da başarısızlıktan ziyade ortaya çıkanları ve geleceğe dönük olarak yapmamız gerekenleri konuşmanın tam sırasıdır. Olimpiyat tarihimiz içerisinde 2 altın, 2 gümüş ve 9 bronz ile toplamda 13 madalyayla en fazla madalya aldığımız organizasyon Tokyo 2020 olmuştur. Bununla birlikte 1948 Londra Olimpiyatları’nda 6 altın, 4 gümüş ve 2 bronz ile toplamda 12 madalya ile Türkiye olimpiyat yedincisi olarak oyunları tamamlamıştır. Tokyo’da madalya sayımız daha fazladır buna karşın Londra’da altın madalya sayısı ve ülke sıralamasındaki yerimiz çok daha yukarıdadır. Tokyo 2020’de Türkiye otuz beşinci sırada yer almıştır. Gündelik olan her şeyin üzerini örten siyasetin tuzağına düşmeden olimpiyat oyunlarındaki etkinliğimizin nasıl bir sonuca karşılık geldiğini tartışmalıyız aksi durumda siyaseten çok sık düşülen eski ve yeni Türkiye karşılaştırması bizi hiç ama hiçbir yere götürmeyecektir.

Türkiye’nin ata sporu olarak görülen güreşteki başarı kayıplarının sürdüğü bir organizasyonu daha geride bıraktık. Türkiye’de spor özellikle de atletizm konusunda yoğun çaba gösteren ve yayınevi aracılığıyla ülke sporuna destek veren sevgili dostum Tanju Bağırgan’ın geçtiğimiz gün yaptığı paylaşımdaki sözleri aslında durumu çok net özetliyor: Artık milli sporumuz güreş değil karate! Karate alanında dört madalya ile olimpiyattan ayrılırken güreşte birisi kadınlarda olmak üzere üç madalya kazanıldı. Daha önce olimpiyatlarda madalya aldığımız en önemli branşlardan bir tanesi olan halterde artık varlığımız ile yokluğumuz bile belli değil! Bu açıdan birkaç noktaya vurguda bulunmakta fayda var. Dört yıl önce yazdığım bir kitap tanıtım yazısında Ahmet Ak’ın Türk sporunda sorunlar ve çözüm önerileri isimli kitabını ele almıştım. (https://t24.com.tr/yazarlar/ahmet-talimciler/sporumuzdaki-sorunlar-ve-cozum-onerileri,18150)

Kitapta ülkemizin sporundaki sorunlar ve çözüm önerileri irdeleniyor ve içinden geçmekte olduğumuz sürece de açıklık getirecek olan şu önemli tespitlere yer veriliyordu: Faal sporcu sayılarında 170.250 kişi ile Uzakdoğu sporları %49 oranı ile ilk sırada yer almaktadır. Buna karşın atletim ve güreş sporunu yapanların sayısında bir azalma görülmektedir. Temel spor eğitiminin yapılmaması tüm spor dallarının, temel yapı eğitiminin eksik kalmasına neden olacağından dolayı, yetenekli sporcuların sporsal anlamda niteliklerinin arttırılması da olumsuz etkilenecektir. İkinci olarak ise ağırlıklı olarak yapılan sporların, değiştiğini ülkenin mücadele sporları anlayışına yöneldiğini ortaya çıkartmaktadır. Bunun doğal sonucu ise ülkemizin olimpiyatlardaki madalya şansını mücadele sporlarında artmasına karşın, mücadele sporlarında dağıtılan toplam madalya sayısının düşük olması, Olimpiyatlarda genel başarı durumumuzu da etkileyecektir (s.28).

