Bağ ülkesi Türkiye’de üretilen şaraplar yurtdışında neden rağbet görmüyor?

Türkiye'yi bir şarap ülkesi olarak tanımlamak mümkün değil. Dünyanın en çok şarap tüketilen ülkeleri arasında ilk 100’de değil, dünyanın en çok şarap üretilen ülkeleri arasında ilk 30'da değil. Türkiye'nin bu rakamlarda geride olması, her şeye rağmen ilginç bir istatistik. Çünkü Türkiye, dünyada en çok üzüm bağı alanına sahip 4. ülke. Hatta ABD'nin 2 katı fazla üzüm bağına sahip.

“7 bölgede 81 ilde…” diye başlayan bir seçim şarkısını anımsarsınız. Tam olarak 81 ilde olmasa dahi, Türkiye’nin 7 bölgesinde de şaraplık üzüm yetişiyor. Buna karşın, Türkiye’yi bir şarap ülkesi olarak tanımlamak elbette mümkün değil. Dünyanın en çok şarap tüketilen ülkeleri arasında ilk 100’de değil. Dünyanın en çok şarap üretilen ülkeleri arasında da ilk 30’da değil. Türkiye’nin bu rakamlarda geride olması, her şeye rağmen ilginç bir istatistik. Çünkü Türkiye, dünyada en çok üzüm bağı alanına sahip 4. ülke. Hatta ABD’nin iki katı fazla üzüm bağına sahip. Aynı listede İran’ın da 6. sırada olduğunu söylemek gerek. Üretilen üzümün yalnızca %10’u şaraplık statüde. Şaraplık üzüm statüsüne, rakı ve şıra için kullanılan üzümlerin de dahil olduğunu söylemek lazım.

Bir üzüm ülkesi olan Türkiye’de şarapçılık, Trakya ve Ege’de Rumlardan, doğuda ise Ermenilerden kalma bir adet. Onların bu toprakları terk etmeleriyle, bağların da bazıları sökülmüş. Örneğin, zamanında Ünye’de dahi, endemik bir üzüm olan Hırtarıç’tan şarap yapılırmış. Bağlar daha sonra sökülüp yerlerine fındık ekilmiş. Son yıllarda şaraba artan ilgi, nesli tükenmeye yaklaşan Anadolu üzümlerinin de canlanmasına yaradı. Malatya Arapgir’de Karaoğlan, Tekirdağ Hoşköy’de Kolorko, Bozcaada’da Karasakız/Kuntra gibi üzümler, Türkiye’nin önde gelen üreticileri tarafından canlandırıldı ve “yeni üzümler” olarak Türkiye şarapçılığına kazandırıldı.

Türkiye’de üretilen şarapların neredeyse %95’i iç pazarda tüketiliyor. İhracat daha kârlı olsa da, yurtdışında Türk şarabı pek rağbet görmüyor. Bölgenin diğer ülkeleri Gürcistan, Lübnan, Yunanistan prestij olarak şarapçılıkta Türkiye’nin çok üzerinde. Gürcistan ve Ermenistan, şarabın ilk kez yapıldığı topraklar olma iddiasıyla biliniyor. Şarabın ilk kez yapıldığı nokta bugün hangi devletin topraklarında yer alıyor, bilinmez. Fakat Ağrı Dağı’nın eteklerinden çok da uzakta olmadığı kesin. Müslüman bir ülke olan Türkiye, bu tartışmanın uzağında yer alıyor. Şarap profesyoneli bir Fransız arkadaşımın üsttenci bir tavırla, Avrupalıların Müslüman bir ülkenin şarabına pek ilgi göstermeyeceğini söylediğini anımsıyorum. Nitekim özellikle Fransızlar için, şarap muhafazakârlığın oldukça öne çıktığı bir konu. Fakat yine de İngiltere, Avustralya, Sırbistan, İsveç, ABD gibi ülkelere ihraç edilen şaraplarımız var.

Türkiye’de en çok ekilen şaraplık üzüm nedir bilinmez, fakat Cabernet Sauvignon, Syrah, Merlot gibi Fransız üzümleriyle yapılan şarapların raflarda daha popüler olduğunu söylemek mümkün. Ancak bunlar, ihraç etmek için uygun seçenekler değil. Elbette endemik bir Anadolu üzümü, yurtdışında satılmak için bir Türk Cabernet’sinden daha cazip. Dünyada nice Cabernet Sauvignon, Syrah, Sauvignon Blanc varken, buna Türklerin yaptığı yorum çok da ilgi çekici olmasa gerek. Fakat Sıdalan, Çalkarası, Papaskarası, Yapıncak gibi üzümlerle yapılan şaraplar ihracattaki konumlarını günden güne daha çok sağlamlaştırıyor. Misal, Paşaeli Şarapçılık 2020 rekolte Yapıncak’ın Şarköy bağlarından çıkan şişelerinin tamamını ihracata verirken, iç pazara bir şişe dahi ayırmadı. Aynısının bir Cabernet Sauvignon’da, bir Bordeaux Blend’de olması tabii ki mümkün değil. Bu, Türkiye’de bu üzümlerin kötü yorumlandığı manasına gelmese de, dünyada bunların çokça iyi örneği var. Fakat iç piyasada satış yapmak ve kârlılık için Fransız üzümleri ekmek şart haline gelmiş vaziyette. Tek tük butik üreticiler hariç, neredeyse her üretici bağlarında en az bir Fransız üzüm çeşidine yer veriyor.

Sahip olduğu verimli topraklarıyla, farklı iklim çeşitleri ile Türkiye’de iyi şarap yapmak elbette zor değil. Mümkün ve yapılıyor. Fakat iyi şarap yapmak maliyetli. Üst kalite bir şarap, meşe fıçıda ve şişede dinlendikten sonra hasattan en iyi ihtimalle iki sene sonra paraya dönüyor. Mantar, etiket, kapüşon, cam gibi masrafların EUR ve USD üzerinden olması da cabası. Kalite arttıkça maliyet de artıyor. İyi meşe fıçı kullanmak, kimi zaman yurt dışından işinin ehli danışmanlar getirmek de ekstra ve azımsanmayacak maliyetler. Fakat Türkiye’de bu şartların neredeyse her birini yerine getiren nice üretici var. İyi şarap yapıyorlar ve fiyatlarına bakıldığında, çok uçmadıklarını görebiliyoruz. Bana sorarsanız, Türkiye’de ucuz şarap çok pahalı. Bir ülkede en ucuz şarap 55-60 TL arası olmamalı. Fakat yurtdışı muadilleriyle ve fiyatlarıyla karşılaştırıldığında, 100-140 TL arasındaki fiyatıyla iyi şarabın da uygun fiyatlı olduğunu düşünüyorum. Euro bazında, Türkiye’de 115 TL olan şarap ekseriyetle Avrupa’da 10 EUR olan şaraptan daha üst kalitede. Fakat “içilebilir” şarabın 55 TL’den başlıyor olması, ucuz şarabı pahalı hale getiriyor. Maalesef artan kurlar yerli ve yabancı şarapların da fiyatlarına yansıyacak, muhtemelen 2022 yılının Ocak ayından itibaren “içilebilir” şarabın fiyatı 70 TL’den başlayacak.

Can Nefesoğlu

1995 yılında Gölcük’te doğdu. Çocukluk yıllarının ikisi Dubai’de, diğerleri de İstanbul ve Kocaeli’de geçti. Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümünden mezun olduktan sonra Fransa’nın Dijon şehrinde Şarap Yönetimi üzerine master yaptı. Çok sevdiği şarabı tatmaya ve üzerine yazıp çizmeye devam ediyor.