Karate ve tekvando gelen altı madalyanın arkasında ülkemizdeki bu alandaki yoğun bir lisanslı sporcu birikiminin olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz. Fakat 2024 Paris oyunlarında karatenin yer almayacak olması konusunu ise şimdiden dert edinmek durumundayız. Çünkü dünya giderek bireysel sporların ve yeni extrem spor dallarının ön plana çıktığı bir yere doğru yol alıyor. Buna bir de kadın ve erkeğin birlikte yarışmaları durumunu da eklemek zorundayız ki bunun örneği Tokyo 2020’de denendi ve bundan sonraki yıllarda da denenmeye devam edilecek. Aslında Uzakdoğu sporlarının ülkemizde yaygınlaşmasının arka planında bir taraftan spor yapma eğilimi yer alırken diğer yandan karşı karşıya kalınabilecek şiddet ve benzeri eylemler karşısında hazırlıklı olma durumu etkili oluyor. Mahalle aralarındaki dojoların (Uzak Doğu sporlarının icra edildiği salonların) sayılarının hızla arttığına tanıklık ediyoruz ve bu noktada sadece erkeklerin değil kadınların da buralarda eğitim aldığını eklemeliyiz. Tokyo 2020’nin ortaya koyduğu bir diğer ilginç gelişme ise boks alanında iki kadın boksörümüzün altın ve gümüş madalya ile ülkemizi en üst noktada gururlandırmalarıdır. Tıpkı Uzak Doğu dövüş sporları gibi boks alanında da kadınların varlığının artmasının arka planında gündelik hayatın içerisindeki şiddet ve o şiddetin yarattığı etkilere karşı durabilme eğilimi de etkide bulunmaktadır.

Bu olimpiyatlardaki iki alana dikkatinizi çekmek isterim bunlardan ilki okçuluk diğeri ise jimnastiktir. Neden bu iki sporu farklı bir yere koyduğum konusunda ise öncelikle daha önce hiçbir başarımız olmayan iki alan olduklarını belirtmeliyim ve hemen ardından bu iki alanın kentleşen Türkiye ile yakından ilintili olduğu gerçeğini de vurgulamalıyım. Jimnastik alanında ilk kez kazanılan madalyanın yanı sıra farklı disiplinlerde elde edilen başarılarda göğsümüzü kabarttı. Olimpiyatlarda ilk kez katıldığımız bir disiplinden söz ediyoruz ve burada ne kadar çok yer alabilirsek daha farklı bir aşamaya geçebileceğimiz gerçeğini de eklemeliyiz. Okçuluk konusunda son yıllarda ülkemizde yaşanan siyasal tartışmaları ve bunun yansımalarını bir tarafa bırakarak sporcumuzun gerçekten çok ama çok büyük bir başarıya imza attığının altını çizmeliyiz.

Gelelim takım sporları boyutuna ki burası belki de en zayıf olduğumuz halkayı teşkil etmekte. Kadın Voleybol Milli Takımı’nın gruptaki ve çeyrek final müsabakasındaki performansı son derece ilgi çekiciydi. Dünya kadın voleybolunun yükselen ülkesi konumundaki Türkiye’nin voleybol alanında da bundan sonraki bütün büyük organizasyonlarda olması büyük bir önem kazanmıştır. Ne kadar çok organizasyonda yer alabilirsek o kadar fazla tecrübeye ve turnuva oynama deneyimine sahip olabiliriz. Öte yandan kadın voleybol milli takımının kıyafetleri üzerinden yaşatılan tuhaf tartışmayı da göz ardı etmemeliyiz. Nelson Rodrigues’in futbol için söylediği son derece önemli bir sözü vardır: Tek gördüğünüz topsa aslında hiçbir şey görmüyorsunuz demektir. Eğer voleybol ve diğer bütün spor branşlarında kadınların sadece kıyafetleri ve vücutlarını görüyorsanız aslında sizlerin aklı sadece ve sadece cinsellikte demektir. Bu ise sporu ve sporun yarattığı derin anlamı değil sadece cinselliğe odaklandığınızı ve olup bitenleri de sadece bu açıdan görmek istediğinizi ortaya koyar. Boşu boşuna kadınların kıyafetlerine veya saç stillerine kabahat bulmayın, seyretmeme hakkınızı kullanabilir veya tüm aklınızdan geçenleri kendi kendinizle paylaşabilirsiniz.

Tokyo 2020’nin gösterdiği en önemli gelişmelerden birisi ise olimpiyatlara götürdüğümüz devşirme sporcularımızın hiçbirisinin başarı elde edememiş olduğu gerçeğidir. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin devşirme sporcu politikası yerine ülkenin kendi öz kaynaklarını harekete geçirecek yepyeni bir spor stratejisini hayata geçirmeye ihtiyacı bulunuyor. Bu noktada sevgili Mahfi Eğilmez’in gayrisafi yurt içi hasıla(gsyh) ile madalya sayıları arasındaki ilişkiyi gösteren tablosu ufuk açıcı bir noktaya odaklanmamıza yol açabilir. Dünyanın GSYH oranları yüksek ülkelerinin madalya tablosunda da üst sıralarda yer aldığı açık bir biçimde görülüyor.

Aslında tabloya dikkatli baktığınızda ilgi çekici birkaç ülke hemen kendisini ortaya koyuyor. Bunların başında Almanya geliyor, dördüncü sıradaki ülkenin madalya sıralamasında dokuzuncu olması dikkat çekici ve önümüzdeki yıllarda Alman devletinin bu alanda tıpkı 2000’lerin başında futbol alanında olduğu gibi yeni bir politika geliştirmesi beklenmelidir. Bir diğer ilgi çekici örnek on üçüncü sıradaki Avustralya’dır, madalya sıralamasında altıncılık kürsüsündeki ülkenin özellikle yüzme alanında bu olimpiyatlarda müthiş bir gelişim gösterdiğini hep birlikte izledik. Tabii bunun için son beş yıldır nasıl büyük bir atılım gerçekleştirdiklerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Hindistan 1,3 milyarlık nüfusu ve yarattığı etki ile tabloda ilk beş içerisinde yer alırken madalya alanında altmış beşinci sırada yer aldı ve bu yıl tarihinde ilk kez ciritte altın madalya kazandı. Tablodaki Meksika, Endonezya ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de olimpiyat oyunlarındaki başarı karnesi çok iç acıcı değil. Ülkemiz açısından bakacak olursak ise tablonun on dokuzuncu sırasında yer alan Türkiye’nin madalya açısından öncelikli hedefinin ilk yirmi içerisine kendisini taşımak olduğunu belirtmeliyiz. Bunun için ise olimpiyatların beş ana branşı olan atletizm, bisiklet, eskrim, jimnastik ve yüzmede yepyeni bir strateji çizmek durumundayız. Başta voleybol olmak üzere basketbol, hentbol gibi takım sporlarında da kadın ve erkek takımları ile yer almanın yollarını aramalıyız. Futbol ülkesi olduğumuzu konuşup duruyoruz neden futbolda olimpiyatlarda olamadığımızın yanıtını kimse vermiyor?

Tokyo 2020 olimpiyatları kazanılan madalyaların yanı sıra elde edilen sonuçlarla da önemli bir kazanımdır ancak çok daha ileriye gidebilmemiz konusunda yapmamız gereken çok ama çok fazla husus olduğu gerçeğini asla aklımızdan çıkartmamalıyız. Olimpiyat oyunları dünyanın en büyük spor aktivitesi olduğu kadar en önemli kültürel faaliyetlerinden de birisidir ve burada yer almak son derece büyük bir kazanımdır. Tokyo’da yarışan sporcularımız aracılığıyla bundan sonra alttan gelecek yeni jenerasyonlara rol modeli olacak çok önemli örneklere sahip olduk. Madalya kazandıklarımız kadar kazanmadığımız alanlarda da yeniden harekete geçmenin ve yepyeni bir spor stratejisini hayata sokmanın tam zamanıdır.

Önceki İçerikİki doktorun hikâyesi
Sonraki İçerikBM İklim Raporu hiç bu kadar kesin ve net olmamıştı: Kırmızı alarm